Tarihsel Süreklilikten Dijital Kapitalizme: Marksist-Leninist-Maoist Perspektiften Sınıf Mücadelesi, Tasfiyecilikle Hesaplaşma ve Proleter Devrimci Öncü
Tarihsel materyalizm, toplumsal gelişmeyi üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiler ve bunun üzerinde yükselen sınıf mücadeleleri üzerinden ele alır. Bu nedenle devrimci hareketin tarihini yalnızca geçmişin olayları olarak değil, bugünün mücadelelerine ışık tutan bir deneyimler bütünü olarak kavramak gerekir.
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında ezilenlerin feodal ve sınıfsal tahakküme karşı geliştirdiği tarihsel direnişlerden, 20. yüzyılda komünist hareketin ortaya çıkışına; İbrahim Kaypakkaya’nın revizyonizmden kopuşundan Baba Erdoğan şahsında somutlaşan kadro pratiğine kadar uzanan çizgi, devrimci hareket açısından tartışılması gereken önemli bir tarihsel birikimdir.
Bugün ise aynı mesele yeni bir toplumsal zeminde karşımıza çıkmaktadır: Dijital kapitalizm.
Yapay zekâ, algoritmik yönetim, platform emeği, otomasyon ve güvencesiz çalışma biçimleri üretimin teknik yapısını değiştirirken kapitalist mülkiyet ilişkilerini ortadan kaldırmamıştır. Tam tersine sermaye, teknolojik gelişmeyi emeğin denetimi ve verimliliğin artırılması için yeni araçlarla birleştirmektedir. ILO da algoritmik yönetimi işçilerin veriler üzerinden atanması, izlenmesi, denetlenmesi ve değerlendirilmesi olarak tanımlamakta; bu uygulamaların özellikle platform ekonomisinde yaygınlaştığına dikkat çekmektedir.
TARİHSEL MİRAS VE KOPUŞ
1240 Babai İsyanı, kendi tarihsel koşulları içerisinde ezilen köylü kitlelerinin feodal egemenliğe karşı büyük bir başkaldırısı olarak okunabilir. Ancak bu tür tarihsel isyanlarla modern proletarya hareketi arasında doğrudan ve kesintisiz bir siyasal özdeşlik kurmak yerine, ezilenlerin farklı dönemlerde ortaya çıkan direniş deneyimleri arasındaki tarihsel farklılıkları ve dönüşümü görmek gerekir.
Bu dönüşüm, modern komünist hareketin ortaya çıkışıyla yeni bir nitelik kazanmıştır.
İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye Kuzey Kürdistan devrimci hareketindeki kopuşu, kemalizm, revizyonizm, reformizm ve sınıf uzlaşmacılığı konularında ortaya koyduğu tezlerle şekillendi. TKP(ML)’nin kendi tarih anlatısında Kaypakkaya’nın 24 Nisan 1972’de parti kuruluşuna giden mücadeleyi revizyonizm ve pasifizmle hesaplaşmanın devamı olarak değerlendirdiği görülmektedir.
Bu nedenle Kaypakkaya’nın mirasını yalnızca tarihsel bir figürün anılması olarak değil, somut koşulların somut tahlili, sınıf mücadelesi ve örgüt sorunları açısından bir yöntem tartışması olarak ele almak gerekir.
Süleyman Cihan, Kazım Çelik, Cüneyt Kahraman, Cafer Cangöz, Ali Haydar Yıldız, Zeki Uygun, Baba Erdoğan ve daha birçok kadronun mücadele deneyimleri de bu tarihsel tartışmanın farklı halkalarını oluşturur.
TASFİYECİLİK: ÖRGÜT SORUNUNUN İDEOLOJİK BOYUTU
Devrimci hareketlerin tarihinde yenilgi yalnızca dışarıdan gelen saldırılarla açıklanamaz. Örgütsel çözülme, ideolojik belirsizlik, sınıf uzlaşmacılığı ve devrimci hedeflerin giderek düzen içi sınırlarla değiştirilmesi de belirleyici sorunlar yaratabilir.
