İbrahim Çiçek’in Öcalan ve PKK Eleştirisindeki İflası
Özgür TV’de yayımlanan ve Marksist Teori yazarı İbrahim Çiçek’in katıldığı “Çerçeve Yasa ne getiriyor?” söyleşisi, yalnızca yasanın içeriğini değil, solun tarihsel bir eşikte aldığı siyasal tutumu göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.
Çiçek, yasanın niteliği ve devlet politikasının arka planı konusunda önemli tespitler yapmaktadır. Yasanın özgürleştirici olmadığını ve inkârcı karakterin sürdüğünü ortaya koyması önemlidir.
Ancak tam da burada temel bir sorun ortaya çıkmaktadır: Devletin niyetini teşhir etmek yetmez. Aynı yasanın karşı tarafında yer alan PKK yönetiminin ve Abdullah Öcalan’ın bu sürece hangi siyasal tutumla yaklaştığını da Marksist ölçütlerle sorgulamak gerekir.
Devleti Eleştirmek Tek Başına Yetmez
Çiçek’in devlet politikalarına yönelik eleştirileri yerindedir. Ancak Marksist eleştiri burada duramaz, çünkü yasanın bir de muhatabı vardır.
PKK yönetimi silahlı mücadeleyi sona erdirme, silahsızlanma ve kendisini feshetme yönünde bir çizgi ortaya koymuştur. Abdullah Öcalan da bu sürecin yönlendirici figürüdür.
İlk soruya cevap verip ikincisini geçiştirmek, “Marksist” analizin yarısını yapıp diğer yarısını terk etmektir.
Sorun PKK’nin ve Öcalan’ın Eleştirilmemesidir
Çiçek, devletin yasayla ne yapmak istediğini teşhis ederken, PKK yönetiminin ve Öcalan’ın aynı süreçte ne yaptığını aynı açıklıkla sorgulamamaktadır.
Bu kelepçenin diğer tarafında kim durmaktadır?
PKK yönetiminin silahsızlanma ve kendini feshetme yönelimi neden “Marksist” açıdan açıkça eleştirilmemektedir?
Öcalan’ın paradigmasının devletle yeni bir uzlaşma zeminine nasıl bağlandığının neden sınıfsal değerlendirmesi yapılmamaktadır?
Marksist eleştiri, devletin attığı her adımı teşhir ederken, karşı taraftaki siyasal çizgiyi dokunulmaz hale getiremez.
Kürt Halkının Hakları ile PKK Yönetimi Aynı Şey Değildir
Kürt halkının ulusal demokratik haklarını savunmak başka şeydir; PKK yönetiminin ve Öcalan’ın siyasal çizgisini eleştirmek başka şey. Bu iki tutum birbirinin karşıtı değil, eş zamanlı yürütülmesi gereken devrimci görevlerdir.
Bir hareketin ezilen bir halkın mücadelesindeki tarihsel rolü, onun sonraki politikalarını eleştiriden muaf tutmaz. Politikalar, sınıfsal karakterleri ve tarihsel sonuçları üzerinden değerlendirilir.
Silahsızlanma ve Fesih Neden Sorgulanmıyor?
Bugünkü sürecin en temel gelişmelerinden biri PKK’nin kendisini feshetme yönelimidir. “Marksist ” bir değerlendirme bunu geçiştiremez:
PKK neden silahlı mücadeleden vazgeçmektedir?
Silahsızlanma karşılığında ne elde edilmektedir?
Devrimci bir hareket neden örgütsel varlığını mevcut devlet düzeni içerisinde sona erdirmektedir?
Silah bırakmanın kendisi ne devrimcidir ne de karşı-devrimci; onun niteliğini belirleyen şey hangi sınıf çıkarlarına bağlandığıdır.
Öcalan’ın Siyasal Çizgisi Eleştirinin Dışında Tutulamaz
Öcalan’ın kuruluş dönemindeki Marksist-Leninist referansları ile sonraki “demokratik konfederalizm” yaklaşımı arasında ciddi bir ideolojik farklılaşma bulunmaktadır. Mesele kavramların değişmesi değil; devrim, iktidar, devlet ve sınıf mücadelesi yaklaşımının değişmesidir.
Öcalan’ın siyasal çizgisini eleştirmek Kürt halkını/Ulusunu eleştirmek değildir. Aksine, Kürt emekçilerinin gerçek kurtuluşunu savunanların bu tartışmayı yapması şarttır.
Eylem Birliği ile İdeolojik Birlik Karıştırılmamalıdır
Kürt hareketiyle dayanışma politikası, bazı devrimci çevrelerde ideolojik eleştirinin sınırlarını daraltabilmektedir.
Faşizme karşı birlikte mücadele etmek, bir hareketin bütün stratejik tezlerini benimsemeyi gerektirmez.
Kürt halkının haklarını savunmak, Öcalan’ın bütün tezlerini kabul etmeyi gerektirmez.
Devletin baskısına karşı çıkmak, PKK’nin silahsızlanma politikasını eleştirmemeyi gerektirmez.
Gerçek dayanışma, ideolojik bağımsızlıktan vazgeçmek değildir.
Sonuç: Eksik Eleştiri, Eksik Marksizmdir
Çiçek’in devletin yasasını teşhir eden tespitleri değerlidir; ancak sorun bundan sonrasındadır.
Devletin ne yaptığını doğru teşhis etmek, PKK yönetiminin ne yaptığını sorgulamaktan muaf tutmaz.
Kürt halkının/Ulusunun demokratik haklarını savunmak doğrudur; ancak Öcalan’ın siyasal çizgisini eleştirmek de “Marksistler”in hakkıdır.
Çünkü devletin dayatmasını teşhir edip teslimiyete verilen rızayı sorgulamamak, eleştirinin yarısında durmaktır. Marksist teori ya bütünlüklüdür ya da konjonktürel bir pragmatizme dönüşür. Asıl tehlike de burada başlamaktadır.
