İSTANBUL BAROSU’NDA ŞOVENİST GÖSTERİ: BAYRAK VE MİLLİYETÇİ SLOGANLAR

WhatsApp Image 2026-10-26 at 01.22.05PSS
https://devrimcidemokrasi5.org/wp-content/uploads/2026/10/WhatsApp-Video-2026-10-26-at-01.19.57V-1.mp4

İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda Cumhuriyetçi Güç Birliği başkan adayı Ümit Kocasakal’ın konuşması sırasında Türk bayrağı açıldı; “Ne mutlu Türk’üm diyene” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atıldı. 24-25 Ekim 2026’da Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen genel kurul, farklı siyasal ve ideolojik yönelimler arasındaki gerilimlere sahne oldu.

Divan heyeti, Türk bayrağının salondaki herkesin ortak değeri olduğunu belirterek seçim malzemesi yapılmaması yönünde uyarıda bulundu. Resmî olmayan sonuçlara göre Kocasakal’ın yaklaşık yüzde 34 oyla seçimi kazandığı bildirildi. Seçim sonrası kutlamalarda da aynı sloganlar tekrarlandı. Kocasakal, açıklamalarında Anayasa’nın ilk dört maddesinin korunmasını, üniter yapıyı ve hukuk devletini savunduğunu belirtti.

Genel kurulda daha önce Bağımsız Avukatlar Grubu adayı Arife Gökkaya Dinç’in konuşmasının ardından LGBTİ+ bayraklarının açılması üzerine de karşılıklı sloganlar atılmış, tartışma fiziksel arbedeye dönüşmüş ve oturuma ara verilmişti.

BAYRAK ARKASINDA ŞOVENİST SİYASET!

https://devrimcidemokrasi5.org/wp-content/uploads/2026/10/WhatsApp-Video-2026-10-26-at-01.22.28VSN-2.mp4

İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda açılan Türk bayrağı ve atılan milliyetçi sloganlar, hukuk alanındaki siyasal saflaşmanın bir kez daha görünür hâle gelmesidir. “Ne mutlu Türk’üm diyene” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarıyla kurulan siyasal atmosfer, ulusalcı-milliyetçi çizginin kendisini Cumhuriyet ve devletin bekası söylemi üzerinden ortaya koyduğunu gösteriyor.

Sorun, bir bayrağın açılmasından ibaret değil; o bayrağın arkasında hangi sınıfsal ve siyasal çıkarların savunulduğudur. Egemen sınıfların devletini, resmî ideolojisini ve baskı aygıtlarını sorgulamadan savunan milliyetçilik; işçi sınıfının, ezilen halkların ve farklı kimliklerin özgürlük taleplerini ulusal birlik söylemi altında bastırmanın ideolojik zeminine dönüşebilir.

Türk bayrağını herkes için tartışmasız bir ortak değer ilan etmek, bu sembolün tarihsel ve siyasal anlamına ilişkin eleştirileri geçersiz kılmaz. Devletin birliği ve bütünlüğü adına yürütülen siyaset, ezilen halkların eşitlik taleplerini, Kürt ulusal sorununu ve demokratik hak mücadelelerini dışladığında, birlik söylemi eşitsizliklerin üzerini örten bir işleve bürünür.

Baro kürsüsünde yükselen milliyetçi sloganlar, hukukun sınıfsal karakterini ve devletle ilişkisini tartışma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor; tersine, bu tartışmayı daha da yakıcı hâle getiriyor. Hukuk, egemen düzenin kurallarını uygulayan bir mekanizmaya indirgenemez. Gerçek bir demokratikleşme, ezilenlerin haklarını, halkların eşitliğini ve düşünce özgürlüğünü savunmayı gerektirir.

Şovenizme, ulusal baskıya ve egemen sınıfların ideolojik tahakkümüne karşı durmak; işçi sınıfının ve ezilen halkların ortak mücadelesini savunmak, devrimci demokratik siyasetin temel görevlerindendir. Baroların bağımsızlığı da devletçi-milliyetçi reflekslerin değil, hak ve özgürlüklerin, eşitliğin ve demokratik mücadelenin yanında durabilmeleriyle anlam kazanır.

Exit mobile version