“İnsan Hakları Cenneti”nin Gerçek Yüzü: İsviçre’den Kürt Mültecilere Sömürgeci Sınır Politikası ve Deport Terörü

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Zürih Hinteregg’de Karanlık Sabah: Çocukların Gözü Önünde Şiddet ve Direniş

Devrimci Demokrasi – Haber Yorum

17 Ağustos 2026 sabahı, İsviçre’nin Zürih kantonuna bağlı Hinteregg geri gönderme merkezinde, emperyalist devletlerin mülteci politikasının en acımasız yüzü bir kez daha sahnendeydi. 2022 yılından bu yana beş çocuğuyla birlikte İsviçre’ye sığınmak zorunda kalan Kürt anne Dilan Özgün, sabaha karşı şafak baskınıyla, polis şiddeti eşliğinde ve kelepçelenerek Türkiye’ye zorla sınır dışı edilmek istendi.

Çocuklarının gözü önünde uygulanan bu insanlık dışı şiddet, kampta tutulan diğer mülteci ailelerin ve devrimci dayanışmanın inisiyatifiyle durduruldu. Ablukayı yaran kitlesel tepki sayesinde Dilan Özgün ve çocuklar o an için serbest bırakılsa da, üzerlerindeki sınır dışı tehdidi tüm ağırlığıyla devam ediyor. Bu olay, İsviçre devletinin yıllardır “demokrasi ve insan hakları” söylemiyle ördüğü masal duvarının bir kez daha yerle bir olduğunu gösterdi.

“Deport Kampları”: Modern Çağın Toplama Kampı Gerçeği

Zürih Hinteregg’de yaşananlar münferit bir olay değil; İsviçre’nin sistematik mülteci politikasının olağan bir sonucudur. Dilan Özgün, üç yıldır beş çocuğuyla birlikte bu kampta, tek bir odada, bitmek bilmeyen bir psikolojik işkence altında yaşıyor.

 İnsanlık Dışı Koşullar: Yaklaşık 100 kişinin tıkıldığı kampta, aralarında çok sayıda kadın ve 11-12 Kürt aile bulunuyor. Yüz kişiye karşılık yalnızca 2-3 tuvalet ve duşun bulunduğu kampta hijyen sıfır noktasında. Çocuklar sürekli enfeksiyonla boğuşurken, sağlık hizmetlerine erişim aylarca süren bürokratik engellerle kilitlenmiş durumda.

Sürekli Korku İklimi: Anneler her gece çocuklarını “Bu gece polis gelmeyecek” yalanıyla uyutuyor; her kapı çaldığında yürekler ağza geliyor.

Bu vahşi tablonun en taze ve kanıtı niteliğindeki örneği, 4 Ağustos’ta yaşandı. Aynı kamptan Bahar Yalçınkaya, 1 ve 5 yaşındaki bebeklerinin gözü önünde ters kelepçelenerek Türkiye’ye gönderildi. Avukatının açık uyarılarına, “Türkiye’de tutuklanma riski var” raporlarına kulak tıkayan İsviçre makamları, Yalçınkaya’yı doğrudan faşist rejimin kucağına itti. Yalçınkaya, Türkiye’ye iner inmez gözaltına alındı ve 15 aylık bebeğiyle birlikte Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne kapatıldı.

Rakamlarla İsviçre Emperyalizminin Suç Sicili

İsviçre devleti, Avrupa’nın “en verimli geri gönderme” ülkelerinden biri olmakla övünürken, aslında uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olan non-refoulement (geri göndermeme) ilkesini ayaklar altına alıyor.

Resmi veriler ve insan hakları raporları bu kirli bilançoyu gözler önüne seriyor:

 2025 Verileri: Sadece 2025 yılı içerisinde 2.400 kişi polis eşliğinde zorla sınır dışı edildi; 7.094 kişi “kontrollü gönüllü” adı altında ülkeden koparıldı; 10.577 kişi ise “kontrolsüz” biçimde göç etmeye zorlandı.

 Devrimci ve Kürt Mültecilere Yönelik Av: Türkiye’den gelen sığınmacılar (özellikle Kürtler) en büyük gruplardan birini oluşturuyor. 2025’te Türkiye’den 2.534 başvuru yapılmasına rağmen koruma oranları minimumda tutuluyor, dosyalar bilinçli olarak “açıkça temelsiz” gerekçesiyle reddediliyor.

 Tutuklama ve İşkence Sevkiyatı: SRF ve İsviçre Mülteci Yardımı (SFH) raporlarına göre, 2025’te İsviçre’den sınır dışı edilen en az bir düzine Türkiye kökenli muhalif ve Kürt sığınmacı, iner inmez “terör propagandası” ve “cumhurbaşkanına hakaret” gibi siyasi suçlamalarla tutuklandı.

İsviçre burjuvazisi, kendi kasalarının güvenliği ve sermayenin istikrarı için mazlum halkların çocuklarını, kadınlarını ve siyasi sürgünlerini birer “pazarlık unsuru” olarak Erdoğan rejimine teslim ediyor.

Sınır Rejimleri Sınıfsaldır, Direniş Evrenseldir

İsviçre’nin bu politikası ne bir hatadır ne de bir tesadüftür. Emperyalist-kapitalist sistem, kendi yarattığı savaşların, yoksulluğun ve sömürünün kaçınılmaz sonucu olarak yollara düşen mültecileri bir “güvenlik tehdidi” ilan ederek kriminalize etmektedir. Zengin Batı ülkeleri, kendi refah havuzlarını korumak adına faşist rejimlerle iş birliği yapmaktan çekinmemektedir.

Hinteregg’de Dilan Özgün’ün şahsında yükselen direniş, emperyalist barbarlığa karşı en net cevaptır. Bu olay bir kez daha kanıtlamıştır ki; sessizlik ölüm, örgütlü direniş ise yaşamdır. Mülteci kampları modern toplama kamplarıdır ve bu kampların duvarları ancak halkların ortak mücadelesiyle yıkılabilir.

İsviçre’nin başını çektiği bu insanlık dışı deport politikalarına ve Hinteregg başta olmak üzere tüm mülteci kamplarındaki tecrit politikalarına karşı uluslararası dayanışmayı büyüteceğiz! Dilan Özgün ve çocukları için derhal tam koruma sağlanmalı, faşist rejimin zindanlarına atılan Bahar Yalçınkaya derhal serbest bırakılmalıdır.

Hiçbir insan “illegal” değildir. Onurlu yaşam hakkı, emperyalist masalarda pazarlık konusu yapılamaz!

Sınır dışı saldırılarına son!

 Mülteci kampları kapatılsın!

 Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın devrimci dayanışma!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.