“MİLLİ DAYANIŞMA” DEĞİL; DEVLETİN KRİZİNİ TAHKİM EDEN KAMUFLE EDİLMİŞ BİR PİŞMANLIK YASASIDIR!

yasa

AKP-MHP faşist iktidar bloğunun Meclis sahnesine sürdüğü “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, burjuva basının ve düzen siyasetinin pompaladığı gibi bir “demokratikleşme” veya “barış” hamlesi değildir. Bu metin; sömürü düzeninin bekçiliğini yapan faşist devlet aklının, içine sürüklendiği siyasal ve ekonomik krizden çıkmak, devrimci dinamikleri tasfiye etmek ve halkın haklı öfkesini zapturapt altına almak için hazırladığı kamufle edilmiş bir pişmanlık yasasıdır!

Marksizm-Leninizm’in ezberletmeyen ama öğreten ışığıyla bakıldığında görülmektedir ki; burjuva devlet, asla sınıflar üstü bir hakem ya da barış elçisi değildir. Devlet, egemen sınıfların ezilen halklar ve işçi sınıfı üzerindeki zapturapt aracıdır. Bugün “milli dayanışma” maskesiyle Meclis’e getirilen bu tasfiye ve teslim alma belgesi, faşist rejimin kendi bekasını güvenceye alma operasyonundan başka bir şey değildir.

Adına “bütünleşme” denilen bu yasa teklifi, özünde onlarca yıldır ezilenlerin onurlu özgürlük mücadelesini teslim almayı amaçlayan açık bir pişmanlık dayatmasıdır.

Yasaya göre sürecin başlayıp başlamayacağına halkın iradesi değil, faşist rejimin karargâhı olan Milli Güvenlik Kurulu karar verecektir. Devrimci mücadeleyle sökülüp alınması gereken haklar, birer lütufmuş gibi güvenlik bürokrasisinin iki dudağı arasına bırakılmaktadır.

Yasanın özü, yıllarca onuruyla bedel ödeyenleri devlete teslim olmaya, teslimiyete ve boyun eğmeye zorlamaktadır. Adı her ne kadar “bütünleşme” konulmuş olsa da, bu mekanizma devrimci değerleri tasfiye etmeyi, mücadeleyi kriminalize etmeyi ve tasfiyeciliği kurumsallaştırmayı hedefleyen klasik bir pişmanlık yasasının modern kılıfıdır.

 Amaç, çatışmasızlık kisvesi altında devrimci dinamikleri eritmek, sistemi ve sömürü çarklarını tehdit etmeyecek “makbul” bir muhalefet modeli yaratmaktır.

Türkiye’de Kürt sorunu başta olmak üzere toplumsal ve siyasal sorunların asgari demokratik özü; eşit yurttaşlık, anadil, özgürlük ve uluslarin kendi kaderini tayin hakkıdır. Ancak bu yasa teklifi, bu yakıcı sorunların hiçbirine zerre merhem olmamaktadır.

Tam tersine, sorunu baştan sona bir “güvenlik” ve “terör” parantezine hapseden bu zihniyet, polisin, MİT’in ve yargının sopasını daha da kalınlaştırmaktadır. Parlamenterizmin tüm sınırları yok sayılmış, komisyonlar ve Meclis, Saray’ın hazırladığı kirli planlara sadece mühür basan onay memurluğuna indirgenmiştir. Burjuva parlamentosunun bu faşist mutabakatı onaylaması, onun sınıfsal karakterini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Birkez daha tekrar etmek gerekirse, halkların kurtuluşu; Saray’ın kripto odalarında hazırlanan, pişmanlığı dayatan, tasfiyeyi ve teslimiyeti “barış” diye yutturan bu karanlık yasalardan değil; işçi sınıfının, emekçilerin, Kürt ulusu halkının ve tüm ezilenlerin örgütlü ve meşru direnişinden gelecektir.

Gerçek barış ve toplumsal kurtuluş; sömürü düzeninin, tek adam rejiminin ve faşist devlet aklının lağvedilmesiyle, eşitliğin, özgürlüğün ve gerçek halk iktidarının kurulmasıyla mümkündür. Düzenin sınırlarına hapsolmuş hiçbir tasfiye planı, ezilenlerin özgürlük yürüyüşünü durduramayacaktır. Tarih, sarayların masalarında diz çökenleri değil, direniş mevzilerinde başını dik tutan devrimcileri yazacaktır!

Exit mobile version