Kemalizm, Reformizm ve Barış Diplomasisi Aldatmacası: Kaypakkaya’nın Mirası Üzerine

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye Kuzey Kürdistan’da hâkim ideolojik çerçeve olan Kemalizm, neredeyse bir asırdır hem devletin hem de solun önemli bir kesiminin zihin dünyasını şekillendiren bir dogma olarak varlığını sürdürüyor. Ancak bu ideolojiye dair gerçek bir çözümleme, onu tarihsel ilerlemenin değil, burjuva tahakkümün faşist bir biçimi olarak görmekten geçer. İbrahim Kaypakkaya’nın mirası, tam da bu noktada belirleyici bir ayrımı ve bir miladı işaret eder: yani devrimci kopuş ile reformist uzlaşma arasındaki çizgiyi.

Kaypakkaya, Kemalizmi bir modernleşme projesi değil, bir sınıf diktatörlüğü olarak, dahası faşist devlet niteliği olarak tanımlamıştı. Egemen Türk burjuvazisinin, asker-sivil bürokrasinin ve toprak ağalarının ittifakıyla şekillenen bu rejim, halk adına ama halka rağmen kurulmuştur. Kürt ulusunun inkârı, Alevi kimliğinin bastırılması, işçi sınıfının örgütsüzleştirilmesi —hepsi bu kurucu ideolojinin doğrudan mantıksal sonucudur. Bugün ezcümle “Kemalist sol”un hâlâ bu ideolojiyi “anti-emperyalist” bir hareket olarak sahiplenmesi, devrimci gerçekliğin değil, son tahlilde burjuva devletin sınırlarına teslimiyetin ifadesidir.

Kemalizmin bu tahakkümcü faşist karakteri, günümüzde “barış diplomasisi” adı altında yeniden üretilmektedir. Kürt Ulusal Hareketi on yıllardır süren savaşın yıkıcılığını sonlandırmak adına Türk devletiyle bir “barış zemini” arayışına yöneldi. Ancak bu zemin, yapısal olarak iki ayrı ulusun Türklerin ve Kürtlerin eşitliğini değil, mevcut devlet formunun devamını garanti altına almaktadır. Devrimci bir çözüm perspektifi olmadan geliştirilen her “barış”, kaçınılmaz biçimde teslimiyetle sonuçlanır. Bugün dünden daha fazla bayraklaştırılması gereken slogan tam da “TESLİMİYET İHANETE, DİRENİŞ ZAFERE GÖTÜRÜR” sözüdür..

Kaypakkaya’nın devrimci mirası, bu noktada berrak bir uyarıdır: Faşist karakterini koruyan, sınıfsal niteliğini değiştirmeyen bir devletle gerçek bir barış mümkün değildir. Barış, yalnızca halkların mücadelesiyle, sömürü düzeninin temelleri yıkıldığında mümkündür. “Silahların susması” Kürt ulusu ve diğer azınlık milliyet ve halkların özgürleşmesi anlamına gelmez; çünkü susan, yalnızca egemenlerin duymak istemediği gerçektir.

Dahası, bugün bazı devrimci-demokratik kurumlar da bu reformist hat karşısında ideolojik bir netlik sergileyememektedir. “Demokratik çözüm”, “barış süreci” ya da “sivil siyaset” gibi kavramlar etrafında şekillenen pragmatist yaklaşım, devrimci mücadeleyi düzen içi bir muhalefet biçimine indirgeme tehlikesi taşımaktadır. Bu, devrimci taktik değil, devrimci çizginin aşınmasıdır. Kaypakkaya’nın devrimci mirasına sahip çıkmak, bu türden ideolojik bulanıklığa karşı net bir tutum almayı gerektirir. Dolayısıyla bugün Kaypakkaya’nın mirası tarihsel açıdan olduğu kadar güncel açıdan da paha biçilmez bir yerde olanca kıymetiyle durmaktadır.

Kemalist “sol”un cumhuriyet mitleri etrafında dönen restorasyoncu çizgisi ile AKP/MHP faşist bloğu şahsında Ulusal Hareket’in sistem içi bir statü arayışına yönelmesi, birbirinden farklı görünümler altında aynı yere çıkar: devletin sınırlarını ve “haklar”ını tanımak. Bu sınır, halkların eşitliğiyle, sınıfın özgürleşmesiyle, devrimin zorunluluğuyla uzlaşmaz bir çelişki içindedir.

Kaypakkaya’nın mirası, devrimci safların önüne hâlâ aynı soruyu koyuyor: Gerçek kurtuluş, reformlarla mı, devrimle mi gelecek? Onun yanıtı açıktır: Halkın kurtuluşu, burjuva devletin ideolojik duvarlarını aşmadan mümkün değildir. Bugün freni patlamış bir hızla bu sınırları esas alan bir yönelimin gece gündüz parlatılarak köpürtülmesi konjonktürel olarak gerçekleri üzerini örtse de, uzun erimde Türk egemen sınıflarının ulusalcı ve politik İslamcı kliklerinin özgürlük düşmanı nitelikleri daha büyük patlamalara yol açacak faşizan yasak ve baskıları biriktirdiği gerçeğiyle yüzleşilecektir.

Bugün bu coğrafyada gerçek barış, ancak sömürenle sömürülen arasındaki uçurum ortadan kalktığında, ezilen uluslar kendi kaderini tayin hakkını özgürce kullandığında ve halk kendi iktidarını kurduğunda sağlanabilir. Bu gerçekleşmeden ilan edilen her “barış” ve egemenlerle bu temelde girilen diplomasi gerçek özgürlüğe aç halkları kandırmaktan başka bir sonuca yol açmayacaktır.

Biz Kaypakkaya güzergahında devrimin temel sorununun iktidar sorunu olduğunu bilen MLM bilincimizle, bugün yaşanan tüm patırtı-gürültüye rağmen bu bilincimize yabancılaşmadan, Türk egemen sınıflarının resmi ideolojisi Kemalizmle her özgül alan da yaşanan güncel sorun bağlamında ideolojik savaşımızı vermeye devam edeceğiz.

Ve dün ortak aklımızın tam merkezinde duran, bugün geçici rüzgarların bir kısım devrimci parti ve örgütlerin aklından söküp aldığı, o paslanmaz, 24 ayar altın değerindeki sözü asla unutmayacağız;
FIRTINA ZAMANLARINDA ANCAK KENDİ KÖKLERİNE SIMSIKI SARILANLAR AYAKTA KALABİLİR!

MEHMET KARACA

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.