İmralı’dan Sızan Kare ve Kontrollü Müzakere: Aile Hatırasından Siyasi Manevraya

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Abdullah Öcalan’ın 31 Ekim 2025’te İmralı’da ailesiyle çekilen fotoğrafı, yaklaşık on ay sonra, 10 Ağustos 2026’da DEM Parti Urfa Milletvekili ve Öcalan’ın yeğeni Ömer Öcalan tarafından kamuoyuna sunuldu. Bazı sol-liberal yayın organları görüntüyü yalnızca “aile fotoğrafı” olarak verdi. Oysa mesele fotoğrafın kendisi değil; hangi koşullarda çekildiği, neden on ay sonra yayımlandığı ve hangi siyasal sürecin parçası olarak dolaşıma sokulduğudur.

İnsani Sevinç, Politik Gerçekliği Ortadan Kaldırmaz

Öncelikle açık olalım: Yıllardır ağır tecrit koşullarında tutulan ve milyonlarca insan tarafından Kürt halkının siyasal mücadelesinin önemli bir sembolü olarak görülen Abdullah Öcalan’ın ailesiyle bir araya gelmesi insani açıdan sevindiricidir. Devrimci siyaset, insanların özlemini ve acısını küçümseyemez.

Ancak insani olarak sevindirici bir gelişme, kendiliğinden politik olarak ilerici bir gelişme değildir.

Asıl sorgulanması gereken, bu insani görüntünün hangi siyasal amaçla ve hangi zamanlamayla kamuoyuna sunulduğudur. İmralı’nın devletin sıkı denetimi altında olduğu düşünüldüğünde, buradan çıkan her görüntünün siyasal bir bağlamı vardır.

On Ay Sonra Neden?

Fotoğraf 31 Ekim 2025’te çekiliyor, 10 Ağustos 2026’da yayımlanıyor. Bu uzun gecikmenin gerekçesi açıklanmadığı sürece, görüntüyü yalnızca “aile hatırası” olarak sunmak siyasal bağlamı görünmez kılmaktır.

Üstelik fotoğrafın kamuoyuna taşındığı dönem, TBMM’de “çerçeve yasa”, “toplumsal bütünleşme” ve yeni siyasal düzenlemelerin tartışıldığı bir sürece denk geliyor.

Dolayısıyla soru yalnızca “Neden daha önce yayımlanmadı?” değildir. İmralı’dan gelen görüntüler hangi koşullarda, hangi siyasal ihtiyaçlara cevap verecek biçimde kamuoyuna sunulmaktadır?

Devletin İmralı üzerindeki denetimi sürdüğü müddetçe, bu tür görüntülerin aynı zamanda bir siyasal iletişim aracı olarak değerlendirilmesi gerekir. “İnsani an” vurgusu, görüntünün siyasal içeriğini ortadan kaldırmaz.

İmralı – Parlamento – Devlet Üçgeni

Fotoğrafı kamuoyuna taşıyan kişinin DEM Parti milletvekili Ömer Öcalan olması da ayrıca dikkat çekicidir. Böylece aile, İmralı ve parlamenter siyaset aynı siyasal hatta birleşmektedir.

Buradaki sorun Öcalan’ın bir yakınının milletvekili olması değildir. Asıl sorun, Kürt halkının tarihsel ve siyasal taleplerinin giderek devlet ile belirli siyasal aktörler arasındaki kontrollü müzakere zeminine sıkıştırılmasıdır.

 Bir tarafta devlet denetimindeki İmralı,

Diğer tarafta parlamenter alan içerisinde sürecin taşıyıcısı haline gelen siyasal aktörler vardır.

Bu tablo, halkın aşağıdan örgütlenen bağımsız iradesinden çok, yukarıdan yürütülen kontrollü bir çözüm siyasetine işaret etmektedir. Devlet belirli alanlarda esneklik gösterirken sürecin sınırlarını koruyabilir; siyasal aktörler de bu kontrollü alanı kendi tabanlarına “çözüm” ve “demokratikleşme” olarak sunabilir. Böylece halkın bağımsız siyasal iradesinin yerini, devletin izin verdiği sınırlar içindeki müzakere siyaseti alır.

Sorun Kürt Halkının Talepleri Değil, Taleplerin Sınırlandırılmasıdır

Eleştiri Kürt halkının meşru taleplerine değil, bu taleplerin nasıl bir siyasal mekanizmaya hapsedildiğine yönelmelidir.

Kürt halkının demokratik ve siyasal hakları meşrudur. Devletin inkâr, baskı ve asimilasyon politikalarının yarattığı tarihsel sorunlar ise birkaç sembolik jest veya parlamenter pazarlıkla çözülemez.

Asıl mesele, milyonlarca insanın taleplerinin birkaç siyasal aktörün devletle yürüttüğü müzakerelere indirgenmesidir. Çünkü halkın özgürlüğü devletin vereceği izinlere bağlandığında, özgürlük olmaktan çıkar; yönetilen bir siyasal imtiyaza dönüşür.

Bu nedenle temel soru şudur: Bu süreç halkın örgütlü gücünü mü büyütüyor, yoksa devlet ile siyasal aktörler arasındaki kontrollü uzlaşmayı mı güçlendiriyor?

Gerçek Özgürlük Yukarıdan Verilmez

Ne devletçi-milliyetçi faşist inkâr siyasetine ne de devletle kontrollü uzlaşmayı demokratikleşmenin kendisi olarak sunan liberal siyasete mahkûm olunabilir.

Kürt halkı ve ulusunun özgürlüğü, Türkiye Kuzey Kürdistan işçi sınıfının ve bütün ezilenlerin özgürlük mücadelesinden koparılamaz. Sorun yalnızca kimliğin tanınması değil; ulusal baskının, siyasal zorun ve sınıfsal sömürünün birlikte aşılmasıdır.

İmralı’dan gelen fotoğrafı ne kutsallaştırmak ne de küçümsemek gerekir. İnsanların birbirine kavuşmasını savunmak başka şeydir; bu kavuşmanın devlet tarafından kontrollü bir siyasal gösteriye dönüştürülmesini sorgulamak başka.

Gerçek çözüm seçilmiş karelerde, devletin verdiği izinlerde veya kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarda değildir. Gerçek özgürlük yukarıdan verilmez; aşağıdan örgütlenir, mücadeleyle kazanılır ve halkın kendi kolektif gücüyle güvence altına alınır. Alınmalıdır

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.