Sermayenin ve iktidarın gözünde emekçilerin hayatı, hakları ve geleceği yalnızca birer “istatistik”ten ibarettir. Günlerdir Ankara’da, hakları gasbedilen, aylardır ücretlerini alamayan maden işçilerinin başkentte başlattığı direniş, bu acı gerçeğin en somut ve en çıplak tablosudur. Bağımsız Maden-İş öncülüğünde bir araya gelen madenciler, alın terlerinin ve gasp edilen tazminatlarının peşine düşerken; iktidar sahipleri her zaman olduğu gibi ezilenin karşısına yine polisi, gözaltı araçlarını ve yasakları dikti.
Ankara Valiliği’nin başkent genelinde ilan ettiği 15 günlük eylem ve etkinlik yasakları, sarayın ve sermayenin korkusunun bir dışavurumudur. Madencilerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önüne yürümek istemesinin ardından yaşanan polis müdahaleleri ve gözaltılar, bu düzenin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Sömürü düzeni, yeraltından çıkardığı kömürle ülkenin enerjisini sırtlayan madenciye gelince “yasak” kalkanını çekmekte; holdinglerin, patronların milyonluk borçlarını ise sessiz sedasız silmektedir.
Eti Gümüş ve Doruk Madencilik başta olmak üzere, hak arayan işçilere karşı devletin tüm aygıtlarının seferber edilmesi, sermaye-devlet ortaklığının suçüstü yakalandığı anlardır. Madencilerin tulumlarıyla, baretleriyle başkent sokaklarında verdiği mücadele, yalnızca bir ücret mücadelesi değildir. Bu direniş; emeğin, onurun ve insanca yaşam hakkının, kölelik düzenine karşı ayağa kalkışıdır.
Bütün bu tarihsel ve fiili direniş hattı örülürken; adında “devrimci” ibaresi taşıyan DİSK yönetiminin, işçilerin bakanlık kapılarında polis barikatlarıyla kuşatıldığı ve gözaltına alındığı en kritik anlarda sokaktaki fiili-meşru mücadeleyi sahiplenmekten uzak durması, bürokratik sınırları aşmayan ve eylemli dayanışmayı büyütmeyen tavrı ise işçi sınıfı tarafından açıkça mahkum edilmektedir. Sınıfın acil talepleri karşısında konfederasyon düzeyinde örülmesi gereken militan dayanışmayı örmeyen bu “sarı sendikal” çizgi, sermayenin saldırıları karşısında işçileri yalnızlaştıran bir tutum olarak tarihe geçmektedir.
Valilik yasakları, barikatlar, gözaltılar ve tehditler işçilerin haklı ve meşru öfkesini durduramayacaktır. Yeraltının karanlığından çıkıp sarayın ve patronların karanlığına karşı ses yükselten madenciler, bir kez daha göstermiştir ki; kölelik düzenini yıkacak olan güç, sömürülenlerin örgütlü ve fiili mücadelesidir.
Madencilerin direnişi yalnız değildir; bu onurlu kavga, emeğiyle geçinen tüm işçi ve emekçilerin kavgasıdır!
