Devrimci Demokrasi
10 Ağustos 2026
Devrimci sınıf mücadelesinde güç ve eylem birliği, devrimci güçlerin ortak cephede buluşması, emperyalizme ve faşizme karşı ortak akılla hareket edilmesi tarihsel bir zorunluluk ve ilkesel olarak savunulması gereken hayati bir doğrudur. Ancak bu birlik; sağlam ideolojik temellere, sınıfsal netliğe ve bağımsız devrimci iradeye dayandığı ölçüde anlam taşır. Buna karşılık, ilkesiz bir pragmatizmin üzerine kurulan, müttefiğin rüzgarına kapılarak kendi bağımsız kimliğini ipotek eden ve kriz anlarında derin bir sessizliğe gömülen oportünist ittifaklar, devrimci hareketi büyütmek bir yana, onu tasfiyeciliğin ve çürümenin eşiğine sürükler. Bugün Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) bileşenlerinin sergilediği tablo, doğru bir ilkenin nasıl ilkesiz ve pragmatik bir eylem birliği pratiğiyle iflasa sürüklendiğinin en çarpıcı kanıtıdır.
PKK’nin kendini “feshettiği”, silah bıraktığı ve “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine girdiği iddiasının ardından Meclis’ten geçen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” (çerçeve yasa), yalnızca PKK/KCK’yı değil, “bununla bağlantılı her türlü oluşumu” da kapsamına almaktadır. Bu muğlak ve genişletilebilir hukuki ifade ciddi bir belirsizlik yaratırken, sürecin en çarpıcı skandalını Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) bileşenlerinin sergilediği derin sessizlik oluşturmaktadır. 2016 yılında PKK ile omuz omuza “devrimci birlik” ilan eden MLKP, MKP, TKEP/L, DKP/BÖG ve benzeri yapılar, bugün bu yasa karşısında oportünist bir tutarsızlık sarmalındadır. HBDH fiilen yok hükmündedir; bileşenleri ise hem “bağımsız devrimci” pozisyonunu korumaya çalışmakta hem de “PKK bağlantılı” statüyü aynı anda sırtlarında taşıyarak ideolojik bir iflası yaşamaktadırlar.
Birleşik Devrim Retoriğinden Kağıt Üzerindeki İttifaka
HBDH, 12 Mart 2016’da Duran Kalkan’ın okuduğu kuruluş bildirgesiyle, “emperyalizme, faşizme ve şovenizme karşı silahlı mücadele dahil tüm araçlarla devrimi yükseltme” iddiasıyla sahneye çıkmıştı. PKK’nin yanı sıra Türkiye Kuzey Kürdistan’lı kimi devrimci parti ve örgütlerini bir araya getiren bu yapı, yıllar boyunca “birleşik devrimci hareket” söylemiyle propaganda yürüttü. Rojava’daki Enternasyonalist Özgürlük Taburu’na katılım, ortak eylemler ve halkların kardeşliği retoriğiyle bir meşruiyet inşa edildi. Ki verili durumda bu doğruydu.
Ancak PKK’nin fesih ve silah bırakma adımlarının ardından HBDH’den stratejik ve siyasi bir değerlendirme gelmemiştir. HBDH Yürütme Komitesi imzalı kamuya yansıyan en son ortak metin, 8 Kasım 2025 tarihinde Ekim Sosyalist Devrimi’nin 108. yıldönümü vesilesiyle yayımlanan “Yeni Ekimleri yaratmaya çağırıyoruz” başlıklı açıklamadır. Daha öncesinde ise 2025 yılı boyunca yalnızca 12 Eylül darbesinin yıldönümü, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı, 1 Mayıs veya 12 Mart kuruluş yıldönümü gibi belirli takvim günleri ve anmalarla sınırlı kalındığı görülmektedir.
2026 yılı içine girildiğinde, özellikle “çerçeve yasa” ve tasfiye süreçleri gibi devrimci hareketi kökten sarsan tarihsel bir eşikte HBDH Yürütme Komitesi imzalı tek bir ortak açıklama dahi yapılmamıştır. Bu durum, stratejik krizler karşısında ortak bir irade üretemeyen yapının, işine gelen takvimsel anmalar dışında derin bir sessizliğe gömüldüğünü net bir şekilde kanıtlamaktadır.
“Gri Alan” Siyaseti ve Oportünist İkilem
Yasa metninin lafzı son derece açıktır: PKK/KCK’nın ve onunla “bağlantılı her türlü oluşumun” fiili varlığına son verildiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve ilgili mekanizmalarca teyidi şart koşulmaktadır. Hukukçuların da defalarca işaret ettiği gibi, HBDH bileşenleri bu “bağlantılı oluşum” tanımının en kritik gri alanında yer almaktadır.
Burada kaçınılmaz bir mantıksal ve politik ikilem vardır:
Eğer bu örgütler varlıklarını, silahlı kapasitelerini veya siyasi propaganda faaliyetlerini sürdürürlerse, devletin gözünde PKK’nın “tam fesih” tespiti gölgelenecek ve bu durum bileşenleri doğrudan hedef haline getirecektir.
Tersine, eğer yasa onları da kapsıyor ve tasfiye sürecine entegre ediyorsa, o iddia ettikleri “bağımsız komünist parti ve özerk devrimci irade” söylemi tamamen çökecektir.
