Komünist Parti, bireysel eğilimlerin, kişisel beklentilerin veya farklı irade merkezlerinin yan yana durduğu gevşek bir birliktelik değildir. O, Marksizm-Leninizm bilimi temelinde, ortak ideolojik-politik çizgi, kolektif irade ve örgütsel disiplin etrafında kenetlenmiş proletaryanın öncü müfrezesidir. Bu niteliğin korunması, örgütsel işleyişin MLM ilkelerine uygun biçimde yürütülmesine bağlıdır. Bu işleyişin mihenk taşı ise demokratik merkeziyetçiliktir. Demokratik merkeziyetçilik, yalnızca idari bir düzenleme veya karar alma tekniği değil; komünist partinin ideolojik, politik ve örgütsel birliğini sağlayan, saflarını düzenleyen ve kolektif iradeyi birleşik mücadele pratiğine dönüştüren temel ilkedir. “Eyleme geçildikten sonra birlik, irade birliği ve tartışılan yöntemlerin mutlak birliği şarttır” (Lenin). Ne bürokratik dayatma ne de kişisel liberalizm olan bu ilke; uzun yılların devrimci deneyimiyle sınanmış, partinin saflarını düzenleyen ve kolektif iradeyi mücadele pratiğine dönüştüren MLM işleyişinin vazgeçilmezidir.
Demokratik merkeziyetçiliğin özü; çoğunluğun iradesinin karar haline gelmesi, azınlığın düşünce, eleştiri ve itiraz haklarının güvence altında olması ve karar alındıktan sonra bütün örgütün ortak irade doğrultusunda hareket etmesinden oluşur. Parti içinde farklı görüşlerin bulunması ve bunların ilkeli, bilimsel bir zeminde tartışılması ideolojik gelişim için zorunludur. Ancak tartışma, sınırsız bir serbestlik alanı değil, kolektif iradeyi oluşturma aracıdır. Yetkili organlarda yürütülen tartışma sonucunda alınan karar, bireylerin kişisel tercihlerinden çıkarak örgütün bağlayıcı iradesine dönüşür. Azınlıkta kalan yoldaşların görüşlerini savunma ve parti içi mekanizmalar çerçevesinde yeniden tartışma hakları saklıdır; ancak azınlık hakkı, çoğunluk kararını geçersiz kılma veya kendi görüşünü örgüte dayatma hakkı değildir. Azınlığın hakkını korumak adına kararların uygulanmasını belirsizleştirmek merkeziyetçiliği aşındırırken, çoğunluk iradesini bahane ederek azınlığı bastırmak da yapıyı bürokratik bir dayatmaya dönüştürür.
Demokratik merkeziyetçilik, alınan kararların nasıl uygulanacağını da belirler. Bir komünist, kendi önerisi kabul edilmedi diye örgütsel yükümlülüklerini askıya alamaz; kişisel kanaat kolektif kararın, öznel beğeni ise örgütsel ölçütün yerine geçirilemez. Alınan kararları kişisel yaklaşımlara göre eğip bükmek, işine gelen yönünü uygulayıp gelmeyeni etkisizleştirmek basit bir uygulama farkı değil, kolektif iradeyi parçalayan ilkesel bir sapmadır. Karar değiştirme yetkisi yalnızca kararı alan örgütsel mekanizmalara aittir, aksi halde örgütsel bütünlüğün yerini parçalanma ve kaos alır. Bu diyalektik bütünlük, demokratik tartışmayı boğarak kararları yukarıdan aşağıya dayatmaya dönüştüren bürokratik merkeziyetçilik ile bireysel kanaatleri ortak kararın üzerine çıkararak örgütsel anarşiye zemin hazırlayan kişisel liberalizm ve sekterlik gibi küçük burjuva eğilimlerle tehdit edilir. “Parti içinde disiplin olmalıdır; azınlık çoğunluğa boyun eğmeli, kararlar eksiksiz uygulanmalıdır” (Mao). Her iki yönelim de partinin devrimci mücadele kapasitesini ve dinamizmini tahrip eder.
Demokratik merkeziyetçilikte gevşeklik ve keyfîlik birlik yaratmaz, aksine parçalanmayı besler; bireysel eğilimler ve grupsal hesaplar kolektif iradenin yerine konulamaz. Demokratik tartışmayı güvence altına alan, çoğunluğun iradesini karara dönüştüren, azınlığın haklarını koruyan ve alınan kararları tavizsiz uygulayan bir örgütsel yaşam, MLM temelli Komünist Parti işleyişinin vazgeçilmez şartıdır. Kolektif iradeye bağlılık, azınlığın haklarının korunması ve kararların kararlılıkla uygulanması; komünist partinin ideolojik, politik ve örgütsel bütünlüğünün temel güvenceleridir.
