Üsküdar’da Sandık Değil, Sarayın Burjuva Yargısı Konuştu: Faşizmin Gaspı

uskudar-belediyesi

Devrimci Demokrasi – Haber Yorum

Bugün, 8 Eylül 2026. Üsküdar Belediyesi, halkın 31 Mart 2024’te CHP’ye verdiği oyla seçtiği yönetimi, bir kez daha sarayın burjuva yargısı eliyle AKP’ye devredildi. Sinem Dedetaş’ın tutuklanması, meclis üyelerinin gözaltına alınması, transferler, mahkeme kararlarıyla iptal edilen seçimler… Hepsi aynı filmin kareleri. Faşizm sandık dinlemiyor, seçim dinlemiyor. Kendi burjuva muhalefetine bile tahammülü yok. Gasp ediyor.

Bu, “hukuk” maskesi altında yürütülen klasik bir iktidar operasyonudur. Önce belediye başkanı tutuklanır, görevden uzaklaştırılır. Ardından mecliste yapılan başkan vekilliği seçimi, AKP’nin itirazı üzerine mahkeme tarafından iptal edilir. Meclis dengesi, istifa ettirilen, tehdit edilen, gözaltına alınan üyelerle bozulur. Sonra yeniden seçim yapılır ve “en çok oy alan” formülüyle AKP adayı Dündar Ziya Gültekin “başkan vekili” ilan edilir. Halkın iradesi, meclis aritmetiğine ve yargı kalemine indirgenir. Bu, demokrasinin değil, faşist tahakkümün dilidir.

Burjuva muhalefet (CHP ve uzantıları) burjuva düzenin meşruiyetini koruyan, sınırları çizilmiş bir muhalefettir. Ama faşizm, kendi yarattığı bu “muhalefet”e bile tahammül etmez. Çünkü her yerel iktidar odağı, her belediye, potansiyel bir direniş noktasıdır. Onları ele geçirmek, kaynakları kontrol etmek, kadroları dağıtmak, halkın önündeki son “yasal” engelleri de kaldırmak demektir. Üsküdar, İstanbul’un kritik bir ilçesidir. Buradaki gasp, sadece bir belediye değil, tüm muhalefet alanına yönelik sistematik bir saldırının parçasıdır.

Böyle bir iktidardan “Kürt sorunu çözümü”, “demokratikleşme”, “barış” beklemek ucuz bir işbirlikçi teslimiyet değilse, saf aptallıktır. Bu iktidar, sandığı, seçimi, anayasayı, hukuku yalnızca kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece tanır. Aksi halde hepsini gaspa çevirir. Kürt halkının, emekçilerin, gençlerin, kadınların, yoksulların talepleri bu masada pazarlık konusu olamaz. Çünkü masanın kendisi, gaspın masasıdır.

Bizler açısından mesele nettir: Bu, faşizm maskeli uyduruk “burjuva demokrasisi”nin çöküşünün ve faşist diktatörlüğün derinleşmesinin somut bir örneğidir. “Seçimle iktidar değişir” yanılsaması, her Üsküdar’da, her kayyımda, her tutuklamada yeniden çürütülür. Halkın iradesi sandığa hapsedilemez; sandık gasbedildiğinde direniş meşrudur. Belediyeler, yerel yönetimler, halkın kendi özyönetim organları haline getirilmeden, bu gasp düzeni sürer.

Üsküdar’da yaşananlar, “hukuki süreç” yalanıyla örtülmeye çalışılan bir sınıfsal ve siyasi saldırıdır. Sarayın yargısı burjuvazinin yargısıdır; faşizmin silahıdır. Buna karşı çıkmak, “hukuk devletini savunmak”la sınırlı kalamaz. Asıl olan, bu düzeni yıkan, halkın kendi iktidarını kuran devrimci mücadeledir.

Faşizm sandık dinlemiyor. Biz de sandığa mahkûm değiliz.

Exit mobile version