Tasfiyecilik tam da burada ortaya çıkar.
Örgütün yerine bireyi, kolektif iradenin yerine kişisel inisiyatifi, sınıf mücadelesinin yerine siyasal konjonktürün dar hesaplarını ve uzun vadeli devrimci perspektifin yerine günübirlik başarı ölçütlerini koyan anlayışlar, zaman içerisinde örgütsel yapıyı zayıflatabilir.
Burada sorun yalnızca bir örgütün biçimsel olarak var olup olmaması değildir. Asıl sorun, örgütün hangi sınıfsal perspektifle hareket ettiği ve hangi amaç doğrultusunda örgütlendiğidir.
Bu nedenle tasfiyecilikle hesaplaşma, yalnızca geçmişte yaşanmış ayrılıkların muhasebesi olarak değil, her dönemde yeniden ortaya çıkabilecek ideolojik ve örgütsel eğilimlerin incelenmesi olarak ele alınmalıdır.
Baba Erdoğan’ın siyasal mirası da bu açıdan değerlendirilebilir. Devrimci Demokrasi’nin daha önce yayımladığı biyografik değerlendirmede onun 1990’da Karadeniz’de gerilla alanı oluşturma çalışmalarına öncülük ettiği ve 16 Eylül 1990’daki çatışmada yaşamını yitirdiği aktarılmaktadır.
DİJİTAL KAPİTALİZM: SERMAYENİN YENİ DENETİM ALANI
Bugün kapitalizm yeni bir teknik dönüşüm içerisindedir.
Yapay zekâ, robotik sistemler, platform ekonomisi, büyük veri ve algoritmik yönetim çalışma yaşamının önemli parçaları haline gelmektedir. Ancak teknolojinin gelişmesi, tek başına kapitalist üretim ilişkilerini değiştirmemektedir.
Bir fabrikada işçinin üretim bandı üzerinden denetlenmesiyle bir platform çalışanının algoritma tarafından sürekli izlenmesi arasında teknik fark vardır; fakat her iki durumda da emek gücünün sermaye tarafından örgütlenmesi ve denetlenmesi söz konusudur.
Yeni olan, denetimin biçimidir.
Artık patronun doğrudan işçiye verdiği emirlerin yanında algoritmik puanlama, otomatik görev dağılımı, performans ölçümü ve veri temelli gözetim de devreye girmektedir. ILO’nun çalışmalarında da yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisinin bütün işlerde aynı olmadığı, bazı işlerde insan emeğini tamamen ortadan kaldırmaktan çok emeğin niteliğini değiştirdiği ve “veri emeği” ile algoritmik yönetimin yeni sorun alanları yarattığı belirtiliyor.
Dolayısıyla mesele “teknolojiye karşı olmak” değildir.
Mesele, teknolojinin hangi sınıfın mülkiyetinde ve hangi toplumsal amaçla kullanıldığıdır.
ATOMİZASYONA KARŞI KOLEKTİF İRADE
Dijital kapitalizmin bir başka sonucu da çalışma yaşamının ve toplumsal ilişkilerin parçalanmasıdır.
Evden çalışma, bireyselleştirilmiş performans sistemleri, platform ekonomisi ve güvencesiz istihdam, işçileri aynı mekânda buluşmadan çalıştırabilmektedir. Bu durum sendikal ve kolektif örgütlenmenin biçimlerini de değiştirmektedir.
Sermayenin “esneklik”, “özgür çalışma” ve “bireysellik” söylemleriyle sunduğu çalışma biçimlerinin arkasında ise çoğu zaman güvencesizlik, performans baskısı ve sürekli ölçülme bulunmaktadır.
Bu nedenle dijital çağın temel sorunlarından biri yalnızca işsizleşme değildir. İşçinin birbirinden koparılması ve kendi emeğinin ortak gücünden uzaklaştırılmasıdır.
