PARİS AYAKTA: HALK DENİZİ MAKRON REJİMİNİ BOĞUYOR!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Fransa’da 24 Ekim günü sokaklara taşan öfke, egemen sınıfların bütün engellemelerine rağmen toplumsal hoşnutsuzluğun dinmediğini gösterdi. Hayat pahalılığına, sosyal hakların gaspına, eğitim ve barınma alanındaki yıkıma karşı emekçiler, öğrenciler ve gençler yeniden mücadele alanlarına çıktı. Bir hafta önceki seferberliğin ardından gerçekleşen eylemler, burjuva iktidarın güvenlik önlemleriyle ortadan kaldıramadığı toplumsal çelişkileri bir kez daha görünür kıldı.

Paris’te emekçilerin ve gençlerin karşısına bu kez güzergâh dayatmaları, metro istasyonlarının kapatılması ve yoğun polis önlemleri çıkarıldı. Sendikaların daha önce üzerinde uzlaştığı Bastille–Nation güzergâhı değiştirilerek yürüyüşün Porte d’Italie’den Porte de Vincennes’e uzanan çevre bulvarlarında yapılmasına karar verildi. Organizatörlerin karara karşı başvurusu reddedildi. Buna rağmen kortej saat 14.00’te hareket etti.

Burjuva devletinin güvenlik aygıtı, sokakların denetimini elinde tutmak için harekete geçirilirken emekçilerin hangi güzergâhta, hangi koşullarda ve ne ölçüde seslerini duyurabileceği idari kararların konusu hâline getirildi. Böylece 24 Ekim, yalnızca ekonomik taleplerin değil, gösteri hakkı üzerindeki devlet denetiminin de mücadele gündemine girdiği bir gün oldu.

SÖMÜRÜNÜN FATURASI EMEKÇİLERE, KRİZİN BEDELİ HALKA!

Fransa’da milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen hayat pahalılığı, ücretlerin yetersizliği, kira yükü ve kamusal hizmetlerdeki gerileme, kapitalist düzenin emekçi sınıflara dayattığı yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. İşçi ve emekçiler yaşamlarını sürdürebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalırken gençler eğitim, barınma ve gelecek güvencesi sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Burjuva siyasetinin dar ekonomik hesapları içinde sıradanlaştırılan bu tablo, emekçi halkın yaşamını kuşatan sınıfsal bir gerçekliktir. Bir tarafta sermayenin birikimini ve kârını korumaya dönük politikalar, diğer tarafta geçim sıkıntısı altında ezilen geniş emekçi yığınlar bulunuyor. Hayat pahalılığına karşı yükselen öfkenin temelinde bu karşıtlık yatıyor.

24 Ekim’de Paris sokaklarına çıkanların talepleri, bu nedenle yalnızca fiyat artışlarına tepki olarak görülemez. Eğitim hakkı, barınma, ücretler, sosyal güvence ve kamusal hizmetler etrafında yükselen mücadele, emekçi sınıfların yaşam koşullarını savunma mücadelesidir. Bu taleplerin ortaklaştırılması, sermayenin ve onun siyasal temsilcilerinin dayattığı kemer sıkma politikalarına karşı birleşik bir mücadele hattının geliştirilmesi açısından önem taşıyor.

POLİS ABLUKASIYLA TOPLUMSAL ÖFKE SUSTURULAMAZ!

17 Ekim’de yaşanan yağma ve işyeri saldırılarının ardından Fransız devleti, 24 Ekim seferberliğini geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleştirdi. Ülke genelinde 70 bin polis ve jandarmanın görevlendirilmesi, kent merkezlerinde gösteri yasaklarının uygulanması ve yürüyüş güzergâhlarının sınırlandırılması, devletin kamu düzeni politikasını yeniden gündeme taşıdı.

İşyerlerine ve insanlara yönelik saldırılar, emekçi halkın yaşamına zarar veren eylemlerdir. Ancak bu olayları gerekçe göstererek bütün protesto hareketini şüpheli ilan etmek, barışçıl gösteri hakkını fiilen daraltmak ve toplumsal talepleri güvenlik sorununun gölgesine itmek kabul edilemez.

