Devrimci Demokrasi

Duvarları Kıran Ses: Tecrit, Zindan ve Kadının İrade Manifestosu

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tarih boyunca hapishaneler, egemen iktidarların toplumsal muhalefeti prizmalara bölerek etkisizleştirme, ideolojik kimlikleri kırma ve bireyi yalnızlaştırarak teslim alma mekânları olmuştur. Bu mekânların en koyu, en görünmez ve en rafine biçimi ise hiç şüphesiz tecrittir. Tecrit, yalnızca dört duvar arasında fiziksel bir yalnızlaştırma değil; bireyin toplumsal bağlarını, hafızasını ve politik iradesini hedef alan topyekûn bir saldırı konseptidir. Ancak egemenlerin hesaplayamadığı ya da her defasında yanılgıya düştüğü gerçek, tecrit duvarlarının aynı zamanda en yalın, en radikal direniş zeminlerine dönüşebildiğidir. Bu direnişin en ön safında ise tarihsel deneyimi, kolektif bilinci ve bedeniyle kadınlar yer almaktadır.

Kadınların hapishanelerdeki mücadelesi, salt bir “hak arama” ya da fiziksel varlığı koruma çabası değildir. Bu mücadele, dışarıdaki ataerki ve militarizmin, içeride “devlet aygıtı” eliyle en çıplak haliyle somutlaştığı o disipliner mekâna karşı verilmiş ideolojik bir savaştır. Hapishane sistemi, doğası gereği eril ve tektipleştiricidir. Kadın tutsaklar içeri adım attıkları andan itibaren hem siyasi kimlikleri hem de kadın kimlikleri üzerinden çifte bir baskı kıskacına alınmak istenirler. Çıplak arama dayatmaları, taciz içerikli pratikler, hijyen malzemelerine erişimin engellenmesi veya annelik bağlarının birer şantaj unsuru olarak kullanılması, tecrit politikasının kadına yönelik özel savaş yöntemleridir.

İşte bu noktada kadın mücadelesi, tecridin panzehiri olarak “kolektif hafıza ve komün yaşamı” üretir. Tecrit hücresinde tek başına bırakılan bir kadının, duvarlara yazarak, gizli notlarla (pusulalarla) yan hücreye seslenerek ya da havalandırma boşluğundan yükselttiği bir ezgiyle kurduğu bağ, mekanın sınırlarını un ufak eder. Kadınlar, tecrit altındayken bile yaşamı yeniden örgütleme yeteneklerini kaybetmezler. Hücreleri birer akademiye, üretim alanına ve direniş merkezine dönüştürürler. Bu, ataerkinin kadına dayattığı “ev içi alana hapsedilme” kaderinin, hapishane hücrelerinde politik bir altüst oluşla tersine çevrilmesidir. Evin sınırlarını aşarak meydanlara çıkan kadın, zindanın sınırlarını da zihinsel ve eylemsel olarak aşmayı bilir.

Türkiye’den Latin Amerika’ya, İrlanda’dan Ortadoğu’ya kadar dünya siyasi tarihi, hapishanelerde kadınların öncülük ettiği görkemli direniş sahneleriyle doludur. 1980 askeri darbe döneminin Diyarbakır ya da Mamak cezaevlerindeki vahşete karşı kadınların geliştirdiği barikatlar, açlık grevleri ve bedenlerini ateşe verme pahasına sergiledikleri duruş, faşizmin teslim alma politikalarını boşa çıkarmıştır. Benzer şekilde, f-tipi cezaevlerine ve tecrit mimarisine karşı yürütülen ölüm orucu eylemlerinde kadınlar, iradenin fiziksel güce olan üstünlüğünü dünyaya kanıtlamışlardır. Kadın bedeni, iktidarın üzerinde iktidar kurmak istediği bir nesne olmaktan çıkarak, direnişin en yalın ve sarsılmaz öznesi haline gelmiştir.

Bugün de tecrit, f-tipi, s-tipi veya yüksek güvenlikli cezaevleri gibi modern kapatılma biçimleriyle derinleştirilmektedir. İktidarlar, toplumu nefessiz bırakmanın yolunun önce hapishaneleri sessizleştirmekten, hapishaneleri sessizleştirmenin yolunun ise kadın tutsakların iradesini kırmaktan geçtiğini çok iyi bilmektedir. Çünkü kadın direnişi, dışarısı ile içerisi arasındaki köprüdür. Cumartesi Anneleri’nin/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’ndaki adalet ısrarı, Barış Anneleri’nin beyaz tülbentleriyle tecrit duvarlarına karşı yürümesi, hapishanedeki kadın mücadelesinin dışarıdaki toplumsal yankısıdır. Zindan ile sokak, tecride karşı tek bir ritimle çarpan ortak bir kalbe dönüşür.

Sonuç olarak; tecrit altındaki kadın mücadelesi, sadece parmaklıklar ardındaki bir grup insanın hikâyesi değil, insanlığın özgürlük arayışının en rafine özetidir. Kadınlar, hapishanenin o gri, soğuk ve ölüm kokan tecrit hücrelerinde bile moral değerleri, yoldaşlığı ve estetiği koruyarak direnişi büyütmektedir. İktidarın duvarları varsa, kadınların da o duvarları aşan “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) felsefesi ve evrensel dayanışması vardır. Bu direniş, tecridi parçalayacak yegâne gücün, örgütlü kadın iradesi olduğunu her gün yeniden ve daha gür bir sesle tüm dünyaya ilan etmektedir.

ROJDA ÜNSAL

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.