TKP-ML’nin Özgür Aren Röportajındaki Oportünist ve Liberal Çizgiye Karşı Eleştiriler.

1000115277

Düzeltme Notu: Dostlarımızdan gelen uyarıya istinaden; yazının ilk versiyonunda dikkatten kaçan ve kurum isimlendirilmesindeki ayrım gözetilerek, röportajı gerçekleştiren ve HBDH bileşeni olan TKP-ML ibaresindeki yazım tercihi (kesme işareti kullanımı) güncellenmiştir. Devrimci dostluğa dayalı dikkat temelindeki bu haklı uyarı için teşekkür eder, metnin ilgili kısımlarında gerekli düzeltmenin yapıldığını okurlarımızın bilgisine sunarız.

KUYUNUN ETRAFINDA DOLAŞMAK MAOİZM DEĞİLDİR!

Devrimci Demokrasi – Polemik

10 Ağustos 2026 tarihinde TKP-ML’nin resmi internet sitesinde, TKP-ML Siyasi Büro üyesi Özgür Aren ile “Süreç, Kürt Ulusal Sorununu Çözmüyor!” başlığıyla bir röportaj yayımlandı. Röportajda TKP-ML’nin 2. Kongre sonrası siyasal gelişmelere ilişkin değerlendirmeleri ve özellikle Kürt ulusal sorunu etrafında gelişen yeni sürece yaklaşımı ortaya konulmaktadır.

Bu yazı, söz konusu röportajda savunulan görüşlerin eleştirisi amacıyla kaleme alınmıştır.

Kaypakkaya geleneğini ve Maoist olduğunu iddia eden bir partinin, böylesine kritik bir tarihsel dönemeçte ortaya koyduğu değerlendirmelerin; devrimci sınıf siyaseti, ulusal sorun ve tasfiyecilik karşısındaki tutarsızlığı özellikle sorgulanmalıdır. Çünkü röportajda devletin mevcut politikasının Kürt ulusal sorununu çözmediği söylenirken, sürecin esas siyasal karakteri, PKK’nin fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma yönelimi ve bunun taşıdığı tasfiyeci sonuçlar konusunda açık ve kesin bir tutum ortaya konulmamaktadır.

Bu durum, devrimci açıklık yerine eklektik, oportünist ve liberal bir siyasal değerlendirmeye yol açmaktadır.

Devrimci Hareket politik öznelerinin, birbirine karşı politik dostluk adına ideolojik mücadeleden geri durduğu bir dönemde, bizim açımızdan mesele herhangi bir örgütle kısır polemik yapmak değil; doğruyu güçlendiren, yanlışı teşhir eden ve devrimci sınıf siyasetini berraklaştıran bir ideolojik mücadele yürütmektir.

Tam da bu nedenle Özgür Aren röportajını bu temelde bilinçli bir tartışma konusu yapıyoruz.

Emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü krizlerle sarsıldığı, faşist devletin bir yandan baskı aygıtlarını tahkim ederken diğer yandan toplumsal muhalefeti kendi belirlediği sınırlar içinde yeniden dizayn etmeye çalıştığı bir tarihsel eşikten geçiyoruz.

Türkiye Kuzey Kürdistan’da bunun güncel karşılığı, Kürt ulusal sorununu çözmekten çok, Kürt halkının ve ulusunun özgürlük mücadelesinin açığa çıkardığı siyasal dinamikleri devletin hukuki ve siyasal çerçevesi içinde yeniden düzenlemeyi hedefleyen yeni bir konsepttir. “Çerçeve yasa”, silahsızlanma, fesih ve entegrasyon tartışmaları bu konseptin birbirinden kopuk parçaları değildir.

Tam da böyle bir dönemde devrimci hareket öznelerinin görevi, sisli ve muğlak cümlelerin arkasına saklanmak değil; sınıfsal ve siyasal saflaşmayı bütün açıklığıyla ortaya koymaktır.

