SÜLEYMANCILARA OPERASYON: İKTİDARIN ESKİ MÜTTEFİKİ NEDEN ŞİMDİ “SUÇ ÖRGÜTÜ” OLDU?

1000115114

Alihan Kuriş gözaltında: 17 ilde operasyon, 49 gözaltı kararı, 123 adreste arama ve el koyma. MASAK’ın merceğinde 100 milyar TL’yi aşan para trafiği iddiası. Peki devlet, yıllardır büyüttüğü tarikat-cemaat ekonomisine neden bugün müdahale ediyor?

Devrimci Demokrasi – Haber/Yorum | 13 Ağustos 2026

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında “Süleymancılar” olarak bilinen yapılanmaya yönelik 17 ilde operasyon düzenlendi. Cemaat lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken, 123 adreste arama yapıldı ve bazı şirketlere kayyum atandı.

Soruşturmanın merkezinde dini faaliyetler değil; suç örgütü kurma, suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet iddiaları bulunuyor. MASAK incelemelerinde, 2020 sonrasındaki olağan dışı para hareketleri, sahte fatura şüphesi ve yurt dışı transferleri üzerinde durulurken; soruşturma dosyasında 100 milyar TL’yi aşan para trafiğinin suç geliri olup olmadığı adli süreç sonunda netleşecek. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ise operasyonun uzun süredir çalışıldığını belirterek, Almanya’nın Köln kentindeki yaklaşık 70 milyon avroluk merkeze dikkat çekti.

Fakat asıl soru şudur: Devlet bu yapıyı neden bugün keşfetti?

TARİKAT-CEMAAT DÜZENİ VE AKP

Süleymancı yapı Türkiye’de yeni değildir. Alihan Kuriş’in 2016’da liderliği üstlenmesinden bu yana geçen on yıl, devlet ile cemaatlerin ilişkilerinin yeni bir biçim aldığı dönemdir.

AKP iktidarı, 2000’li yıllardan itibaren “dindar nesil” politikaları ve cemaatlerin toplumsal alandaki ağırlığını artırarak bu yapılara geniş bir alan açtı. Süleymancılar ile AKP hiçbir zaman tam anlamıyla özdeşleşmese de, cemaat içinden gelen Fatih Süleyman Denizolgun’un AKP’deki siyasi geçmişi gibi temaslar, iki yapı arasındaki güç ilişkilerini gözler önüne serdi.

Bir cemaat milyonluk şirketlere, gayrimenkullere ve uluslararası ağlara ulaştığında artık yalnızca inanç topluluğu değil, ekonomik bir güç odağıdır. İktidarın denetiminde kalan yapılar “sivil toplum” sayılırken; bağımsızlaşan veya farklı merkezlerle ilişki kuran yapılar aniden “suç örgütü” ilan edilmektedir.

NEDEN ŞİMDİ?” VE GÜLEN ÖRNEĞİ

Eğer MASAK raporlarındaki iddialar uzun süredir mevcutsa, bu durumun neden bugün soruşturulduğu kritik bir sorudur. Türkiye’nin yakın tarihindeki Gülen cemaati deneyimi, devlet-cemaat ortaklıklarının ilkesel değil, güç paylaşımına dayalı geçici ilişkiler olduğunu göstermişti.

Bugün 100 milyar TL gibi devasa bir rakamın tartışılması, yalnızca birkaç kişinin suçunu değil, şu temel soruları ortaya çıkarıyor:

  Bu sermaye hangi kamu kaynakları ve ticari ilişkilerle büyüdü?

 Devletin ilgili kurumları bu ekonomik büyümeyi yıllarca neden görmezden geldi?

 Türkiye’deki tüm tarikat ve cemaatlere aynı hukuk uygulanıyor mu?

Bizler açısindan mesele yalnızca Süleymancılarla sınırlı değildir. Asıl sorun, dini cemaatlerin ekonomik ve siyasal güç merkezleri haline gelmesine izin veren düzendir. Çözüm tek bir cemaatin tasfiyesi değil, tüm cemaatlerin ekonomik ve siyasi ayrıcalıklarının ortadan kaldırılmasıdır.

Aksi takdirde bugünkü operasyon bir “temizlik” değil, iktidar içi güç dengelerinin yeniden kurulmasından ibarettir. Mesele Alihan Kuriş değil; yıllardır büyütülen tarikat–sermaye–siyaset üçgenidir. Halkın beklediği gerçek cevap ise şudur: Bu düzenin içinde yüz milyarlarca liralık cemaat ekonomilerinin oluşmasına kim ve neden izin verdi?

Exit mobile version