Devrimci Demokrasi
9 Eylül 1976’da, Pekin’de gece yarısını on dakika geçe, dünya proletaryasının ve ezilen halkların en büyük devrimci önderlerinden biri, Başkan Mao Zedung, yaşamını yitirdi. 82 yıllık yaşamı, yalnızca Çin tarihinin değil, 20. yüzyıl dünya devrim tarihinin de en büyük dönemeçlerinden birine damgasını vurdu.
Mao’nun yüreği durdu; fakat onun MLM önderliğinde açtığı devrimci yol durmadı.
Çünkü Mao’nun tarihsel mirası bir kişinin adına, bir portreye ya da geçmişin nostaljik hatırasına indirgenemez. Onun asıl mirası, Marksizm-Leninizm’i somut koşullara yaratıcı biçimde uygulayarak devrimci teoriyi ileriye taşıması; proletarya ve ezilen halkların kurtuluş mücadelesine yeni bir stratejik ufuk kazandırmasıdır.
Mao, Çin devriminin somut koşullarından hareket ederek, devrimin yolunu hazır şablonlardan değil, halkın gerçek yaşamından ve sınıf mücadelesinin somut ihtiyaçlarından çıkardı.
Çin; emperyalizmin boyunduruğu altında, feodal ilişkilerin ve bürokrat-komprador kapitalizmin egemen olduğu yarı-sömürge, yarı-feodal bir ülkeydi. Devrimin görevi yalnızca mevcut iktidarı değiştirmek değil, bu toplumsal yapıyı köklü biçimde parçalamaktı.
Mao’nun büyük tarihsel katkılarından biri burada ortaya çıktı:
Devrim, şehirlerdeki dar bir ayaklanma anına sıkıştırılamazdı. Devrim, milyonlarca köylünün ve işçinin örgütlü gücüne dayanmalı; emperyalizme, feodalizme ve komprador kapitalizme karşı uzun süreli bir halk savaşı içerisinde gelişmeliydi.
Köylük alanı devrimin stratejik dayanağına dönüştürmek, şehirleri kırsal alanlardan kuşatmak, Kızıl Ordu’yu halkın örgütlü gücü haline getirmek ve kitleleri yalnızca destekçi değil, devrimin öznesi olarak görmek Mao’nun devrimci stratejisinin temel taşlarıydı.
Bu nedenle Çin Devrimi, yalnızca Çin halkının tarihini değiştirmedi.
Dünyanın ezilen halklarına “devrim mümkündür” dedi.
HALK SAVAŞI: KİTLELER OLMADAN DEVRİM OLMAZ
Mao’nun devrimci mirasının merkezinde kitlelere güven vardır.
Devrim, kendisini halkın yerine koyan seçkinci bir grubun eseri değildir. Komünist Parti’si kitlelerden öğrenir; onların deneyimlerini politik hatta dönüştürür; yeniden kitlelere taşır ve örgütlü mücadeleyi büyütür.
Kitle çizgisi, bu bakımdan yalnızca bir çalışma yöntemi değil, devrimci politikanın temel ilkesidir.
Mao’nun devrimci pratiği, “halk için devrim” anlayışını aşarak halkın kendi devrimini örgütleme perspektifini geliştirdi.
Bugün devrimi yalnızca seçim sandığına, parlamentoya, reform taleplerine, diplomatik pazarlıklara ya da dar örgüt çevrelerinin faaliyetlerine indirgeyen bütün anlayışların karşısına Mao’nun mirası dikilmektedir:
Devrim kitlelerin eseridir.
SOSYALİZMDE SINIF MÜCADELESİ BİTMEZ!
1949’da Yeni Demokratik Devrim’in zaferiyle Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması, devrimin sonu değil, yeni bir mücadele döneminin başlangıcıydı.
Mao’nun tarihsel önemini kavramak için asıl bakılması gereken noktalardan biri de budur.