Ne var ki Kaypakkayacı ve Maoist hatta konumlandığını iddia eden TKP-ML’nin, Siyasi Büro üyesi Özgür Aren tarafından ortaya konulan bu değerlendirmeleri, iddia edilen devrimci çizgiyle ciddi bir çelişki taşımaktadır.

Röportajın başlığı “Süreç, Kürt Ulusal Sorununu Çözmüyor!” diyor.

Peki soruyoruz:

Hangi süreçten söz ediyoruz?

Bu sürecin Kürt halkının ve ulusunun özgürlük mücadelesi açısından taşıdığı tasfiyeci sonuç nedir?

PKK’nin kendisini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının devrimci açıdan anlamı nedir?

Öcalan’ın ve PKK yönetiminin devletin “çerçeve yasa”sına bağlanan yeni siyasal hattı nasıl değerlendirilmelidir?

İşte bu soruların yanıtlanması gereken yerde TKP-ML, kuyunun etrafında dolaşmayı tercih ediyor.

Biz ise açık söylüyoruz:

Ortada kuyu yoktur; ortada tasfiyecilik vardır. Ve bu tasfiyecilik karşısında “yandan geçmek” maoist devrimci bir tutum değil, oportünizmdir.

Ancak tartışmanın hakkaniyeti açısından bir noktayı özellikle belirtmek gerekir.

Geçtiğimiz günlerde HBDH’nin bileşenlerine ve bu örgütlenmenin bugünkü siyasal koşullarda taşıdığı sorunlara ilişkin yaptığımız eleştirilerin ardından, TKP-ML’nin bu röportajında HBDH’nin mevcut biçimiyle sürdürülemeyeceğini ortaya koyan bir değerlendirme yapması önemlidir.

TKP-ML, HBDH’nin kuruluşunda belirleyici bileşenlerden biri olan PKK’nin kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini açıkça tespit etmekte; bunun HBDH’nin kuruluş dönemindeki koşullardan stratejik olarak farklı bir durum yarattığını ifade etmektedir. Bu nedenle HBDH’nin “yeni sürece göre” yeniden ele alınması gerektiğini söylemektedir.

Bu tespit, bizim açımızdan olumlu bir gelişmedir.

Çünkü HBDH’nin kuruluşuna temel oluşturan siyasal ve stratejik koşullar ortadan kalkmışken, örgütlenmenin hiçbir şey olmamış gibi devam ettiğini varsaymak gerçeklikle bağdaşmamaktadır. TKP-ML’nin kendi açıklamasında HBDH’nin kuruluşundaki koşullarla bugünkü koşullar arasında “önemli ve tayin edici farklılıklar” bulunduğunu kabul etmesi, dolayısıyla HBDH’nin mevcut biçimiyle fiili olarak varlığını sürdüremeyeceğini ortaya koyması, gerçekliğin kabul edilmesi bakımından önemlidir.

Geçtiğimiz günlerde yaptığımız eleştirilerin ardından bu gerçekliğin HBDH’nin bileşenlerinden biri tarafından açık biçimde ifade edilmesini olumlu karşılıyoruz.

Yalnız TKP-ML değil, esas olarak HBDH içinde yer alan özellikle Maoist Komünist Parti’ye (MKP) de bu yönlü eleştirilerimiz mevcuttur. Bir güç birliğinin içinde yer alıp pragmatist davranarak hiçbir eleştiri getirmemeleri ve tutum almamaları kabul edilemez. Sürece kayıtsız kalarak, bu hattın akıntısıyla sürüklenmesine onay veren teslimiyetçi tutumları; Maoist devrimci ilkelere tamamen aykırıdır ve sürece teslimiyet bayrağını çekmek demektir. PKK’nin yarattığı dönemsel imkânlardan faydalanmayı ilkesel ve doğru devrimci tavırlara kurban etmeleri gerçeği ortadadır. Dolayısıyla HBDH bileşenleri, esasen bu tavırsız ve teslimiyetçi sürecin tasfiyeci taşıyıcıları durumundadırlar.

