İdlib’i bombalayan İsrail, ateşkese rağmen Güney Lübnan’ı da vurdu. Saldırılar, İsrail’in bölgesel askeri üstünlüğünü dayatma ve Suriye-Lübnan hattında kendi güvenlik kuşağını oluşturma politikasının sürdüğünü gösteriyor.
İsrail ordusu, 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib yakınlarında bulunan Ebu Duhur Hava Üssü’ne sekiz hava saldırısı düzenledi. Saldırıda pist ve bazı askeri tesisler hedef alınırken can kaybı bildirilmedi. İsrail saldırıyı, Suriye’nin Türkiye askerlerinin üsse konuşlanmasına izin vererek daha önce üzerinde uzlaşıldığını savunduğu “güvenlik statükosunu” bozma ihtimaliyle gerekçelendirdi.
Ancak saldırının asıl siyasal anlamı, askeri hedefin ötesindedir. İsrail böylece Şam’a olduğu kadar Ankara’ya da “Suriye’deki askeri ve siyasi hamleleriniz benim güvenlik sınırlarımı aşamaz” mesajı vermiştir. Üssün Türkiye tarafından yeniden işlevlendirilmesi için çalışmaların başlamasının hemen ardından vurulması bu açıdan dikkat çekicidir. Türkiye saldırı konusunda önceden bilgilendirilmezken, Ankara saldırıyı Suriye’nin egemenliğine yönelik ihlal olarak kınadı.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ise saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak değerlendirirken, Washington’un Türkiye-İsrail-Suriye arasında bir çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalıştığını açıkladı. Bu, ABD’nin İsrail’i durdurmasından çok, emperyalist güçlerin bölgedeki çıkar çatışmalarını kontrolden çıkmadan yönetme arayışını gösteriyor.
Ateşkes Kâğıt Üzerinde, Bombalar Havada
İsrail, İdlib saldırısından yalnızca bir gün sonra bu kez Lübnan’ın güneyini yoğun hava saldırılarıyla hedef aldı. Ali et-Tahir Tepeleri, Dohat Kefr Rumman, Deyr Seryan çevresi ve El-Kantara bombalandı. Saldırılar sürerken can kaybı ve yaralı sayısına ilişkin henüz resmi açıklama yapılmadı.
Böylece İsrail, yürürlükteki ateşkese rağmen Güney Lübnan üzerindeki saldırılarını sürdürüyor. Lübnan ordusu daha önce İsrail saldırılarının güneydeki konuşlanmasını ve yerinden edilen insanların evlerine dönüşünü engellediğini açıklamıştı. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise askerlerin Lübnan, Suriye ve Gazze’de oluşturulan sözde “güvenlik bölgelerinden” çekilmeyeceğini açıkça ilan etmişti.
Dolayısıyla ortada yalnızca “ateşkes ihlali” yoktur. İsrail, ateşkesleri kendi askeri üstünlüğünü sınırlayan bağlayıcı anlaşmalar olarak değil, gerektiğinde yeniden yorumlayabileceği geçici düzenlemeler olarak ele almaktadır.
Emperyalist Hesapların Ortasında Halklar
İdlib’den Güney Lübnan’a uzanan saldırı hattı, İsrail’in Suriye ve Lübnan’da kalıcı bir askeri nüfuz alanı oluşturma politikasını açığa çıkarıyor. Washington ise bu saldırganlığı sona erdirmek yerine Türkiye, İsrail ve Şam arasındaki çatışmayı “yönetilebilir” düzeyde tutmaya çalışıyor.
Siyonist İsrail’in saldırganlığı, ABD emperyalizminin bölgedeki himayesi ve emperyalist güçlerin yeniden paylaşım hesapları birbirinden ayrı düşünülemez.
İsrail’in İdlib’de Ankara ve Şam’a, Lübnan’da ise direniş güçlerine ve Beyrut’a verdiği mesaj aynıdır: Bölgenin siyasal ve askeri sınırlarını belirleme hakkını kendisinde görüyor.
Fakat bu hesapların karşısında Ortadoğu halklarının iradesi duruyor. Emperyalistlerin “çatışmasızlık” mekanizmaları, diplomatik masalar ve ateşkes metinleri, işgal ve saldırganlığın maddi temellerini ortadan kaldırmadığı sürece kalıcı barış getirmeyecektir.
İdlib’den Lübnan’a uzanan bombalar, Ortadoğu’da savaşın bitmediğini; yalnızca emperyalist ve bölgesel güçlerin yeni bir paylaşım ve nüfuz düzeni kurmaya çalıştığını gösteriyor.
