Bugün dünyada siyaset sahnesi, adeta mahkum edildiğimiz ucuz bir tiyatro sahnesini andırıyor. Emperyalist kapitalizmin yaşadığı sürekli krizler dünya halklarına savaş, yoksulluk ve zulüm olarak yansıyor. Türkiye’de de bir tarafta din ve milliyetçilik kisvesiyle halkın emeğini, geleceğini ve umutlarını sömürenler; diğer tarafta ise Atatürkçülük, “laiklik” ve “solculuk” maskesiyle aynı tezgâhı farklı bir söylemle sürdürenler var.
Bu iki kutup, madalyonun iki yüzü gibi birbirini var ediyor ve besliyor. Ancak iş halkın payına düşen yoksulluğa, adaletsizliğe ve geleceksizliğe geldiğinde, bu ikiz kardeşler kusursuz bir uyum içinde birleşiyorlar.
Bir yanda “milli piyasa” ve “kalkınma” masallarıyla küçük yatırımcının üç kuruşluk birikimini yapay hisse oyunlarıyla buharlaştıran finans kapital patronları; diğer yanda “hizmet” ve “yerel yönetim”kisvesi altında halkın vergilerini rüşvet evlerinde, kasalarda, ihalecilik oyunlarında paylaşanlar var.
Bu tablo, az önce konuştuğumuz o ikiyüzlü tablonun güncel ve ete kemiğe bürünmüş halidir.
Güncel Tablo: Krizin Faturasını Ödeyenler ve Paylaşanlar
Bugün çarşıda, pazarda, fabrikada hayat pahalılığı ezici bir çark gibi dönüyor. Asgari ücretler erirken, temel tüketim maddelerine erişmek imkânsızlaşıyor. Gençler umutsuz, emekliler sefalet ücretleriyle baş başa.
Peki, bu düzenin sahipleri ne yapıyor?
Bir taraf kürsülerde hamasetle halkın inancını ve millî duygularını istismar ederek sermayenin önünü açıyor.
Diğer taraf ise laiklik ve Atatürkü sığ bir seçim malzemesi haline getirip, asıl sınıfsal sömürüyü ve neoliberal ekonomik politikaları perdeliyor.
İşçiler esnek ve güvencesiz çalışmayla köleleştirilirken, tarlalarda, kargo depolarında ve plazalarda ter dökenler iki tarafın da ortak çıkarlarına kurban ediliyor. Biri “beka” diyor, diğeri “rejim” diyor; ama günün sonunda zenginleşen yine aynı bir avuç azınlık, yoksullaşan ise aynı emekçi halk oluyor.
Suni Kutuplaşmaya Karşı Sınıf Bilinci
Bu sahte ikiliğe karşı gerçeğin altını cesaretle bir kez daha çizeriz ki: Mevcut kavga, halk ile halkın sırtından geçinenler arasındadır.
Kültürel ve kimliksel kodlar üzerinden yaratılan yapay duvarlar, emekçi halkların bir araya gelmesini engellemek için bilinçli olarak örülmektedir. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, dindar ya da laik… Hepimizin yaşadığı sefalet ortak, sömürü ortak ve geleceksizlik ortaktır. O halde çözüm, bu iki yüzlü siyaset bezirgânlarının oyununa gelmek değil, sınıf bilinciyle kendi ortak çıkarlarımız etrafında kenetlenmektir.
Halkın Kurtuluşu Kendi Ellerindedir
Halkların bu sahte ikiyüzlülüklere karşı uyanmaktan ve kendi gerçek iktidarı için birleşmekten başka çaresi yoktur.
Ne dinin ve milliyetçiliğin sömürü aracı haline getirilmesine ne de ilerici değerlerin burjuva siyasetine oyuncak edilmesine boyun eğeceğiz. Gerçek özgürlük; emeğin sömürülmediği, insanca yaşanacak bir düzenin, halkın kendi elleriyle kurulduğu gün gelecektir. Çare, saraylarda ya da parlamenter oyunlarda değil; tarlada, fabrikada, sokakta ve omuz omuza veren emekçilerin birliğindedir.
