TASFİYECİLİĞİN VE OPORTÜNİZMİN İFLASI: DTDi’NİN İLKESİZ GERİ DÖNÜŞÜ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kamuoyuna yaptığı yüzeysel ve sığ bir “faaliyetleri sonlandırma” açıklamasıyla DTDi (Devrimci Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi), iki yılı aşkın süredir sergilediği politik tutumun ve yaşanan sürecin üzerini örtmeye çalışmaktadır. Ancak Öncü Partizan olarak bizler, bu açıklamanın arkasındaki gerçekliği, yaşanan pratik süreci ve ortaya çıkan politik tutarsızlığı devrimci kamuoyu önünde tartışmayı ve mahkûm etmeyi devrimci bir sorumluluk olarak görüyoruz.

AYRILIŞIN GEREKÇELERİ VE SÖZÜNÜN ARKASINDA DURAMAYANLAR

DTDi’yi kuran ve bugüne kadar bu yapı içerisinde yer alan anlayış, içinden ayrıldıkları yapının tasfiyeci yönelimlerine karşı çıktıklarını iddia ederek yola çıkmıştır. Bu ayrılığı yalnızca ideolojik ve politik farklılıklarla açıklamamış; ayrıldıkları yapının içerisindeki yozlaşmaları, suçları ve suç işlediğini ileri sürdükleri kişileri en ince ayrıntısına kadar bildiklerini ifade etmiş, sahip oldukları bilgileri ilgili kurumlarla paylaştıklarını da belirtmişlerdir.

Öncü Partizan olarak kendileriyle gerçekleştirdiğimiz birden fazla resmi görüşmede; tasfiyecilik, örgütsel yozlaşma ve gündeme getirdikleri suç iddiaları üzerine açık değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Kendilerine, “Gelin, bu eleştirileri devrimci kamuoyuyla ortak bir platformda, birlikte paylaşalım” çağrısı yaptığımızda ise “Siz kendi açıklamanızı yapın, biz daha kapsamlı bir açıklama yapacağız” yanıtını vermişlerdir.

Hatta o dönem gündeme getirilen hırsızlık ve suç iddialarına ilişkin hazırladığımız ortak açıklama taslağını kendilerine ilettiğimizde, sorumluluk üstlenmekten kaçınan bu anlayış, gece yarıları telefon açarak:

“Açıklamanızı hemen yapın, yarın İDHF’nin kurultayı var, açıklamanızı orada dağıtırız.”

demiştir.

Bu tutum, yalnızca politik sorumluluktan kaçınmanın değil, başkasının emeği ve politik cüreti üzerinden kendi hesaplarını görmeye çalışmanın da açık bir örneğidir. Dün birlikte açıklama yapmaktan kaçınan, kendi iddialarının arkasında kamusal sorumluluk üstlenmeyenler; bugün hiçbir özeleştiri vermeden, hiçbir politik hesaplaşma yürütmeden terk ettikleri yapıya geri dönmektedir.

GERİ DÖNÜŞÜN DEĞİL, İLKESİZLİĞİN VE SESSİZLİĞİN ELEŞTİRİSİ

Öncelikle açıkça belirtelim: Bir politik öznenin hangi yapıda mücadele edeceği, hangi örgütsel zeminde faaliyet yürüteceği kendi tasarrufu ve hakkıdır. DTDi bileşenlerinin mücadelelerini nerede ve kimlerle sürdürecekleri bizim tartışma konumuz değildir. Bizim eleştirdiğimiz, ayrılma ve sonrasındaki süreçte ortaya konulan ağır ideolojik ve politik iddialarla, bugün hiçbir açıklama ve özeleştiri yapılmadan gerçekleşen geri dönüş arasındaki derin tutarsızlıktır.

Eğer ayrılırken ileri sürülen eleştirilerin, teşhirlerin ve değerlendirmelerin yanlış olduğu düşünülüyorsa bunun gereği açıktır: Öncelikle ayrılık sürecinde muhatap alınan bizlere, ardından devrimci kamuoyuna açık, dürüst, samimi ve mütevazı bir özeleştiri sunulmalıdır. Hangi değerlendirmelerin yanlış olduğu, hangi tutumların hatalı olduğu ve bugün neden farklı bir noktaya gelindiği açıklanmalıdır.

Eğer geçmişteki iddiaların arkasında duruluyorsa, bu iddiaların gerektirdiği politik tutumun neden terk edildiği ortaya konulmalıdır.

