ABD-İran savaşının altıncı ayında enerji krizi ağırlaşıyor. Reuters verilerine göre Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatı savaş nedeniyle %96 oranında geriledi. Katar’ın savaş öncesinde dünya LNG arzının yaklaşık beşte birini karşılayan konumu düşünüldüğünde, bu düşüş küresel enerji piyasalarında ciddi sonuçlar yaratıyor.
Son altı ayda Katar’dan yalnızca 18 LNG sevkiyatı gerçekleşirken, geçen yıl aynı dönemde bu sayı 509’du. Katar’ın gelir kaybının yaklaşık 24 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Avrupa’nın doğalgaz depolarının da kış öncesinde tarihsel olarak düşük seviyelerde bulunması, yeni fiyat sıçramaları riskini artırıyor.
Bu ortamda ABD’nin LNG ihracatındaki artış dikkat çekiyor.
SAVAŞ BİR YANDA YIKIM, DİĞER YANDA SERMAYE İÇİN KÂR
Emperyalist savaşların gerçek yüzü burada bir kez daha ortaya çıkıyor.
Katar’ın enerji ihracatı çökerken Avrupa enerji kriziyle karşı karşıya kalıyor; aynı anda ABD enerji şirketleri Avrupa pazarındaki paylarını büyütüyor.
Bir ülkenin enerji kaynaklarının yok olması, başka bir sermaye grubunun pazarını büyütüyor.
Kapitalizmin savaş ekonomisinin mantığı budur:
Halklara kriz, sermayeye pazar!
Hürmüz Boğazı ve enerji kaynakları üzerindeki mücadele, yalnızca ABD ile İran arasındaki askeri çatışmadan ibaret değildir. Ortadoğu’nun enerji kaynakları, ulaşım yolları ve pazarları üzerindeki emperyalist paylaşım mücadelesinin bir parçasıdır.
Enerji fiyatlarının yükselmesi ise patronların değil, emekçilerin sırtına yükleniyor. Isınma, elektrik, ulaşım ve temel tüketim giderleri yükselirken enerji tekelleri yeni kâr alanları elde ediyor.
Emperyalist savaşın bedelini savaşı çıkaranlar değil, dünya halkları ödüyor.
Bu nedenle mesele yalnızca “enerji krizi” değildir.
Mesele, insanlığın temel ihtiyaçlarının bir avuç enerji tekeli ve emperyalist devletin kâr ve güç hesaplarına terk edildiği kapitalist düzenin kendisidir.
