Selçuk Mızraklı’nın 7 yıllık hukuksuz tutsaklığın ardından Amed’de yaptığı açıklama, “Bu kan ve gözyaşına toprak doydu, artık bu toprağa barışı ekelim” sözleriyle özetleniyor. Amed’in iradesiyle seçilmiş bir belediye başkanının, kendisini rehin tutan faşist saray rejiminden “barış ve kardeşlik” beklemesi; hangi akılla, hangi sınıfsal ve tarihsel perspektifle açıklanabilir?
Bu beklenti, rejimle pazarlık ve uzlaşma çizgisinin bir devamıdır. Oysa faşist saray rejimi bildiğini okumaya devam etmektedir: Kürt halkının ve ulusunun iradesini gasp etmek, seçilmişleri zindanlara atmak, belediyeleri kayyum zihniyetiyle işgal etmek ve halkın direnişini ezmek… Yıllardır tıkır tıkır işleyen bu baskı aygıtı, birtakım “barış” retorikleriyle biçim değiştirmez. Rejim, kendi iktidarını tahkim ettiği her dönemeçte olduğu gibi; bugün de devrimci dinamikleri tasfiye etmek, kitleleri pasifize etmek ve sistemin ömrünü uzatmak için bu pasifist dili tepe tepe kullanmaktadır.
Bu bağlamda, devrimci perspektiften bakıldığında tablo nettir: Barış, ezen ile ezilen arasında kurulan illüzyonel bir “kardeşlik” çağrısıyla gelmez. Gerçek barış; ancak sömürü ve baskı ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıyla, faşist devlet aygıtının parçalanmasıyla ve halkın kendi kaderini kendi elleriyle tayin etmesiyle mümkündür. Mızraklı’nın “Milyonların yüreğini taşıyorsun” diyerek yoldaşına sarılması insani bir dayanışma boyutu taşıyabilir; ancak bu duygusal zemini rejimin “uzlaşma” masasına meze etmek, sınıf mücadelesinin ve ulusal kurtuluş kavgasının devrimci özünü sulandırmaktır.
Devrimciler, faşist rejimle hiçbir koşulda “ortak zemin” aramaz. Rejim; varlık sebebi, sınıfsal karakteri ve doğası gereği halk düşmanıdır. Hukuksuz tutuklamalar, zindan politikaları ve asimilasyon baskıları bunun tartışmasız kanıtıdır. “Toprağa barış ekmek” söylemi, rejimle diyalog ve uzlaşma ekseninde kurulan bir illüzyona dönüştüğü an, tarihsel olarak kaçınılmaz bir yenilgi patikasına sapılmış olur. Gerçek ve kalıcı barış; egemenlerin lütfuyla değil, halkın örgütlü gücüyle, tavizsiz direnişle ve iktidarın araçlarının parçalanmasıyla inşa edilir.
Bu açıklama, 7 yıllık rehineliğin ardından rejimden medet ummanın teorik ve pratik iflasını gözler önüne sermektedir. Radikal devrimci çizginin parolası nettir: Faşist saray rejimiyle barış ve kardeşlik dilenmek değil, onu kitlelerin örgütlü gücüyle yıkmak!
Başka bir yol yoktur.