Bunların hiçbirini yapmadan, dün ağır biçimde suçladıkları, tasfiyecilikle ve yozlaşmayla itham ettikleri bir yapıya bugün sessizce dönmek; politik tutarlılıkla, ilkesel duruşla ve devrimci sorumlulukla bağdaşmaz.

Kamuoyuna sunulan “dayanışmayı daha güçlü bir politik perspektifle yürütme” gerekçesi, bu temel soruların hiçbirine yanıt vermemektedir. Geçmişteki iddialar ne olmuştur? Bu iddialardan vaz mı geçilmiştir? Vazgeçilmişse neden? Yoksa bütün bu iddialar bugün de geçerli midir? Öyleyse bu iddiaların muhataplarıyla nasıl ve hangi politik zeminde yeniden bir araya gelinmiştir?

Bu soruların yanıtı verilmeden yapılan bir faaliyet sonlandırma açıklaması, yaşanan politik sürecin üzerini örtmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

MAO VE KAYPAKKAYA GELENEĞİNDE İDEOLOJİK MÜCADELE VE ÖZELEŞTİRİ

Bu mesele, yalnızca DTDi bileşenlerinin kendi aralarındaki bir anlaşmazlık ya da örgütsel tercih meselesi değildir. Aynı zamanda devrimci hareketin ideolojik mücadeleye, eleştiriye ve özeleştiriye nasıl yaklaşması gerektiğiyle ilgili temel bir ilke sorunudur.

Mao Zedung, “Liberalizmle Mücadele” yazısında aktif ideolojik mücadeleyi, parti ve devrimci örgütlerde birliği sağlamanın temel silahlarından biri olarak ele alır. İdeolojik mücadeleden kaçınmayı, ilkesiz uzlaşmayı ve sorunları görmezden gelmeyi ise devrimci saflarda yozlaşmaya yol açan liberal bir tutum olarak mahkûm eder.

Mao’nun ifadesiyle:

“Biz aktif ideolojik mücadeleden yanayız; çünkü bu, mücadelemizin çıkarları doğrultusunda Parti ve devrimci örgütlerde birliği sağlamanın silahıdır. Her komünist ve her devrimci bu silaha sarılmalıdır.”

Mao’nun bu yaklaşımı, birliği sorunları örtbas ederek, geçmişteki çelişkileri unutarak veya farklı politik tutumları sessizce yan yana getirerek sağlamanın mümkün olmadığını gösterir. Gerçek birlik, yanlışların açığa çıkarılması, doğru ile yanlışın ayrıştırılması ve ideolojik mücadelenin açıkça yürütülmesiyle mümkündür.

Yine Mao, geçmiş hataların bilimsel bir tutumla incelenmesi, yanlışların ortaya çıkarılması ve gelecekte tekrarlanmaması gerektiğini vurgular. Eleştiri ve özeleştirinin amacı kişileri yıpratmak değil, hataları aşarak devrimci mücadeleyi güçlendirmektir.

Kaypakkaya’nın politik mücadele pratiği de bu bakımdan önemli bir tarihsel örnektir. Kaypakkaya, içinde bulunduğu hareketin temel ideolojik ve politik çizgisine yönelik eleştirilerini gizlememiş; ayrılıklarını açıkça ortaya koymuş, Kemalizm, milli mesele, demokratik devrim ve devrimin yolu gibi temel sorunlarda yürüttüğü ideolojik mücadeleyi somut bir kopuş ve bağımsız politik hat oluşturma noktasına taşımıştır.

Kaypakkaya geleneğine dayanma iddiası, yalnızca tarihsel bir ismi, geleneği veya politik mirası sahiplenmekle yerine getirilemez. Bu mirasın gerektirdiği temel tutumlardan biri de doğru bildiğini açıkça savunmak, yanlışa karşı mücadele etmek, kendi yanlışlarıyla karşılaştığında ise bunları örtbas etmeden özeleştiri verebilmektir.

Dolayısıyla Kaypakkaya geleneğini sahiplenen politik öznelerin, ideolojik mücadeleyi dar grup çıkarlarına, kişisel hesaplara veya örgütsel konumlarını koruma kaygısına indirgememeleri gerekir. Eleştiri ve özeleştiri, yalnızca karşı tarafın yanlışlarını teşhir etmek için kullanılan bir araç değil, öncelikle kişinin ve örgütün kendi pratiğini sorgulamasının da devrimci silahıdır.

Dün ileri sürülen iddiaların bugün hiçbir açıklama yapılmadan terk edilmesi, tam da bu ilkesel yaklaşımın karşısında durmaktadır.

