Ortadoğu’da Kırılgan Diplomasi ve Askeri Gerilim Hattı: İsrail-Lübnan Çerçeve Anlaşması ve Suriye Sınırındaki Hareketlilik

lubnan

Ortadoğu sahası, yaz aylarının ortasında hem diplomatik masalarda yeni denklemlerin kurulduğu hem de sahadaki askeri gerilimlerin tırmandığı kritik bir süreçten geçiyor. Bu tablonun en önemli başlıklarını İsrail-Lübnan hattındaki trilateral (üçlü) çerçeve anlaşması ve Suriye sınırındaki hareketlilik oluşturuyor:

İsrail-Lübnan Çerçeve Anlaşması ve Roma Görüşmeleri: Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda imzalanan trilateral çerçeve anlaşmasının ardından, taraflar arasında süreci denetlemek ve “pilot bölgeler” oluşturmak üzere diplomatik temaslar hız kazandı. Bu kapsamda, ateşkesin kalıcılaştırılması, İsrail güçlerinin güney Lübnan’dan kademeli olarak çekilmesi ve Lübnan Ordusu’nun (LAF) bölgedeki denetimini artırarak unsurların denetlenmesine yönelik yeni tur görüşmeler Roma’da başladı. Ancak sahadaki güvensizlikler ve mekanizmanın uygulanmasındaki aksaklıklar anlaşmanın geleceğini tartışmalı kılıyor.

 Suriye Sınırında Askeri Müdahaleler: Bölgesel denklemin bir diğer ayağını oluşturan Suriye sınırında ise İsrail ordusunun Dera ve Kuneytra kırsalına yönelik askeri operasyonları ve topçu atışları hız kesmeden devam ediyor. Şam yönetimi ile geçiş sürecindeki siyasal yapılanmaların yanı sıra ülkenin kuzeyindeki ve güneyindeki askeri hareketlilik, bölgedeki egemenlik ihlallerini ve çatışma riskini canlı tutuyor.

Emperyalist Paylaşım ve Siyonist Saldırganlık Gölgesinde Halkların Kaderi

Ortadoğu coğrafyasında, Washington koridorlarında imzalanan masabaşı “çerçeve anlaşmaları” ile sınır boylarında patlayan top sesleri, emperyalist sistemin ve siyonist saldırganlığın bu coğrafyaya barış değil ancak kan, gözyaşı ve istikrarsızlık getireceğinin en açık kanıtıdır.

Medyanın “tarihi barış adımı” veya “güvenlik mutabakatı” diye pazarladığı Lübnan-İsrail anlaşması, ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkını gasp eden, egemenlik maskesi altında bölgeyi emperyalist çıkarlar ve askeri denetim altında tutmayı amaçlayan bir teslimiyet planıdır. Halkların onurlu direnişini kırmayı ve bölgeyi kendi jandarmaları eliyle hizaya getirmeyi hedefleyen bu tür mekanizmalar, sömürü ve işgal düzeninin kalıcılaşmasından başka bir anlama gelmemektedir. Suriye topraklarında süregelen askeri müdahaleler ve egemenlik ihlalleri de emperyalist blokun bölge üzerindeki hegemonya kavgasının somut birer yansımasıdır.

Gerçek barış; Washington’un veya Tel Aviv’in karargâhlarında çizilen emperyalist haritalarla değil; Ortadoğu halklarının işgalciliğe, faşizme ve sömürüye karşı omuz omuza büyüteceği devrimci ve anti-emperyalist ortak mücadeleyle mümkündür.

Exit mobile version