Ancak sorun tam da burada başlamaktadır.

HBDH’nin fiili olarak sona erdiğini veya kuruluş koşullarını yitirdiğini tespit etmek tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, HBDH’yi ortaya çıkaran siyasal hattın ve bugün bu hattın ulaştığı sonuçların nasıl değerlendirileceğidir.

PKK’nin feshi ve silahlı mücadeleyi sonlandırması, yalnızca HBDH’nin örgütsel biçimini tartışmaya açan teknik bir değişiklik değildir. Bu gelişme, HBDH’nin kuruluşuna temel oluşturan stratejik yaklaşımın kendisini tartışmalı hale getiren siyasal bir kırılmadır.

Dolayısıyla mesele yalnızca “HBDH yeni sürece göre yeniden tanımlanmalıdır” demek değildir.

Mesele, HBDH’nin neden kurulduğunu, hangi stratejik perspektife dayandığını ve bugün o perspektifin hangi siyasal sonuçlara ulaştığını sorgulamaktır.

Tam da bu noktada TKP-ML’nin değerlendirmesi yeniden yetersizleşmektedir.

Bir örgütlenmenin fiilen sona erdiğini veya yeni koşullarda geçerliliğini yitirdiğini tespit etmek başka şeydir; onu doğuran siyasal çizginin tasfiyeci sonuçlarını açıkça ortaya koymak başka şeydir.

Bizim eleştirimizin esası da budur.

HBDH’nin fiili olarak sona erdiğinin kabul edilmesi doğru bir başlangıçtır; fakat devrimci eleştiri bu başlangıçta duramaz. Hangi siyasal yönelimin HBDH’yi tarihsel olarak işlevsiz hale getirdiği ve bu yönelimin bugün nereye vardığı da açıkça ortaya konulmalıdır.

“Süreç, Kürt Ulusal Sorununu Çözmüyor” Demek Yetmez!

Bir devrimci örgütün, devletin hazırladığı siyasal projenin Kürt ulusal sorununu çözmediğini söylemesi elbette önemlidir.

Fakat devrimci siyaset burada başlamalı, burada bitmemelidir.

Çünkü mesele yalnızca “Kürt sorunu çözülüyor mu, çözülmüyor mu?” değildir.

Asıl mesele şudur:

Kürt halkının ve ulusunun onlarca yıllık özgürlük mücadelesi hangi siyasal hatta sürüklenmektedir?

PKK’nin kendisini feshetmesi ne anlama gelmektedir?

Silahlı mücadelenin sona erdirilmesi hangi tarihsel sonuçları doğuracaktır?

Devletin “çerçeve yasa”sı neden hazırlanmıştır?

Bu yasa gerçekten Kürt halkının ve ulusunun ulusal demokratik haklarını güvence altına alan bir demokratikleşme hamlesi midir?

Yoksa uzun yıllardır bastırılamayan bir mücadeleyi devletin hukuki ve siyasal sınırları içerisinde yeniden düzenleme girişimi midir?

TKP-ML’nin burada yapması gereken, “bu süreç Kürt ulusal sorununu çözmüyor” demekle yetinmek değil; bu sürecin kendisinin tasfiyeci karakterini teşhir etmektir.

Çünkü Kürt ulusal sorununun çözülmemesi ile Kürt halkının ve ulusunun özgürlük hareketinin tasfiye edilmesi aynı şey değildir.

Birincisi ulusal sorunun devam ettiğini gösterir.

İkincisi ise o soruna karşı mücadele eden örgütlü gücün hangi koşullarda ve hangi siyasal çizgiyle tasfiye edildiğini gösterir.

İşte devrimci eleştiri tam burada yapılmalıdır.

TKP-ML’nin tutumundaki temel bulanıklıklardan biri, iki farklı meseleyi birbirine karıştırma eğilimidir.

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunmak devrimci bir görevdir.

