Gazze Şeridi’nde ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkese rağmen İsrail saldırıları devam ediyor.
Reuters’ın 1 Kasım 2026 tarihli haberine göre, pazar günü düzenlenen iki ayrı İsrail saldırısında en az sekiz Filistinli yaşamını yitirdi. Ölenler arasında beş polis görevlisinin de bulunduğu bildirildi.
Gazze kentindeki hava saldırısında üç Filistinli hayatını kaybetti. Güneydeki Han Yunus’un batısında düzenlenen başka bir saldırıda ise Gazze İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre beş polis öldürüldü.
İsrail ordusu, Han Yunus’taki saldırıda militanları hedef aldığını açıkladı. Gazze kentindeki saldırıya ilişkin ise haberin yayımlandığı sırada açıklama yapmadı.
İsrail, Hamas’ın ateşkesi ihlal ederek yeniden silahlandığını ve saldırılar düzenlediğini ileri sürüyor. Hamas ise bu iddiaları reddederek İsrail’i ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçluyor.
2025 yılında ABD arabuluculuğunda yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, Gazze’nin yeniden inşasını ve İsrail askerlerinin çekilmesini öngörüyordu. Ancak Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in çekilmesi konularındaki anlaşmazlıklar nedeniyle süreç ilerleyemedi.
Gazze sağlık yetkililerinin verilerine göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında en az 1.500 Filistinli yaşamını yitirdi. 7 Ekim 2023’te başlayan saldırılardan bu yana toplam Filistinli ölü sayısının ise 74 bini aştığı bildiriliyor.
Ateşkes emperyalist planın gölgesinde, Filistin halkı kuşatma altında
Gazze’de yaşananlar, emperyalist diplomasiyle ilan edilen ateşkeslerin, işgal ve sömürgecilik koşulları ortadan kaldırılmadığı sürece Filistin halkına gerçek bir güvenlik ve özgürlük sağlayamayacağını bir kez daha gösteriyor.
İsrail’in saldırıları, Filistin halkının yaşam alanlarını, altyapısını ve toplumsal varlığını hedef alan uzun süreli işgal politikasından bağımsız değildir. Ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen insanların öldürülmeye devam edilmesi, emperyalist güçlerin arabuluculuk söylemleriyle sahadaki gerçeklik arasındaki derin çelişkiyi ortaya koyuyor.
ABD’nin öncülük ettiği diplomatik süreç, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını esas alan bir çözümden çok, bölgesel güç dengelerini ve güvenlik çıkarlarını gözeten bir çerçevede ilerliyor. İsrail’in işgal politikalarının temelini oluşturan sömürgeci ilişkiler sorgulanmadığında, ateşkesler saldırıların biçimini ve yoğunluğunu değiştirse de temel sorunu ortadan kaldırmıyor.
Filistin halkının mücadelesi, yalnızca insani yardım ve ateşkes çağrılarıyla sınırlanabilecek bir mesele değildir. Bu mücadele, işgale, sömürgeciliğe, ulusal baskıya ve emperyalist müdahaleye karşı bir özgürlük mücadelesidir.
Dünya halklarının Filistin’le dayanışması, devletlerin diplomatik açıklamalarına havale edilemez. Liman işçilerinin silah sevkiyatlarına karşı eylemleri, sokaklarda yükselen protestolar ve uluslararası halk dayanışması, bu mücadelenin somut araçlarıdır.
Filistin halkının özgürlüğü, emperyalistlerin masalarında değil, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve örgütlü mücadele temelinde kazanılacaktır.