DEVRİMCİ HAREKETTE DOĞRU VE YANLIŞ MESELESİ GRUPSAL ÇIKARLARA TESLİM EDİLEMEZ

Başta Kaypakkayacı geleneğe dayandığını iddia eden politik özneler olmak üzere, bir bütün olarak devrimci hareketin doğru ve yanlış meselesinde açık, berrak ve samimi bir bilince sahip olması gerekir.

İdeolojik mücadele, dar grup çıkarlarının, klik ilişkilerinin, kişisel hesapların ve örgütsel konumlanışların gerisine düşürülemez. Bir politik tutumun doğruluğu, kimin tarafından ileri sürüldüğüne veya hangi örgütsel çıkarla örtüştüğüne göre belirlenemez. Esas olan, o tutumun devrimin ve proletaryanın çıkarları karşısındaki yeridir.

Bu nedenle dün savunulan bir düşüncenin bugün terk edilmesi elbette mümkündür. İnsanlar ve örgütler yanılabilir, politik değerlendirmelerini değiştirebilir, yanlışlarından dönebilirler. Ancak devrimci olan, bu değişimi açıkça ortaya koyabilmek; geçmişteki hatalarla yüzleşmek, bunların hesabını vermek ve gerekli özeleştiriyi yapmaktır.

Aksi durumda değişen şey politik düşünce değil, politik ihtiyaçlara göre değiştirilen ilkelerdir.

Devrimci hareketin ihtiyaç duyduğu tutum; açık, berrak, tutarlı ve samimi bir ideolojik mücadeledir. Sorunları susarak geçiştirmek, geçmişteki ağır iddiaları unutulmaya terk etmek, örgütsel yakınlaşma veya uzlaşma uğruna ilkesel sorunları görünmez kılmak, bütün devrimci söylemlere rağmen oportünizmin yeniden üretilmesinden başka bir sonuç yaratmaz.

SONUÇ OLARAK: İLKELİ MÜCADELE, AÇIK HESAPLAŞMA VE ÖZELEŞTİRİ!

DTDi bileşenleri dün söylediklerini bugün yutarak, ayrıldıkları yapının yöneticileriyle anlaşarak veya yeniden aynı örgütsel zeminde buluşarak kendi tercihlerini yapabilirler. Buna kimsenin müdahale etme hakkı yoktur.

Ancak ayrılık sürecinde ileri sürülen ağır iddialar, bu iddialar üzerinden yürütülen politik faaliyetler ve ardından gelen sessiz geri dönüş, devrimci kamuoyunun sorgulamasından muaf değildir.

Bizim eleştirimizin sivri ucu, tam da bu tutarsızlığa, ilkesizliğe ve özeleştiriden kaçışa yöneliktir. Bu eleştiriyi yöneltmek ne bir örgütsel tercihe müdahaledir ne de kişisel bir hesaplaşmadır. Bu, devrimci ideolojik mücadelenin ve politik sorumluluğun gereğidir.

Dün tasfiyecilik ve örgütsel yozlaşma iddialarıyla ayrılanların, bugün bu iddiaların hesabını vermeden geri dönmeleri; dün kamuoyuna açıklama yapacağını söyleyip sorumluluk almayanların, bugün yine sessizliği tercih etmeleri kabul edilemez.

Mao’nun ve Kaypakkaya’nın temsil ettiği devrimci mücadele anlayışının gereği; yanlış karşısında susmak değil, yanlışla açıkça hesaplaşmak, kendi yanlışlarını da aynı açıklıkla ortaya koyabilmektir.

Devrimci kamuoyu, politik öznelerden yalnızca doğruyu savunmalarını değil, yanlış yaptıklarında bunu kabul etme cesaretini de bekler.

İlkesiz uzlaşmalarla, sessiz geri dönüşlerle ve geçmişin üzerini örten açıklamalarla devrimci dayanışma büyütülemez. Devrimci dayanışma ancak ilkesel açıklık, karşılıklı güven, ideolojik mücadele ve samimi özeleştiri temelinde güçlenebilir.

Öncü Partizan olarak bu tutarsızlığı eleştirmeye, geçmişte ileri sürülen iddiaların ve bugün sergilenen tutumun hesabını sormaya devam edeceğiz.

Çünkü devrimci mücadelede esas olan grupsal çıkarlar değil ilkeler; sessizlik değil ideolojik mücadele; geçmişin üzerini örtmek değil hatalarla açıkça hesaplaşmaktır.

ÖNCÜ PARTİZAN

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.