Kürt halkının ve ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmak devrimci bir görevdir.

Devletin inkâr, imha, asimilasyon, sömürgeci baskı ve şovenizm politikalarına karşı mücadele etmek devrimci bir görevdir.

Fakat bütün bunlar, PKK yönetiminin bugün izlediği politik çizgiyi eleştirmemeyi gerektirmez.

Tam tersine!

Gerçek devrimci dayanışma, dostun ve müttefikin yanlışını alkışlamak değil, yanlışını açıkça ortaya koymaktır.

Kürt halkının ve ulusunun haklarını savunmakla PKK yönetiminin bugünkü siyasal yönelimini eleştirmek arasında hiçbir çelişki yoktur.

Çelişkiyi yaratanlar, bu iki meseleyi bilinçli veya bilinçsiz biçimde birbirine bağlayanlardır.

Biz Kürt halkına ve ulusuna değil, tasfiyeciliğe karşıyız.

Biz Kürt halkının ve ulusunun direniş tarihine değil, o direniş tarihinin düzen içerisinde eritilmesine karşıyız.

Biz geçmişte bedel ödeyen PKK kadrolarına ve savaşçılarına değil, onların mücadele mirasının bugün hangi siyasal sonuca bağlandığına itiraz ediyoruz.

İşte devrimci ayrım budur.

YARIM ASIRLIK DİRENİŞİ BİR “ÇERÇEVE YASA”YA SIĞDIRMAK.

PKK’nin tarihsel varlığı ve mücadelesi hakkında ne düşünülürse düşünülsün, ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır:

On yıllar boyunca binlerce insan yaşamını yitirdi.

On binlercesi hapsedildi, sürgün edildi, işkencelerden geçirildi.

Köyler boşaltıldı.

Katliamlar gerçekleştirildi.

Kürt kimliği ve dili üzerindeki inkâr ve baskı politikaları sürdürüldü.

PKK bütün bu tarihsel koşullar içerisinde silahlı bir mücadele yürüttü.

Bugün ise aynı hareketin kendisini feshetmesi ve silahlı mücadeleyi sona erdirmesi tartışılıyor.

Böyle bir tarihsel kırılma karşısında devrimci bir örgüt nasıl konuşmalıdır?

“Bu süreç Kürt ulusal sorununu çözmüyor.”

Bu kadar mı?

Hayır!

Maoizm kumandasında ki devrimci söz bunun çok ötesine geçmelidir.

On yıllarca savaşmış bir hareketin, gerçek ulusal-demokratik güvenceler ve köklü siyasal dönüşüm ortaya konulmadan, devletin hazırladığı bir çerçeve içerisinde silahsızlanmaya ve feshe yönelmesi neden eleştirilmiyor?

Sorulması gereken soru budur.

Çünkü mesele yalnızca devletin Kürt sorununu çözüp çözmemesi değildir.

Mesele, devlet çözüm üretmediği koşullarda devrimci bir hareketin neden kendi mücadele araçlarını tasfiye ettiği ve bunu hangi siyasal perspektifle meşrulaştırdığıdır.

Öyleyse, TKP-ML’nin bu sorunun etrafından dolaşması kabul edilemez.

 “ÇERÇEVE YASA”NIN EKSİĞİ DEĞİL, SİYASAL İŞLEVİ TARTIŞILMALIDIR

Burjuva devletin bir yasa çıkarması, o yasanın demokratik olduğu anlamına gelmez.

Yasanın içerisinde birkaç olumlu düzenlemenin bulunması, onun genel siyasal işlevini değiştirmez.

Bir yasa hangi koşullarda hazırlanıyor?

Kim hazırlıyor?

Kimin denetiminde uygulanacak?

Silahlarını bırakanlara ne vaat ediliyor?

Örgütsel yapıların geleceği ne olacak?

Siyasal faaliyet hangi sınırlar içerisinde mümkün olacak?

