Görünürde “tarihsel bir hesaplaşma” veya “ilkesel bir özeleştiri” çağrısı gibi sunulsa da, özünde proletarya devrimciliğinin çelikten yasalarına yabancılaşmış; mücadelenin acımasız ve yakıcı pratiklerinden koparak Avrupa’nın “refah ve konfor” adacıklarında (veya sosyal demokratik hakların o konforlu gölgeliğinde) ikbal arayanların sığ bir tasfiyecilik manifestosudur.
Marksist-Leninist-Maoist (MLM) tarih bilimi, olayları soyut tümdengelimlerle, burjuva ahlakçılığıyla ya da bireysel hırsların serüveninde değil; sınıf mücadelesinin somut koşulları, emperyalist-faşist saldırganlığın o karanlık dehlizleri ve partinin ideolojik-siyasal bütünlüğü ekseninde ele alır. Halil Gündoğan imzalı bir değerlendirme, tam da bu bilimsel yöntemi terk ederek, devrimci önderliği ve DABK mirasını hedef alan reviziyonist bir eleştiri modeline yaslanmaktadır.
Karl Marx’ın “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” eserinde belirttiği gibi:
“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama bunu kafalarına göre, özgürce seçilmiş koşullar altında değil, doğrudan karşılarında buldukları, geçmişten devredilen ve verili olan koşullar altında yaparlar.”
Dönemin şartlarını sınıf savaşının o çelikten yasalarından koparıp, steril masalarda yazılmış birer disiplin tüzüğü ihlali gibi sunmak, bilime ve diyalektiğe ihanettir.
1. Karl Marksvari Bir Duruşla: “Lordlar Kamarası” Seyircilerinin Devrimci Hakikati Çarpıtmaları
Avrupa Birliği’nin kaloriferli dairelerinde, sosyal hakların konforlu minderlerine yaslanarak, dağların başındaki o şanlı gerilla direnişini ve parti inşası uğruna toprağa düşenleri “akademik” bir kibirle eleştiren bu zihniyet, tam anlamıyla bir “Lordlar Kamarası” edasındadır. Sınıf mücadelesinin ateşinden kaçıp “özgürlük” masalları anlatan bu tasfiyeciler, Marx’ın Paris Komünü deneyimi üzerine yazdığı o ölümsüz satırlardaki proletarya ciddiyetinden bütünüyle uzaktır.
Metinde, kontra operasyonları ve devletin imha yönelimleri sanki sıradan birer “disiplin soruşturması”ymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu yaklaşım, Cüneyt Kahramanvari bir keskinlikle ve MLM teorinin çelikten argümanlarıyla yerle yeksan edilmelidir:
• Sınıf mücadelesinde ihanet, tasfiyecilik ve legalizmin bataklığına saplananlar, devrimci önderliğin kararlarını sabote ederken; o dönemin önder kadroları partiyi ve devrimi kurtarmak adına tarihin en ağır yükünü omuzlamışlardır.
• DABK’ın ve MKP’nin ölümsüzleşen yiğit kadroları, en karanlık faşizan dalgalar karşısında dahi şehir ve köylü gerilla cephesini terk etmemiş, emperyalizme ve komprador cepheye karşı barikat kurmuştur. Avrupa’nın sosyal haklarına ömrünü ipotek edenlerin, dağlarda bedenini siper eden bu iradeyi yargılamaya felsefi ve siyasi olarak hakkı yoktur. Bu, tam anlamıyla bir feodal tarihsel kinin ve öç alma muhasebesinin bilim kisvesi altında pazarlanmasıdır.
2. Revizyonizme, Tasfiyeciliğe ve Legalizme Karşı Maoist Parti Anlayışı
Maoist Komünist Partisi (MKP), kaynağını proletarya biliminden ve kesintisiz devrim teorisinden alan, tasfiyeciliğe ve sağ/sol sapmalara karşı çelikleşmiş bir iradedir. Metnin iddia ettiği gibi partiyi bölmek ya da darbe yapmak değil; aksine devrimci hatta ısrar etmenin, tasfiyeci ve legalist eğilimleri tasfiye etmenin adıdır.
• Devrimci kisvesi altında gizlenen bu tür burjuva-demokratik eleştiriler, partinin ideolojik bütünlüğünü hedef alır.
• Maoist parti anlayışı; pratikteki geçici aksaklıkları, eksiklikleri ve yanlıșları ideolojik bir tasfiyeye dönüştürmez; aksine bunları eleştiri-özeleştiri potasında muhasebe ile eriterek daha da çelikleşir.
