Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer, belediyelere yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 6 Ekim’de tutuklandı. Soruşturma kapsamında 1 Ekim’de düzenlenen operasyonda 59 kişi gözaltına alınmış, daha sonra sayı 60’a yükselmişti. Mahkeme, Seçer, Özyiğit ve Tuncer’in de aralarında bulunduğu 17 kişi hakkında tutuklama kararı verdi.
Soruşturma savcılık tarafından belediyelerin ihale ve doğrudan temin işlemlerindeki usulsüzlük iddialarına dayandırılıyor. Dolayısıyla suçlamalar ve soruşturmanın hukuki boyutu yargı süreci içinde değerlendirilecek.
BELEDİYE OPERASYONLARI: YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNDEKİ SİYASAL KUŞATMA DERİNLEŞİYOR
Mersin’de üç belediye başkanının tutuklanması, Türkiye’de muhalefet belediyeleri etrafında yürütülen tartışmaların yeni bir halkasıdır. Burada yolsuzluk ve kamu kaynaklarının usulsüz kullanılması iddialarının soruşturulması elbette hukuki bir mesele olarak ele alınmalıdır. Ancak aynı zamanda soruşturmaların siyasal iktidar ile muhalefet arasındaki güç mücadelesinin yaşandığı bir zeminde gerçekleştiği de göz ardı edilemez.
Özellikle seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması, yerel yönetimlerde seçmen iradesinin nasıl temsil edildiği sorununu yeniden gündeme getiriyor.
Mesele yalnızca CHP’li belediyelerin savunulması değildir. Esas mesele, seçilmiş temsil mekanizmalarının, devletin merkezi siyasal gücü karşısında ne ölçüde bağımsız kalabildiği ve halkın siyasal iradesinin hangi sınırlar içerisinde tanındığıdır.
Kamu kaynaklarının yağmalanmasına, rüşvete ve yolsuzluğa karşı mücadele; hangi parti veya belediye söz konusu olursa olsun gereklidir. Ancak bunun ölçütü siyasal aidiyet değil, eşit, şeffaf ve bağımsız bir hukuk düzeni olmalıdır.
Buda mevcut faşizm koşullarında mümkün değildir.
