KAYPAKKAYA GELENEĞİNİN EMEKTARIYDI: HAYDAR KUTAN’I (HOCA) KAYBETTİK

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Uzun yıllardır mücadele ettiği amansız hastalığa yenik düşen, Kaypakkaya Geleneği’nin emektarlarından, dostumuz ve yoldaşımız Haydar Kutan’ı, herkesin bildiği adıyla Hoca’yı kaybettik.

Hoca’nın yaşamını yitirdiği haberi, yalnızca onu tanıyanlar için değil, Kaypakkaya geleneğinin onlarca yıllık tarihine tanıklık etmiş bir kuşak açısından da önemli bir kayıptır. Başta ailesi olmak üzere bütün yoldaşlarına, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Hoca’nın uzun yıllara yayılan mücadele yaşamı, yalnızca örgütsel aidiyetlerle değil, Kaypakkaya geleneğinin düşünsel ve pratik mirasına taşıdığı emekle değerlendirilmelidir.

Hoca’yı anlatmanın en doğru yollarından biri, belki de onun sırtındaki çantadır.

Çünkü o çanta, yalnızca bir yolculuk çantası değildi. Avrupa’nın kentlerinden kentlerine, ülkeden ülkeye taşıdığı kitapların, notların, dergilerin ve belgelerin yanında; yılların biriktirdiği devrimci hafızayı da taşıyordu.

Bir dönem Proletarya Partisi saflarında birlikte omuz omuza faaliyet yürüttüğümüz Hoca, Avrupa’daki uzun sürgün yaşamı boyunca rotasını Kaypakkaya geleneğinden yana tutmuş bir fikir insanıydı. Çağrıldığı her yere gitmeye, panel yapmaya, tartışmaya, anlatmaya ve dinlemeye hazırdı.

Onu büyük laflar eden, kendisini çevresindeki herkesten daha önemli gören bir figür olarak hatırlamıyoruz. Tam tersine, mütevazılığıyla, sadeliğiyle ve sahip olduğu birikimi başkalarıyla paylaşma isteğiyle hatırlıyoruz.

Küçük örgütsel çevrelerin dar iktidar hesaplarına, kişisel egoların büyütülmesine, devrimci ilişkilerin kişisel husumetlere dönüştürülmesine mesafeli durdu. Onun için esas mesele, kimin hangi küçük örgütsel mevzinin sahibi olduğu değil; devrimci düşüncenin ve Kaypakkaya’nın açtığı devrimci yolun nasıl kavranacağıydı.Bu kavrayışta verili tarihsel koşullarda çoğu dönem hatalı hatta dursa da, hatalı durduğu zemin Kaypakkayacı zemindi. 

Bu nedenle Hoca’nın hayatında örgütsel tartışmaların ötesinde bir başka damar vardı: fikri tartışma ve ideolojik mücadele.

Hoca ile bir araya gelenlerin ortak hatıralarından biri, onun sohbetlerinin kolay kolay sıradanlaşmamasıydı.

Bir konu açıldığında onu derinleştirmeyi, farklı yönleriyle tartışmayı severdi. Salt sloganlarla yetinmez; nedenini, tarihsel arka planını, ideolojik temelini sorgulardı.

Panelden panele, toplantıdan toplantıya taşıdığı temel özelliklerden biri buydu.

Devrimci propagandanın yalnızca yüksek sesle slogan atmaktan ibaret olmadığını; insanlara düşünmeyi, sorgulamayı ve mücadeleyi anlatmak gerektiğini bilen bir kuşağın insanıydı. Ajitasyon ile propagandayı birbirinden koparmadan, teorik tartışmayı canlı siyasal sorunlarla buluşturmaya çalışırdı.

Bu yönüyle Hoca, yalnızca konuşan değil, anlatan ve tartışma yaratan bir Kaypakkayacı idi.

Onun için devrimci faaliyet, belirli dönemlerde yapılan bir görev değil, sağlığı elverdiği sürece hayatın kendisiydi.

Hoca’nın kişiliğinde dikkat çeken en önemli özelliklerden biri de sahiplenme duygusunun değil, paylaşma duygusunun ağır basmasıydı.

İnsanları kendisine bağlamak, çevresinde bir kişilik kültü yaratmak, küçük bir çevrenin değişmez önderi haline gelmek gibi bir arayışı olmadı. Devrimci hareketin en büyük hastalıklarından biri olan “ben” duygusundan uzak durdu.