Devrimci örgüt açısından mesele burada yeniden örgütlenme sorununa bağlanmaktadır.
KADININ ÖZGÜRLEŞMESİ VE ÖRGÜTSEL DÖNÜŞÜM
Sınıf mücadelesi, toplumdaki diğer tahakküm ilişkilerinden bağımsız düşünülemez. Kadın üzerindeki patriyarkal baskı, ekonomik sömürü, toplumsal eşitsizlik ve siyasal iktidar ilişkileri birbirinden kopuk değildir.
Bu nedenle kadınların özgürleşmesi, devrimci mücadelenin tali bir başlığı değil, toplumsal dönüşümün temel meselelerinden biridir.
Aynı şekilde devrimci-komünist örgüt içerisinde bürokratikleşme, erkek egemen davranış kalıpları, hiyerarşik tahakküm ve kişisel iktidar ilişkileriyle mücadele de örgütsel kültürün dönüşümünün parçasıdır.
Öncü olmak, kitlelerin üzerinde durmak değil; sınıf mücadelesinin içinde kolektif sorumluluk almak anlamına gelmelidir.
BUGÜNÜN GÖREVİ: TARİHTEN YÖNTEM ÇIKARMAK
Baba Erdoğan ve önceki kuşakların mücadele deneyimleri, yalnızca nostaljik bir anma konusu haline getirildiğinde gerçek anlamını yitirir.
Asıl mesele, onların yaşadığı dönemin sorunlarını bugünün sorunlarıyla mekanik biçimde özdeşleştirmek değil; yöntem sorununu bugünün koşullarında yeniden düşünmektir.
Bugünün işçisi yalnızca fabrikada değildir.
Kurye platformunda, depoda, çağrı merkezinde, hastanede, lojistik merkezinde, bilgisayar başında ve veri üretiminin farklı alanlarında çalışmaktadır. Yapay zekâ tarafından dönüştürülen işlerde, taşeronlaşmış sektörlerde ve güvencesiz çalışma biçimlerinde de sınıf ilişkileri varlığını sürdürmektedir.
Bu nedenle dijital çağın devrimci öncüsü, geçmişin örgütlenme biçimlerini mekanik olarak tekrarlayan değil; değişen üretim ilişkilerini Marksist Leninist Maoist yöntemle çözümleyerek sınıf mücadelesinin yeni alanlarını kavrayan bir öncü olmak zorundadır.
SONUÇ: DEVRİMCİ ÖNCÜNÜN SINAVI
Bugün temel soru şudur:
Dijital kapitalizm toplumu parçalayabilir; fakat bu parçalanma sınıf mücadelesinin sonu mudur?
Hayır. Sorun, sınıf mücadelesinin ortadan kalkması değil, onun yeni biçimlerinin ortaya çıkmasıdır.
Kapitalist üretim ilişkileri varlığını sürdürdüğü sürece emek-sermaye çelişkisi de varlığını sürdürecektir. Teknoloji bu çelişkiyi ortadan kaldırmamakta; onun biçimlerini değiştirmektedir.
Bu nedenle tarihsel deneyimin bugüne taşınması, sloganların tekrarlanması değil; somut koşulların somut tahlili, ideolojik berraklık, kolektif örgütlenme ve sınıf mücadelesinin yeni alanlarını kavrama yeteneği üzerinden gerçekleşebilir.
Kaypakkaya’dan Baba Erdoğan’a uzanan tarihsel deneyim de ancak bu yöntemle güncel bir anlam kazanabilir.
Tarih geçmişte donmuş bir anıt değil, bugünü anlamanın laboratuvarıdır.
Ve dijital kapitalizmin algoritmaları karşısında temel sorun hâlâ aynıdır:
Emeğin ürettiği değer kimin elinde birikmektedir ve üretimin sonuçlarına kim hükmetmektedir?
Sorunun yanıtı, dijital çağda sınıf mücadelesinin hangi zeminde gelişeceğini de belirleyecektir.
Mehmet KARACA