Bileşenler bu yakıcı ikilemi çözmek yerine, hem “PKK ile geçmişteki ortaklığın onurunu” sahiplenip hem de “biz kendi yolumuzdayız” demeye getirerek oportünizmin klasikler sahnesini oynamaktadırlar. Devrimci tutarlılık; ya müttefikle birlikte aynı stratejik hatta girip yasanın sonuçlarıyla yüzleşmek ya da “biz bu tasfiyeci süreci ve yasal çerçeveyi reddediyoruz, devrimci mücadeleye devam ediyoruz” diyerek açık bir hat çizmekle mümkündür. İkisini birden idare etmeye çalışmak ise politik ikiyüzlülüktür.
Bağımsız Çizgiden Kopuş: Safi Pragmatizm, Kolaycı Sessizlik ve Ulusal Harekete Yaslanma
HBDH bileşenlerinin PKK ile kurdukları bu ilişkide kendi bağımsız devrimci hatları üzerinden somut, net ve ilkesi olan eleştiriler getirememesi; meseleye ideolojik bir perspektifle değil, tamamen safi pragmatik ve çıkarcı bir mantıkla yaklaştıklarını kanıtlamaktadır. Sürecin krizleri karşısında suya sabuna dokunmayan, genel, soyut farkındalık yazılarıyla ve “genel iyi niyet” temennileriyle yetinilmeleri, ideolojik netlikten ne kadar uzaklaşıldığının açık göstergesidir.
Özellikle 8 Kasım 2025’teki son ortak metinden bu yana yaşanan olağanüstü gelişmeler karşısında HBDH’nin anlamlı bir sessizliğe bürünmesi, oportünizmin en koyu halidir. Faydalandıkları, arkasına sığınarak varlıklarını tahkim ettikleri ulusal hareket tasfiye sürecine girerken, bu yapının ortak bir tutum almaktan kaçınması; aslında kurdukları ilişkinin ne kadar çıkarcı olduğunun ispatıdır.
Bu tutumun temelinde, örgütlerin kendi öz güçlerine, kendi sınıf çizgilerine ve bağımsız devrimci iddialarına olan derin güvensizliği yatmaktadır. Kendi ayakları üzerinde duramamanın yarattığı korkuyla, çok daha büyük bir güce ve ulusal harekete yaslanarak kendini yaşatma ve konjonktüre tutunma politik pragmatizmi, bu yapıların omurgasızlaşmasının başat nedenidir. Kendi siyasi kimliğini ve bağımsız programını müttefiğin rüzgarına ipotek edenler, rüzgar dindiğinde veya yön değiştirdiğinde sessizliğe gömülmeye ve tarihin tozlu raflarına silinmeye mahkumlardır.
HBDH’nin bugün ortada olmaması, bu sessizliğin tabiatını ele vermektedir. Kuruluşundan bu yana “güç ve eylem birliği” iddiasıyla propaganda edilen yapı, pratikte PKK’nın stratejik yönelimlerine tabi, tali bir ek aparatın ötesine geçememiştir. PKK fesih sürecine girerken HBDH adına ortak bir irade beyan edilememesi, her bileşenin kendi kabuğuna çekilmesi; bu birliğin ideolojik bir akıl birliğinden ziyade konjonktürel ve taktiksel bir ortaklıktan ibaret olduğunu kanıtlamıştır.
Bir devrimci ittifak, müttefiki stratejik bir dönemeçten geçerken ortak bir tutum üretemiyorsa, o birlik zaten çoktan tarihin tozlu raflarına kalkmıştır. HBDH’nin yok hükmünde oluşu, yalnızca örgütsel bir dağınıklık değil, aynı zamanda sol içindeki ilkesiz pragmatizmin yarattığı ideolojik yabancılaşmanında somut kanıtıdır.
Bu tutarsızlığın yarattığı en ağır tahribat, ezilen sınıflar nezdinde yaratılan güven bunalımıdır. Bu yapılar yıllarca “Kürt özgürlük mücadelesinin enternasyonalist ve devrimci bileşeni” olduklarını savundular. Şimdi ise devletin dayattığı yeni tasfiye ve entegrasyon süreci karşısında iki seçenekle baş başalar: Ya yasanın kapsamına girip “topluma uyum” adı altında tasfiyeyi kabul edecekler ya da kapsam dışı kalarak müttefiklerini yalnız bırakmanın utancını yaşayacaklar.
Her iki ihtimalde de geçmişte dillendirilen “ortak vatan, ortak devrim, ortak kader” retoriği çöküş yaşamaktadır. Sessizlik, bu politik iflası halktan gizleme çabasından başka bir anlam taşımamaktadır.
Çerçeve yasa, HBDH bileşenlerini sert bir siyasi aynanın önüne koymuştur. PKK’nin kendisini feshettiği bir konjonktürde, “bağlantılı oluşum” statüsünün onları da yutması ya da bu birliğin baştan beri kağıt üzerinde bir kurgudan ibaret olduğunu ifşa etmesi kaçınılmazdır. HBDH’den güncel, net ve devrimci bir irade beyanının çıkmaması, bu acı gerçeğin en somut itirafıdır.
Devrimci iddia ve ciddiyet; iki arada bir derede kalmakla, konjonktürün arkasına saklanmakla veya derin bir suskunluğa gömülmekle değil; berrak, tutarlı ve ilkeli bir tutumla sınanır. Bu tarihsel sınavda HBDH bileşenleri sınıfta kalmıştır. Bir kez daha görülmüştür ki; oportünizm, ne kadar devrimci maske takarsa taksın, öz güç yerine başkasının gölgesine sığınmayı ilke edindiğinde, en küçük bir tarihsel virajda kendi gerçeğini ele vermekten kaçamaz.