Onun dünyasında devrimci birikim kişisel mülk değildi.

Bilgi paylaşılmalıydı.

Deneyim aktarılmalıydı.

Tartışma yürütülmeliydi.

Eleştiri yapılmalıydı.

Ve bütün bunlar, kişisel üstünlük kurmak için değil, devrimci bilincin gelişmesi için yapılmalıydı.

Bu nedenle onu “çantasını sırtına alıp yollara düşen bir derviş” olarak hatırlamak abartı değildir.

Fakat onun dervişliği mistik bir teslimiyetin değil, devrimci fikre adanmışlığın dervişliğiydi.

Konforu değil mücadeleyi; kişisel rahatlığı değil devrimci görevi; küçük iktidarları değil büyük davayı esas alan bir yaşam anlayışını sahiplenme çabasındaydı.

Hoca’nın yaşamını değerlendirirken üzerinde özellikle durulması gereken bir başka yönü de politik ayrılıklara yaklaşımıdır.

Kaypakkaya geleneği, tarihinin farklı dönemlerinde ağır örgütsel ayrışmalar, ideolojik tartışmalar ve kopuşlar yaşadı. Bu süreçlerde insanlar farklı politik tercihler yaptı, farklı örgütsel yapılarda yer aldı.

Hoca da bu tarihsel süreçlerin dışında kalmadı.

Fikirsel değişimler yaşadı, politik değerlendirmelerinde farklılaşmalar oldu. Ancak ayrıldığı insanları otomatik olarak “düşman” ilan eden bir anlayışa teslim olmadı.

Bu, bugün açısından özellikle önemli bir devrimci erdemdir.

Çünkü devrimci hareket ve Kaypakkaya Geleneği içerisinde eleştiri ile düşmanlaştırmayı birbirine karıştıran; politik farklılığı kişisel husumete çeviren; geçmişte aynı mücadele içerisinde yer aldığı insanlara bugün en ağır ithamlarla saldırmayı bir siyasal yöntem haline getiren anlayışlar hiç de az değildir.

Hoca bu yolu seçmedi.

Eleştirdi ama düşmanlaştırmadı.

Ayrıştı ama geçmişte birlikte yürüdüğü insanları yok saymadı.

Kendi doğrularını savundu ama bunu kişisel iktidar mücadelesine çevirmedi.

Elbette Hoca’nın da hataları, eksiklikleri, zaafları vardı. Hiçbir devrimci insanın yaşamı eleştiriden muaf değildir. Fakat bir devrimciyi değerlendirirken onun bütün yaşamını birkaç politik tartışmaya sıkıştırmak, yıllarca verdiği emeği tek tek ayrışmaların içine hapsetmek doğru değildir.

Hoca’nın ardından yapılması gereken, onu kusursuz bir figüre dönüştürmek değil; devrimci yaşamının esas yönünü, emeğini ve bıraktığı izi doğru değerlendirmektir.

Hoca’yı önemli kılan yalnızca bireysel özellikleri değildi.

O, aynı zamanda bir dönemin tanığıydı.

Kaypakkaya’nın açtığı devrimci kopuşun ardından şekillenen mücadele içerisinde yetişen; Proletarya Partisi deneyimini yaşayan; sonraki yıllarda yaşanan ayrışmaları, tartışmaları ve yeniden yapılanmaları içeriden gören bir kuşağın temsilcisiydi.

Bu nedenle onun kaybı, yalnızca bir insanın kaybı değildir.

Bir hafızanın eksilmesidir.

Bir dönemin tanıklığının azalmasıdır.

Bir kuşağın yaşadıklarının, tartışmalarının ve deneyimlerinin taşıyıcılarından birinin daha aramızdan ayrılmasıdır.

Bugün genç kuşaklar Kaypakkaya geleneğini çoğu zaman kitaplardan, arşivlerden, belgelerden ve ikinci el anlatımlardan öğreniyor. Oysa Hoca gibi insanlar, bu tarihin yalnızca yazılı belgelerini değil, canlı hafızasını da taşıyorlardı.

Bu nedenle Hoca’nın yaşamından geriye kalan en önemli miraslardan biri de devrimci hafızanın korunması ve yeni kuşaklara aktarılması sorumluluğudur.

“Vartinik’te sert bir kaya / Üstünde bir destan yazılmış kanla…” diye başlayan dizeler, Kaypakkaya geleneğinin hafızasında yalnızca bir şiirin dizeleri değildir.

