DEVRİMCİ DEMOKRASİ – HABER/YORUM
13 Ağustos 2026… Küba, Fidel Castro’nun doğumunun 100. yılını ağır bir ekonomik krizin ortasında anıyor. Uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, gıda ve ilaç sıkıntısı yaşanırken; ABD ambargosu kadar ülkenin yapısal ve tarihsel çelişkileri de tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Küba Devrimi; Batista diktatörlüğünü yıkan, emperyalizme meydan okuyan ve sağlık, eğitim alanında evrensel kazanımlar yaratan büyük bir tarihsel kopuştur. Ancak devrimci bir tarih anlayışı, bu onurlu mirası sahiplenirken Küba deneyiminin revizyonist ideolojik rotasının beslediği stratejik hatalarını ve sınırlarını eleştirmekten de kaçınamaz.
FİDEL’İN TARİHSEL ROLÜ VE CHE’NİN ENTERNASYONALİZMİ
Fidel Castro önderliğindeki 26 Temmuz Hareketi, 1959’da emperyalizmin arka bahçesinde bir halk iktidarı kurdu. Domuzlar Körfezi dahil sayısız müdahaleye direnen Fidel, antiemperyalist mücadelenin simgesi haline geldi.
Bu tablonun ayrılmaz parçası ise devrimin enternasyonalist yüzü Che Guevara’ydı. Che, devrimi ülke sınırlarına hapsetmeyip Kongo ve Bolivya’ya taşıyarak emperyalizme karşı küresel bir mücadeleyi savundu. Ekonomik alanda ise Sovyet modelinin kapitalist kategorilerini ve değer yasasını eleştirerek, merkezi planlama ve toplumsal bilinç eksenli bir sosyalizm arayışını savundu.
SOVYET BAĞIMLILIĞI VE STRATEJİK AÇMAZ
Emperyalist kuşatma altındaki Küba, hayatta kalabilmek için Sovyetler Birliği ile şeker karşılığı petrol ticaretine yöneldi. Kısa vadede ülkeyi ayakta tutan bu ilişki, zamanla devasa bir ekonomik bağımlılığa dönüştü.
Küba ekonomisi tek ürüne (şeker) ve dış pazara mahkûm oldu.
Kendi sanayi temelini ve enerji bağımsızlığını yaratamadı.
1991’de Sovyetler çökünce, ülke ağır bir kıtlık ve daralma dönemi olan “Özel Dönem”e sürüklendi.
Bu süreç, bir sosyalist ekonominin dış yardımlara bağımlı olmaması ve özgüce dayanması gerektiğini acı bir tecrübeyle gösterdi.
İDEOLOJİK EKSEN: KRUŞÇEVÇİ REVİZYONİZME YÖNELİM VE MAOİZM’in DIŞLANMASI
Küba’nın Sovyetler’e bağımlılığı yalnızca ekonomik alanda kalmadı; siyasal ve ideolojik düzlemde de ağır tavizleri beraberinde getirdi.
Kruşçev revizyonizmi sonrasında uluslararası komünist harekette Kruşçev ile Başkan Mao Zedung ve Çin Komünist Partisi arasında tarihi bir saflaşma yaşandı. Maoizm; proletarya diktatörlüğünün sınıf mücadelesi temelinde sürdürülmesini, anti-emperyalist, anti-sosyal emperyalist ve anti-revizyonist net bir çizgiyi savunurken; Küba yönetimi bu süreçte MLM eksenli anti-revizyonist net devrimci bir hat izlemek yerine Kruşçev ve Sovyet revizyonizminden yana tavır aldı.
Che’nin Sovyet modeline yönelttiği eleştiriler derinleştirilemedi; Küba’nın dış politikadaki bu yönelimi, devrimin ideolojik bağımsızlığını ve marksist-leninist Maoist teorik bütünlüğünü ciddi biçimde sınırladı.
BUGÜNKÜ KRİZ VE SONUÇ: MLM TEMELİNDE İDEOLJİK BİR MUHASEBE İHTİYACI
Bugün Küba’nın enerji krizini aşmak için özel sektöre ve yabancı sermayeye alan açan 176 reformu gündeme getirmesi, ekonomik bağımsızlık sorununun çözülememesinin yeni bir sonucudur. ABD ambargosu gayrimeşrudur ve krizde büyük pay sahibidir; ancak sorunları yalnızca ambargo ile açıklamak bilimsel değildir.
Fidel’in 100. yılında Küba’ya ne kör bir alkış ne de kaba bir reddiye gerekir. Gereken, net bir devrimci muhasebedir:
Emperyalizme boyun eğmeme iradesi sahiplenilmelidir.
Ancak Sovyet bağımlılığı, revizyonist çizgi tercihi, bürokratikleşme ve özgüce dayalı üretici güçlerin geliştirilemeyişi açıkça eleştirilmelidir.
Devrimin geleceği; önderleri putlaştırmakta değil, sosyalizmi proletarya önderliğine, kitlelerin yaratıcı gücüne ve sürekli devrimci dönüşüme dayandırmaktadır.
Öğrenmesini bilenler için Lenin’in dediği gibi “tarih iyi bir okuldur”. O okulda Küba devrimi dünü ve bugünüyle öncelikli derslerden biridir