• DABK kökenli önder kadrolar, bu partinin harcına canlarını katmıştır. Onları birer “darbeci” olarak yaftalamak, tarihin akışını tersine çevirme çabasından ibaret bir sefalettir. DABK’ın silahlı mücadelesinin karşısında o günün şartlarında sus pus devrimciliğine sınırlanmış olanların, elbette günümüzde az hatayı biz yaptık ve o çok hareketli ve sürekli hareket olanları çok hatta yaptılar diyerek “darbeci” ilan ederler.
3. Yapay Zeka, Sanayi Çağı ve Karanlık Odalar: DABK Çizgisinin Değişmez Geçerliliği
Bugün teknolojik gelişmelerin, yapay zekanın, endüstri 4.0 ve 5.0 evrelerinin, küresel dijital gözetim ağlarının ve karanlık oda sanayileşmenin zirve yaptığı bir çağdayız. Emperyalizm insanlığı dijital birer kul haline getirmek için her türlü dijital gelişmeyi kullanıyor. Peki, böylesi bir çağda DABK’ın ve şanlı Maoist partinin o iddialı, kararlı ve devrimci dik duruş çizgisi geçerliliğini yitirdi mi?
Kesinlikle hayır! Bilakis, bugün bu çizgi her zamankinden daha fazla hayati bir önem taşımaktadır:
1. Teknolojik Emperyalizme Karşı Halk Savaşı: Yapay zeka ve algoritmik kontrol mekanizmaları, emperyalist sermayenin yeni sömürü ve denetim araçlarıdır. Bu araçları alt etmenin yolu, burjuva liberalizminin uyutucu masallarına sığınmak değil; proletaryanın bilinçli, örgütlü ve devrimci iradesidir.
2. Karanlık Odaların Boşluğu: Emperyalistlerin karanlık sanayi üretim fabrikalarında planlanan işçi sınıfını tasfiye projeleri, ancak DABK’ın o sarsılmaz, bedel ödeyen ve ideolojik netliğe sahip Maoist geleneği ile sokaklara ve meydanlara radikal bir duruşla ancak boşa çıkarılabilir.
3. Devrimin Kaçınılmazlığı: Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, sınıflar arasındaki çelişki, sömürü, ezilen ve geleceksizlik yaşayan halkların özlem duyduğu adalet arayışı baki kaldığı sürece devrim mümkündür ve kaçınılmazdır.
Özcesi
MKP, geçmişin devrimci mirasına sahip çıkarak, hatalarından arınan ama asla özünden ve Maoist karakterinden taviz vermeyen bir iradedir. Avrupa’nın sosyal haklarına sırtını yaslayıp, oralarda sınıf mücadelesine zerrece katılmayan, devrimci önderliğe dil uzatanlar tarih karşısında mahkum olurken; DABK’ın ve MKP’nin toprağa düşen neferlerinin omuzlarında yükselen devrim bayrağı, yapay zeka çağında bile emperyalizmin surlarında delikler açmaya devam edecektir.
Tarih, nasihatçı sığ tasfiyecileri değil; o karanlık günlerde bedel ödemekten bir an olsun geri durmayanları haklı çıkaracaktır!
Devrime bedel ödeyenlere saygılıyız ama ödenen bedelleri haddini aşan ölümsüz önderlerimize karşı fırsatçılık ve tarih çarpıtıcılarınada eyvallahımız olmaz ve bilimsel tarihsel gelişmişliğimizle ve DABK’ın radikal devrimci mücadeleci dil kültürümüzle teşhir ederiz.
Faşizmin ağır koşullarında faaliyet yürüten her Partizancıdan da bu duruş ve tavırı bekleriz.
Partimiz Maoist Komünist Partisi‘nin şanlı tarihi her yönüyle muhasebemiz gelişmişliğimizle onur kaynağımızdır. Kıymeti kendinden menkul olanların, kalkıp kişi ve kişileri bunun üstünde gösterme girişim yazılarını mahkum ederiz/ediyoruz…
12 Eylül darbecilerini unutup, 1987/94 tarihlerini en tehlikeli gösterme çocuk hastalığına kapılanların ruhsal siyasal dengesizliklerini bu gelenek çoktan aşmıştır. Kendini ve hantal siyaset tarzını bu süreç üzerinden var etmek isteyenlere bu geleneğin en diri ve mücadeleci kesimi her alanda cevabını vermelidir.
Somut koşulların somut tahliline katkı sunamayan bu tarih romantiklerinin sarıldığı konu ve saldırdığı genelde en diri tarihimiz olan DABK‘tır.
Devrim tarihleri 1987 ve 1994 takılıp kuruntu yapanların değil, tarihini muhasebe edebilen ve somut koşulların tahlilini doğru yapanların gelişmesini gösterecektir.
Mehmet Karaca
