Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından, pro-Esad milis lideri olarak bilinen Mihraç Ural (Ali Kayalı) yakalandı ve yargılanmak üzere mahkeme salonuna getirildi. Suriye resmi haber ajansı SANA’nın duyurusuna göre, Genel İstihbarat Servisi tarafından sınırdan kaçmaya çalışırken gözaltına alındı. Görüntüler sosyal medyada hızla yayıldı; Türk medyası ve yeni Suriye yönetiminin çevresi olayı “terörist yakalandı” manşetleriyle işledi.
Mihraç Ural’ın kişisel geçmişi ve 1970’ler Türkiye’sindeki THKP-C/Acilciler bağlantıları, Suriye’deki faaliyetleri tartışmalı olabilir. Ancak Suriye’de DAİŞ (IŞİD) saldırılarına karşı yürütülen direniş, ulusal bir temele dayanıyordu. Sahil bölgelerinde ve Lazkiye çevresinde, cihatçı grupların ilerleyişine karşı silahlı mücadele, yerel nüfusun varoluşsal savunması olarak şekillenmişti. Bu direnişi “mezhepçi katliam” diye karalamak, o dönemde yaşanan gerçekliği tek taraflı çarpıtmaktır.
Esad yönetiminin devrilmesi, emperyalist güçler ile bölgesel gerici ittifakın ortak ürünüdür. Bu süreçte başa geçirilen HTŞ ve onun lideri Ahmed eş-Şara (eski adıyla El Colani), uzun yıllar el-Kaide ve DAİŞ çizgisinde faaliyet göstermiş bir yapıdır. Şeriatçı, insanlık düşmanı bir örgütlenme, “geçiş yönetimi” maskesi altında meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Ural’ın yakalanması ve mahkemeye çıkarılması, bu yeni düzenin propaganda malzemesi haline getirilmiştir. Asıl amaç, eski rejimle bağlantılı isimleri hedef göstererek kendi meşruiyetini güçlendirmek ve muhalif direniş unsurlarını tasfiye etmektir.
Bu tabloda gerçek kasaplar nettir: HTŞ ve Colani, onların ardındaki Saray rejimi ve haydut ABD. Emperyalist müdahale ve bölgesel uşaklıkla inşa edilen bu düzen, Suriye halkının iradesini gasp etmiş, cihatçı bir yapıyı iktidara taşımıştır. Mihraç Ural üzerinden yürütülen “adalet” söylemi, bu gerçeği örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.
Bizler açısından bakıldığında, DAİŞ’e karşı direnişin ulusal haklılığı inkâr edilemez. Emperyalizmin ve onun yerel işbirlikçilerinin dayattığı yeni düzen ise, halk düşmanı karakterini her geçen gün daha açık göstermektedir. Bu propagandaya karşı durmak, Suriye’deki gerçek güç dengelerini ve emperyalist müdahalenin sonuçlarını görmezden gelmemek demektir.
