BAYIK’TAN MAZLUM ABDİ’YE SERT ELEŞTİRİ: “GÖREVİ KABUL ETMEMELİYDİ”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SDG’NİN FESHİ VE ŞAM’A ENTEGRASYONUN ARDINDAN YENİ TARTIŞMA

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) eski komutanı Mazlum Abdi’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanmasını eleştirdi.

Bayık, Abdi’nin daha önce “Halk içinde olacağım, hiçbir görev almayacağım” yönündeki tutumunu hatırlatarak, sonrasında Şara’nın danışmanlığını kabul etmesini eleştirdi. Bayık, “Kürtler adına olsa bir manası olur. Bu yöndeki eleştiriler haklıdır. Biz de eleştiriyoruz; çünkü kabul etmemesi gerekirdi” dedi.

Bayık ayrıca Şara yönetiminin Kürtlere ihtiyaç duyduğunu, ancak Kürtlerin kendi aralarında birlik oluşturması gerektiğini savundu. “Bunun dışında ‘Bu Kürtlerin dostudur’ diyebileceğimiz bir güç yoktur” ifadelerini kullandı.

ENTEGRASYONUN ARDINDAN DANIŞMANLIK

Gelişmenin arka planında, SDG ile Şam arasındaki uzun süredir devam eden entegrasyon süreci bulunuyor. Ocak 2026’da yapılan anlaşmalarla SDG’nin askeri ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına bağlanması öngörülmüş, süreç Ağustos ayında SDG’nin bağımsız askeri yapı olarak sona erdirilmesiyle sonuçlanmıştı. Mazlum Abdi 25 Ağustos’ta SDG’nin feshedildiğini ve güçlerinin Suriye ordusuna katılım sürecinin tamamlandığını açıkladı.

28 Ağustos’ta ise Şara’nın yayımladığı kararnameyle Abdi, Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atandı. Böylece yıllarca Kuzey ve Doğu Suriye’de ayrı bir askeri yapı olarak faaliyet yürüten SDG’nin tasfiyesinin hemen ardından, yapının eski komutanı Şam’daki devlet mekanizması içerisinde bir göreve geçmiş oldu.

ROJAVA’DA “ENTEGRASYON” MU, SİYASAL TASFİYE Mİ?

Cemil Bayık’ın Mazlum Abdi’ye yönelik eleştirisi, kişisel bir görev tartışmasının çok ötesinde, Rojava’da son iki yılda ortaya çıkan siyasal yönelimin temel sorunlarından birine işaret ediyor: Bir halkın askeri ve siyasal kazanımları, merkezi devlet yapısına eklemlenerek mi korunacak; yoksa kendi siyasal iradesi ve örgütlü gücü üzerinde mi yükselecek?

Bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca “bir komutanın danışman olması” üzerinden okumak eksik kalır. Önce bağımsız askeri yapı ortadan kaldırıldı, ardından güçlerin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ilan edildi ve hemen sonrasında eski komutan Şam yönetiminin danışmanı oldu. Bu zincirin her halkası, Rojava’nın geleceği açısından ayrı ayrı tartışılmalıdır.

Buradaki temel mesele, Şam yönetiminde bir Kürt isminin görev alıp almaması değildir. Asıl mesele, Kürt halkının kendi örgütlü siyasal iradesinin hangi mekanizmalarla korunacağıdır.

Çünkü merkezi iktidarın verdiği bir makam ile halkın kendi örgütlü gücü aynı şey değildir.

Bir devlet başkanının danışmanı olmak, tek başına Kürt halkının siyasal haklarının güvence altına alınması anlamına gelmez. Nitekim Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların merkezinde askeri ve sivil kurumların devlet yönetimi altında birleştirilmesi bulunuyor. Aynı dönemde Şam yönetimi adem-i merkeziyetçilik tartışmasına mesafeli yaklaşırken, SDG tarafı Kürt haklarının anayasal güvenceye alınmasını savundu.

Dolayısıyla Bayık’ın “görevi kabul etmemeliydi” eleştirisi, tam da bu çelişkiye dikkat çekmektedir.

ABD DESTEĞİNDEN ŞAM’IN DEVLET YAPISINA

Rojava’daki gelişmeler aynı zamanda emperyalist güçlerin bölgesel politikalarının halkların kaderi üzerindeki etkisini de yeniden gündeme getiriyor.

SDG, IŞİD’e karşı savaş döneminde ABD’nin temel kara ortaklarından biri haline geldi. Washington’un askeri ve siyasi desteği, SDG’nin bölgedeki konumunun güçlenmesinde önemli rol oynadı. Ancak Suriye’deki güç dengelerinin değişmesiyle birlikte ABD’nin Şam yönetimiyle ilişkileri de yeni bir zemine oturdu. Ağustos 2026’daki gelişmeler sonucunda SDG’nin bağımsız askeri varlığı sona erdi.

Bu tablo, bölge halklarının kendi kaderlerini emperyalist güçlerin dönemsel hesaplarına bağlamasının taşıdığı riski bir kez daha gösteriyor.

Dün Washington’un sahadaki ortağı olarak desteklenen bir yapı, bugün Şam’ın merkezi devlet mekanizmasına entegre ediliyor. Dün askeri güç olarak öne çıkan kadrolar, bugün devlet kurumlarında görev alıyor.

Devrimci açıdan sorulması gereken soru şudur: Halkın kazanımı, emperyalist güçlerin veya bölgesel devletlerin değişen dengeleri üzerinden mi korunacaktır; yoksa halkın kendi bağımsız örgütlü iradesi üzerinden mi?

Bu soru yalnızca Mazlum Abdi’ye değil, Rojava’nın geleceğini tartışan bütün siyasal güçlere yöneltilmelidir.

KAZANIMLARIN KADERİ MAKAMLARA BIRAKILAMAZ

Kürtçenin tanınması ve Kürtlerin vatandaşlık haklarına ilişkin Şam tarafından atılan bazı adımlar önemli gelişmeler olarak kayda geçti. Ancak bunların nasıl uygulanacağı, anayasal ve siyasal güvenceye nasıl bağlanacağı ve Kuzeydoğu Suriye’deki mevcut sivil yapıların geleceğinin ne olacağı hâlâ temel tartışma konuları arasında.

Bu nedenle meselenin merkezine “Abdi danışman oldu” haberini değil, onun arkasındaki siyasal dönüşümü koymak gerekir.

SDG’nin bağımsız askeri yapısının sona ermesiyle birlikte Rojava’daki güç dengesi değişmiştir. Şimdi belirleyici sorun, Kürt halkının elde ettiği siyasal ve toplumsal kazanımların Şam’ın merkezi devlet yapısı içerisinde ne ölçüde ve hangi güvencelerle korunacağıdır.

Bayık’ın açıklaması bu nedenle yeni bir tartışmanın kapısını açıyor:

Bir halkın geleceği, merkezi iktidarın vereceği makamlara mı bağlanacak; yoksa halkın kendi örgütlü iradesi ve kazanımları mı esas alınacak?

Rojava’daki gelişmeler bu sorunun cevabını önümüzdeki dönemde daha somut biçimde ortaya çıkaracaktır.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.