Kürt halkının ve ulusunun kolektif hakları nerede?

Kendi kaderini tayin hakkı nerede?

Devletin sömürgeci niteliğini ortadan kaldıracak siyasal dönüşüm nerede?

İşte bunlar sorulmalıdır.

Devletin hazırladığı çerçeveyi “daha demokratik hale getirme” arayışı ile o çerçevenin kendisini sorgulamak arasında dağlar kadar fark vardır.

Birincisi reformist bir düzeltme arayışına dönüşebilir.

İkincisi ise devrimci siyasal sorgulamadır.

TKP-ML’nin röportajında eksik olan tam da bu ikinci boyuttur.

Kaypakkaya’nın mirasına ve Maoist olduğunu iddia eden bir partiye düşen görev, devletin kurduğu siyasal çerçevenin yalnızca sınırlarını tartışmak değil, o çerçevenin sınıfsal ve siyasal işlevini teşhir etmektir.

“YANDAN GEÇME” SİYASETİ DEVRİMCİ NETLİK DEĞİLDİR

Bir devrimci hareket için en tehlikeli tutumlardan biri, yanlış ile doğru arasındaki çelişkinin üzerine sis perdesi çekmektir.

Bir yandan devletin Kürt sorununu çözmediğini söylemek;

öte yandan PKK’nin fesih ve silahsızlanma çizgisine açık ve kesin bir eleştiri getirmemek;

bir yandan Kürt halkının ve ulusunun haklarını savunmak;

öte yandan bu haklar adına hareket ettiğini söyleyen önderliğin içine girdiği tasfiyeci süreci esaslı biçimde sorgulamamak;

bir yandan devrimcilikten söz etmek;

öte yandan kritik tarihsel dönemeçte “ama”, “fakat”, “ancak”larla siyasal sonuçtan kaçınmak…

Bunun adı devrimci diyalektik değildir.

Bunun adı siyasal muğlaklıktır.

Daha açık söyleyelim:

Kuyunun etrafında dolaşmak devrimci siyaset değildir.

Devrimci siyaset, kuyunun ne olduğunu söylemektir.

Onu kimin kazdığını söylemektir.

Kimin içine düşürüldüğünü söylemektir.

Ve halkın neden o kuyuya sürüklendiğini açıklamaktır.

 “DOSTLUK” ADINA ELEŞTİRİDEN VAZGEÇİLEMEZ

Kürt ulusal özgürlük hareketiyle devrimci siper yoldaşlığı kurmak, onun her politik kararını desteklemek anlamına gelmez.

Tam tersine, gerçek siper yoldaşlığı eleştiri hakkını ve sorumluluğunu da içerir.

Dün faşist devletin kurşunları karşısında yan yana duranların bugün birbirlerinin yanlışlarına susması devrimci dayanışma değildir.

Devrimci dayanışma, haklı olanı desteklemek; yanlış olanı da açıkça eleştirmektir.

Biz PKK’nin geçmiş direniş mirasını küçümsemiyoruz.

Tam tersine, o mirası faşizme ve sömürgeciliğe karşı mücadele tarihinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Fakat tam da bu nedenle, o mirasın tasfiye edilmesine karşı çıkıyoruz.

Ölümsüzlerin mücadelesini sahiplenmek, onların adına konuşan bugünkü her politik tercihi sorgusuz kabul etmek değildir.

Ölümsüzlerin anısına sadakat, onların mücadele ettiği düzenle uzlaşmanın eleştirisini yapmayı gerektirir.

ÖYLEYSE MUĞLAKLIK BIRAKILMALI, BAŞKAN MAO’NUN “OKU HEDEFE FIRLATIN” SÖZÜ KUŞANILMALIDIR!

Özgür Aren’e onun şahsında Siyasal Büro’ya sözümüz açıktır:

Konjonktürün ağır baskısı altında, normal koşullarda her daim savunduğunuz, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunmakta “tereddüt” etmeyin.

