Dersim’in Taşından Ege’nin Toprağına Kazınan Devrimci Hafıza: Ali ve Munzur Geçgel Yoldaşlar

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

​Maria Turtschaninoff, Miras Toprak romanında insan ile toprak arasındaki o sarsılmaz, kadim bağı anlatırken şöyle der: “Topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Hiçbir moment kalıcı değil.” Ancak doğanın bu biyolojik döngüsü, sınıf mücadelesinin tarihsel yasalarıyla kesiştiğinde boyut değiştirir. Rus edebiyatının çelik iradesinden Çin edebiyatının yalın köylü bilgeliğine ve İskandinavya’nın kadim hafızasına kadar dünya edebiyatı, toprağa düşen devrimci tohumların asla yok olmadığını; aksine geleceği aydınlatan birer meşaleye dönüştüğünü söyler.

​Çeliğin Su Aldığı Yer: Rus Edebiyatı ve Sınıf Kininden Süzülen İrade

​Nikolay Ostrovskiy’in Ve Çeliğe Su Verildi romanında Pavel Korçagin’in şahsında somutlaşan o tarihsel önerme, Ali ve Munzur’un harcında da mevcuttur: “İnsanın en değerli varlığı yaşamıdır… Öyle yaşamalı ki, insan insanlığın kurtuluşu için yürütülen kavgaya verdiğini düşündükçe pişmanlık duymasın.” Maksim Gorki’nin Eski İzergil masalındaki Danko gibi, halkını karanlıktan çıkarmak için kendi göğsünü yararak yanan kalbini meşale yapan devrimci irade, 2 Eylül 1980 günü İzmir Arapderesi’nde patlayan silah seslerinde yeniden tecelli etmiştir.

​TKP-ML TİKKO komutanı Ali Geçgel ve Refahi Orçul Türkmenlerinden yiğit yoldaşı İbrahim Kara, işkenceci polis Fikret Çetin’i cezalandırdıktan sonra kuşatıldıklarında teslimiyet çağrılarını mermileriyle yanıtladılar. İbrahim son nefesine kadar çatışarak ölümsüzleşirken; Ali sağ ele geçirildikten sonra zindan hücrelerine dahi ulaştırılmadan yaylım ateşiyle katledildi. Onların direnişi, Ostrovskiy’in bahsettiği o çeliğin İzmir sokaklarında su almasından başka bir şey değildi.

​Kanla Açılan Yollar: Ezilenlerin Yıkılmaz Umudu

​Modern Çin edebiyatının kurucusu Lu Şun, Memleketim yapıtında şöyle yazar: “Aslında yeryüzünde yol diye bir şey yoktur; fakat pek çok insan aynı yöne yürüdükçe yol oluşur.” Lu Şun’un katledilen devrimci gençler için kaleme aldığı ağıtlarda vurguladığı gibi, egemenlerin döktüğü devrimci kanı hiçbir yalan örtemez.

​Kardeşinin bayrağını kucaklamak için İzmir’e koşan Munzur Geçgel, 12 Eylül karanlığının hemen öncesinde, 9-10 Eylül gecesi dönemin İzmir İl Emniyet Müdürü Lütfü Tomuş ve Siyasi Şube cellatlarının eline düştü. İşkencehanelerde bir Demenan direniş heybetiyle duran Munzur, ne abisine ne de partisine dair tek bir sır verdi. Lu Şun’un tarif ettiği o “yolu açanlar” kervanına katılan Munzur, faşizmin “eceliyle öldü” yalanlarını kendi direnişiyle yırtıp attı. Onların bıraktığı iz, ezilen halkların yürüyeceği patikayı bir daha kapanmamak üzere açtı.

​Nevabacka’dan Dersim Dağlarına: Bitmeyen Miras

​Turtschaninoff’un Miras Toprak’ında 400 yıl boyunca doğayla ve savaşlarla boğuşarak toprağa kök salan Nevabacka çiftliği gibi; Dersim’in Demenan aşiretinden, 1937-38 katliam çığlıklarının çakıl taşlarına kazındığı Mazgirt’in Göktepe köyünden çıkan Geçgel kardeşler de nesiller boyu devredilen onurlu bir mirasın taşıyıcısıydılar.

​Lütfü Tomuşlar, cellatlar ve 12 Eylül’ün cunta kadroları tarihin çöplüğünde çürümeye mahkûmken; toprağın bağrına düşen Ali, Munzur ve İbrahim yoldaşlar halkın hafızasında yaşamaktadır. Fani bedenler toprağa döner; ancak o toprağa ekilen devrimci iddia Munzur Nehri’nin akışı gibi durdurulamaz. Bugün onları anmak, hüzünlü bir ağıt yakmak değil; Rus steplerinden Çin ovalarına, Dersim dağlarından Ege sokaklarına uzanan o bükülmez devrimci iradeyi bugünün kavgasında büyütmektir.

Bir Okuyucu.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.