Mao, iktidarın alınmasıyla sınıf mücadelesinin sona ermediğini gördü. Sosyalizmin inşası içerisinde burjuva ilişkilerin, eski sınıf alışkanlıklarının, bürokratik eğilimlerin ve kapitalist restorasyon eğilimlerinin yeniden ortaya çıkabileceğini savundu.
Devlet iktidarını ele geçirmek başka, toplumu devrimci biçimde dönüştürmek başkadır.
Bu nedenle Mao, proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesi sorununu devrimci teorinin merkezine taşıdı.
“Parti içindeki kapitalist yolcular” tartışması tam da bu zeminde anlam kazanıyordu.
Mesele birkaç kişinin kişisel tutumu değil; devlet, parti ve toplum içerisinde hangi sınıfın hangi yönde iktidar kuracağı sorunuydu.
BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRİMİ: RESTORASYONA KARŞI DEVRİM
1966’da başlayan Büyük Proleter Kültür Devrimi, Mao’nun sosyalizm anlayışının en tartışmalı olduğu kadar en özgün ve tarihsel açıdan en önemli deneyimlerinden biriydi.
BPKD’nin temel sorusu şuydu:
Proletarya iktidarı ele geçirdikten sonra burjuvazi gerçekten ortadan kalkmış mıdır?
Mao’nun yanıtı hayırdı.
Sınıflar, sınıf farklılıkları ve eski toplumdan kalan düşünce ve ilişkiler varlığını sürdürüyordu. Parti ve devlet aygıtları içerisinde dahi kapitalist restorasyonu savunan eğilimler gelişebilirdi.
Bu nedenle BPKD, sosyalizm altında sınıf mücadelesinin devam ettiği tezinin büyük bir siyasal pratiğe dönüştürülmesiydi.
BPKD’nin bütün deneyimlerini, hatalarını, aşırılıklarını ve çelişkilerini tartışmak ayrı bir meseledir. Fakat onu yalnızca “kaos” ya da “kişisel iktidar mücadelesi” biçiminde sunmak, onun tarihsel sorusunu görmezden gelmektir:
Sosyalizm nasıl korunacak ve kapitalizme geri dönüş nasıl engellenecek?
Mao’nun dünya komünist hareketine bıraktığı en büyük teorik miraslardan biri tam da bu sorudur.
MODERN REVİZYONİZME KARŞI MÜCADELE
Mao’nun yaşamının son dönemindeki mücadeleleri, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin tasfiye edilmesi ve modern revizyonizmin uluslararası komünist hareket üzerindeki etkisinin yükselmesiyle de yakından bağlantılıydı.
Mao, sosyalist devlet biçiminin tek başına sosyalizmi güvence altına alamayacağını savundu.
Sosyalizmde de burjuvazi yeniden doğabilir.
Bu tespit, yalnızca Çin açısından değil, bütün dünya komünist hareketi açısından tarihsel bir uyarıdır.
Çünkü revizyonizm, devrimin dilini kullanarak devrimin içeriğini boşaltabilir. Sosyalizm adına kapitalist ilişkiler yeniden üretilebilir. Komünist Parti’nin adı korunurken, proletaryanın siyasal iktidarı tasfiye edilebilir.
Bugün dünyanın dört bir yanında devrimci hareketlerin karşı karşıya kaldığı reformizm, parlamentarizm, sınıf uzlaşmacılığı, liberalizm, kimlikçi parçalanma ve tasfiyecilik biçimleri düşünüldüğünde, Mao’nun bu uyarılarının tarihsel önemi daha açık görülmektedir.
Mao’yu anmak; onun posterlerini taşımaktan, sözlerini ezberlemekten veya geçmişin devrimci günlerini nostaljiyle hatırlamaktan ibaret değildir.
Mao’yu anmak, onun sorduğu soruları bugün yeniden sormaktır.
Devrim nedir?
İktidar hangi sınıfın elindedir?
Komünist Parti hangi sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir?
Sosyalizmde sınıf mücadelesi neden devam eder?
Kapitalist restorasyon nasıl önlenir?
Kitleler nasıl örgütlenir?