Burjuva devletinin baskı aygıtı, toplumsal çelişkileri ortadan kaldırmaz. Polis kordonları hayat pahalılığını düşürmez; gösteri yasakları kiraları azaltmaz; göz yaşartıcı gaz eğitim ve barınma sorunlarını çözmez. Egemen sınıfların karşısına çıkan temel sorun, toplumsal hoşnutsuzluğun hangi siyasal ve örgütsel biçimlerde gelişeceğidir.

Paris’teki eylemler, devletin bütün sınırlamalarına rağmen mücadele taleplerinin gündemde kaldığını gösterdi. Bu mücadelenin kalıcı bir güce dönüşmesi ise sokaktaki öfkenin örgütlü, kararlı ve süreklilik taşıyan bir sınıf mücadelesiyle buluşmasına bağlıdır.

ORLÉANS’DA ANTİ-FAŞİST SEFERBERLİK: IRKÇILIĞA VE AŞIRI SAĞA KARŞI MÜCADELE!

24 Ekim’in bir diğer önemli mücadele alanı Orléans oldu. Marine Le Pen’in liderliğindeki Rassemblement National’ın (RN) kongresine karşı düzenlenen yürüyüşte ırkçılık, göçmen karşıtlığı ve aşırı sağın politikaları protesto edildi. Sendikaların, sol örgütlerin ve antifaşist çevrelerin katıldığı eylem, Fransa’daki toplumsal mücadelenin yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı olmadığını ortaya koydu.

Emekçilerin yaşam koşulları ağırlaşırken göçmenleri, ezilenleri ve toplumsal olarak dışlanan kesimleri hedef gösteren siyaset, işçi sınıfının ortak mücadele zeminini parçalama tehlikesi taşıyor. Irkçılık, emekçileri kökenlerine ve kimliklerine göre karşı karşıya getirerek sınıfsal dayanışmayı zayıflatıyor. Bu nedenle antifaşist mücadele, emekçi halkın sosyal haklar ve özgürlükler uğruna yürüttüğü mücadeleden koparılamaz.

Aşırı sağın yükselişine karşı mücadele, yalnızca sandıkta veya belirli günlerde düzenlenen protestolarda değil; işyerlerinde, okullarda, üniversitelerde ve yaşamın bütün alanlarında geliştirilmelidir. Irkçılığa ve faşist siyasete karşı mücadele, emekçilerin ortak çıkarları temelinde örgütlenmek zorundadır.

Paris sokaklarında biriken öfke, kapitalist düzenin yarattığı eşitsizliklerin ve emekçi sınıflara yüklediği ağır yaşam koşullarının siyasal alandaki yansımalarından biridir. Ancak toplumsal öfkenin varlığı, kendiliğinden devrimci bir yönelim veya iktidar mücadelesi anlamına gelmez. Belirleyici olan, bu öfkenin hangi sınıfsal hedefler etrafında birleşeceği, nasıl örgütleneceği ve mevcut düzenin sınırlarını aşan bir mücadele perspektifine kavuşup kavuşamayacağıdır.

Sermayenin çıkarlarını koruyan politikalar karşısında emekçilerin talepleri, birbirinden kopuk ekonomik başlıklar olarak ele alınamaz. Ücret mücadelesi, eğitim ve barınma hakkı, sosyal güvencelerin savunulması ve ırkçılığa karşı mücadele, ortak bir sınıfsal dayanışma zemininde buluşmalıdır. Bu bağ kurulmadan toplumsal hoşnutsuzluk, egemen düzenin sınırları içinde etkisizleştirilme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Devrimci görev, yalnızca kalabalıkların sokağa çıkmasını selamlamak değil; emekçi sınıfların kendi örgütlü gücünü geliştirmesini, taleplerini ortaklaştırmasını ve sömürü düzeninin siyasal temellerini sorgulamasını sağlayacak mücadele perspektifini ortaya koymaktır.

Paris’te yükselen öfkenin anlamı, yalnızca bir günlük seferberliğin büyüklüğünde değil, bu öfkenin örgütlü sınıf mücadelesine dönüşme olanaklarında aranmalıdır. Sermayenin egemenliğine, sosyal yıkıma, ırkçılığa ve devlet baskısına karşı mücadele; emekçilerin bağımsız sınıf çıkarları temelinde birleştiği ölçüde kalıcı bir siyasal güç kazanabilir.

Mesele, burjuva iktidarına yalnızca tepki göstermek değil, bu iktidarın dayandığı sınıfsal ilişkileri teşhir etmek ve emekçi halkın kendi bağımsız mücadele gücünü büyütmektir.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.