Vartinik, bu geleneğin doğuşunun, ilk ağır bedellerinin ve kopuş iradesinin sembollerinden biridir.

Hoca’nın bu anıt şiiri kaleme alması ve onu kendi sesiyle, coşkusuyla yıllar boyunca taşıması da bu nedenle anlamlıdır. O, yalnızca bir şiir yazmadı; bir kuşağın hafızasında yer etmiş tarihsel bir anı söz ve ses aracılığıyla geleceğe taşımaya çalıştı.

Böylece yazı, söz, şiir, panel ve sohbet onun devrimci faaliyetinin birbirinden kopuk parçaları olmadı.

Hepsi aynı amaca bağlandı:

Devrimci hafızayı canlı tutmak.

Bugün Hoca’nın ardından baktığımızda, karşımıza yalnızca belirli dönemlerde örgütsel görevler üstlenmiş bir devrimci çıkmıyor.

Yazan, çizen, üreten, tartışan, tartıştıran; bildiğini paylaşan; çağrıldığı yere çantasını alıp giden; kimi zaman bir panelde, kimi zaman uzun bir sohbetin başında, kimi zaman bir toplantıda Kaypakkaya’nın düşünsel mirasını tartışan bir insan çıkıyor.

Onun kuşağı, devrimci mücadelenin ağır bedellerini ve büyük umutlarını birlikte yaşamış bir kuşaktı.

Bu kuşakla çoğu tarihsel dönemeçte çizgi munekaşaları yürüttük, ayrı örgütsel zeminlere düştük. Çoğu ununu eleyip, eleğini astı. Geleneğe, ideolojiye, örgutsel mücadeleye sırt çevirdi. Sırra kadem bastı.

Hoca böyle davranmadı. Buda onun özgün yanlarından biriydi. 

Bugün o kuşağın insanları birer birer aramızdan ayrılıyor.

Her kayıp, yalnızca bir insanın değil, bir tarih parçasının da kaybı anlamına geliyor.

Bu nedenle Hoca’nın ardından yapılacak en doğru şey, onu yalnızca özlemle anmak değil; onun önem verdiği tartışma kültürünü, ideolojik derinliği, devrimci tevazuyu ve mücadeleye adanmışlığı yaşatmaktır.

Çünkü devrimci miras, yalnızca isimleri anmakla yaşamaz.

Onların temsil ettiği değerleri yeniden üretmekle yaşar.

Haydar Kutan’ı; sırtında çantası, elinde kitapları, dilinde tartışma ve zihninde devrimci sorularla yollara düşen bir emektar olarak hatırlayacağız.

Onu, küçük hesapların ve kişisel iktidarların değil, tüm hata ve eksikliklerine rağmen, büyük bir devrimci davanın insanı olarak hatırlayacağız.

Onu, Kaypakkaya geleneğinin farklı dönemlerine tanıklık etmiş bir mücadele insanı olarak hatırlayacağız.

Onu, ayrılıkların düşmanlığa dönüşmesine izin vermeyen mütevazı kişiliğiyle hatırlayacağız.

Ve onu, bildiğini kendisine saklamayan; anlatan, tartışan, üreten ve paylaşan bir devrimci olarak hatırlayacağız.

Haydar Kutan’ın uzun mücadele yaşamı boyunca devrimci mücadeleye kattığı emek, bıraktığı izler ve taşıdığı entelektüel birikim, onu tanıyanların hafızasında yaşamaya devam edecektir.

Hoca’nın yaşamının bütün yönlerini, elbette eleştirel bir gözle değerlendirmek gerekir. Ancak onun hayatının esas anlamı, onlarca yıl boyunca devrimci mücadeleden kopmaması, Kaypakkaya geleneğinin düşünsel mirasına emek vermesi ve sahip olduğu birikimi başkalarıyla paylaşmasıdır.

Bugün onu uğurlarken geriye bir çanta, birkaç kitap, yüzlerce sohbet ve panelden çok daha fazlası kalıyor:

Bir mücadele hafızası.

Başta ailesi olmak üzere bütün yoldaşlarına, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Devrimci mücadelede bıraktığı iz yaşayacaktır.

Anısı ve mücadelesi, Kaypakkaya geleneğinin devrimci yolunda yaşamaya devam edecektir.

DEVRİMCİ DEMOKRASİ KOLEKTİFİ

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.