Komünist Partisi nasıl kitlelerden kopmadan önderlik eder?
Emperyalizm çağında ezilen halkların kurtuluşu nasıl gerçekleştirilebilir?
Bu soruların her biri bugün de günceldir.
Çünkü emperyalizm ortadan kalkmadı. Kapitalizm ortadan kalkmadı. Sınıflar ortadan kalkmadı. Sömürü ortadan kalkmadı. Ezilen halkların mücadelesi sona ermedi.
Öyleyse devrimci teoriye duyulan ihtiyaç da sona ermedi.
MAO’NUN MİRASI BUGÜN MLM HATTA ISRAR EDEN, KOMÜNİST DEVRİMCİLERİNE AİTTİR.
Mao’nun katkıları, Marksizm-Leninizm’in Çin koşullarında yaratıcı biçimde uygulanmasıyla sınırlı değildir. Mao’nun teorik ve pratik deneyimi, daha sonraki devrimci hareketlerin Marksizm-Leninizm-Maoizm temelinde geliştirdiği sentezlerin en önemli tarihsel kaynaklarından biridir.
O devrim bilimi ML’nin, üçüncü nitel aşamasıdır.
Elbette, MLM’yi savunmak, Mao’yu dogmatik biçimde tekrar etmek değildir.
Tam tersine:
Mao’nun yöntemini Mao’nun kendisi kadar ciddiye almaktır.
Somut koşulların somut tahlili.
Kitle çizgisi.
Güncel sınıf mücadelesi gerçekliğine uygun Halk Savaşı.
Proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesi.
Kapitalist restorasyona karşı mücadele.
Emperyalizme karşı bağımsız devrimci çizgi.
Partinin ideolojik ve politik birliği.
Bütün bunlar, bugünün dünyasında mekanik biçimde kopyalanacak reçeteler değil; yeni koşullarda yeniden ele alınması gereken ideolojik ilkeler ve deneyimlerdir.
SON SÖZ: DEVRİMİN ATEŞİ SÖNMEDİ
Mao’nun ölümünden yarım yüzyıl sonra dünya hâlâ emperyalist savaşların, kapitalist krizlerin, sömürünün, işsizliğin, yoksulluğun ve halkların ezilmesinin pençesindedir.
Emperyalist güçler dünyayı yeniden paylaşmak için savaşırken, burjuvazi krizlerinin faturasını işçilere ve emekçilere ödettiriyor. Reformizm ve tasfiyecilik ise devrimci mücadeleyi düzenin sınırları içerisine hapsetmeye çalışıyor.
Tam da bu nedenle Mao’nun mirası geçmişin tarih müzesinde değil, bugünün sınıf mücadelesinin içinde aranmalıdır.
Mao bize şunu öğretti:
Devrim mümkündür.
Ama devrim, kendiliğinden gelmez.
Devrimci komünist bir partiye, doğru bir hatta, kitlelere güvenmeye, uzun soluklu mücadeleye ve her türlü revizyonizme karşı ideolojik mücadeleye ihtiyaç vardır.
Mao’nun ölümünden 50 yıl sonra görev, onun adını tekrarlamak değil; onun açtığı devrimci komünist yolun tarihsel deneyimlerini eleştirel biçimde inceleyerek, yaşadığımız ülkenin ve dünyanın somut koşullarında devrimci mücadeleyi yeniden örgütlemektir.
Mao’nun bedeni toprağa verildi.
Fakat emperyalizme karşı mücadele sürüyor.
Sınıf mücadelesi sürüyor.
Halkların,ulusların kurtuluş mücadelesi sürüyor.
Devrim sürüyor.
Bu nedenle Mao’nun 50. ölüm yıldönümünde onu yalnızca anmıyoruz.
Onun bıraktığı devrimci sorumluluğu yeniden kuşanıyoruz.
Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!
Yaşasın Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin devrimci mirası!
Yaşasın proletaryanın dünya devrimi!
Yaşasın işçilerin ve ezilen halkların birleşik mücadelesi!
Başkan Mao Zedung ölümsüzdür!