Kürt halkının ve ulusunun ulusal demokratik haklarını amasız-fakatsız kendi sözünüz ile savunun.

Devletin inkâr, imha, asimilasyon ve sömürgeci politikalarını mahkûm etmekte tereddüt etmeyin. Dünkinden daha fazla, daha net savunun.  

Fakat bunları yaparken, PKK yönetiminin bugün içine girdiği siyasal süreci de aynı açıklıkla değerlendirin.

PKK’nin fesih kararını tartışın.

Silahlı mücadelenin sona erdirilmesini tartışın.

Devletin “çerçeve yasa”sını tartışın.

Öcalan’ın süreçteki siyasal rolünü tartışın.

Tasfiyeciliği tasfiyecilik olarak adlandırın.

Bunu yapmaktan kaçınmak, Kürt halkının ve ulusunun haklarını savunmak değildir.

Tam tersine, Kürt halkının ve ulusunun tarihsel mücadele birikimine karşı sorumluluğu zayıflatmaktır.

Bugün tarih, herkesin önüne bir turnusol kâğıdı koymuştur.

Kim devletin tasfiye konseptini teşhir ediyor?

Kim onun etrafında dolaşıyor?

Kim dostluk adına susuyor?

Kim devrimci eleştiriyi kuşanıyor?

Bunların hepsi tarihsel hafızaya yazılacaktır.

UNUTMAYIN! ORTADA KUYU YOK; TASFİYECİLİK VAR!

Artık lafı dolandırmanın anlamı yoktur.

Ortada kuyu yoktur; oportünizm vardır.

Ortada anlaşılmaz bir süreç yoktur; somut bir tasfiye ve entegrasyon konsepti vardır.

Ortada yalnızca Kürt ulusal sorununun çözümsüzlüğü yoktur. On yıllarca mücadele etmiş bir hareketin kendi mücadele araçlarını tasfiye etmesi gibi tarihsel bir kırılma vardır.

Ve bu kırılma karşısında devrimci hareketlerin görevi, yandan geçmek değil; açık tavır almaktır.

Bizim tavrımız açıktır:

Kürt halkının ve ulusunun ulusal demokratik hakları savunulacaktır.

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı savunulacaktır.

Sömürgeci-faşist devletin inkâr, imha ve asimilasyon politikaları mahkûm edilecektir.

PKK’nin tarihsel direniş mirası ve bu mücadelede ölümsüzleşenlerin anısı sahiplenilecektir.

Fakat aynı zamanda PKK yönetiminin bugünkü fesih, silahsızlanma ve düzen içine entegrasyon çizgisi tasfiyeci bir siyasal yönelim olarak açıkça eleştirilip mahkum edilecektir.

Ve bu eleştiriden kaçan, sürecin esasını tartışmak yerine etrafında dolaşan her türlü oportünist tutuma karşı devrimci polemik MLM temelinde kesintisiz sürdürülecektir.

Çünkü maoist devrimcilik, herkesle iyi geçinmek değildir.

Devrimcilik, tarihsel dönemeçlerde taraf olmaktır.

Devrimcilik, dostun yanlışını gizlemek değildir.

Devrimcilik, yanlışın karşısına dikilmektir.

Devrimcilik, “yandan geçmek” değildir.

Devrimcilik, kuyuyu kazan sistemi teşhir etmek ve onu yıkacak devrimci mücadeleyi büyütmektir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla muğlaklık değil, daha fazla devrimci açıklıktır.

Ne Faşist TC Saray rejiminin  tasfiye konseptine, ne PKK yönetiminin teslimiyetçi yönelimine, ne de bunların karşısında susan oportünizme geçit verilmemelidir.

Kürt halkının ve ulusunun özgürlüğü; Türk ve Kürt emekçilerinin ortak devrimci mücadelesiyle, sömürgeciliğe, faşizme ve kapitalist sınıf egemenliğine karşı kesintisiz mücadeleyle kazanılacaktır.

Exit mobile version