“DAĞ FARE DOĞURDU!” DİYEN HALKIN GÜNLÜĞÜ, KENDİ OPORTÜNİZMİNİ NEDEN GÖRMÜYOR?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Halkın Günlüğü’nün 8 Ağustos 2026 tarihli “Dağ Fare Doğurdu!” başlıklı yazısına Devrimci Demokrasi’den eleştirel yanıt

Devrimci Demokrasi – Polemik

Halkın Günlüğü, 8 Ağustos 2026 tarihinde “Dağ Fare Doğurdu!” başlığıyla yayımladığı uzun analizde, 6 Ağustos’ta TBMM’ye sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni değerlendiriyor.

Yazının önemli bir bölümü, Çerçeve Yasa’nın demokratikleşme değil, PKK’nin silahsızlandırılması ve tasfiyesi amacı taşıdığını ortaya koyuyor. “Milli dayanışma”, “toplumsal bütünleşme” gibi kavramların burjuva demagojisi olduğunu; düzenlemenin Kürt ulusunun temel ulusal-demokratik taleplerini karşılamadığını; infaz düzenlemelerinin ağır koşullara bağlandığını; PKK’nin silahlarını ve mal varlığını devlete teslim etmesinin tasfiyenin parçası olduğunu belirtiyor.

Bunların önemli bir kısmı doğrudur.

Ancak tam da burada temel sorunumuz başlıyor.

Halkın Günlüğü devletin tasfiye planını görüyor, fakat bu tasfiyeye hangi siyasal ve ideolojik süreç üzerinden gelindiğini aynı açıklıkla sorgulamıyor. PKK’nin ve Öcalan’ın devletle kurduğu uzlaşma çizgisine karşı açık, kesin ve ideolojik bir mahkûmiyet geliştirmiyor. Daha da önemlisi, kendi siyasal konumunu ve HBDH bileşeni olarak taşıdığı sorumluluğu tartışmıyor.

Bu nedenle söz konusu yazı, ilk bakışta sert görünen devlet eleştirisinin altında belirgin bir oportünist siyasal sınır taşımaktadır.

Dağdan neden “fil” bekleniyordu?

Öncelikle “Dağ Fare Doğurdu!” ifadesini sorgulamak gerekir.

Kürt ulusuna kuruluşundan bugüne inkâr, imha, asimilasyon, katliam, sürgün ve siyasal baskı uygulayan faşist Türk devletinin önüne koyduğu bir yasa teklifinden neden demokratik bir “fil” çıkması bekleniyordu?

Devletin sınıfsal karakteri değişmemiştir.

Değişen, egemenliğini yeniden üretme biçimidir.

Dolayısıyla Çerçeve Yasa’nın sınırlı bir infaz düzenlemesine indirgenmesi, PKK’nin feshi ve silah bırakması gibi ağır koşullara bağlanması şaşırtıcı değildir. Faşist devlet kendi karakterine uygun davranmaktadır.

Bu nedenle sorun “dağdan neden fare çıktı?” değildir.

Asıl soru şudur:

PKK neden bu dağın ürettiği koşulları kabul eden bir siyasal hatta geldi?

Halkın Günlüğü’nün yazısının temel açmazı burada ortaya çıkmaktadır.

Devletin dayatması doğru teşhis ediliyor, PKK’nin kabulü neden sorgulanmıyor?

Halkın Günlüğü, yasanın PKK’ye teslimiyet dayattığını açıkça söylüyor. PKK’nin silahlarını teslim etmesi, örgütsel varlığını sona erdirmesi ve mal varlığının devlete devredilmesi gibi koşulları mahkûm ediyor.

Fakat burada can alıcı devrimci sorunun sorulması gerekir:

PKK neden bu sürecin içine girdi?

Öcalan neden İmralı üzerinden devletle bu çerçevede bir ilişki geliştirdi?

PKK neden kendisini feshetme ve silahsızlanma kararına geldi?

Bunlar yalnızca devletin dayatmasıyla açıklanamaz.

Ortada yıllardır gelişen bir ideolojik-siyasal dönüşüm vardır. Ulusal devrimci referanslardan uzaklaşma, devrim ve iktidar perspektifinin terk edilmesi, sınıf siyasetinin ulusal-demokratik reformlar içinde eritilmesi, “yeni paradigma”, “demokratik toplum” ve nihayet silahlı mücadeleden vazgeçiş aynı tarihsel çizginin halkalarıdır.

Dolayısıyla açık konuşmak gerekir:

PKK’nin kendisini feshetmesi ve silah bırakması devrimci bir kazanım değil, tasfiyeci çizginin vardığı sonuçtur.

Öcalan’ın İmralı merkezli uzlaşma politikası, Kürt hareketinin düzenle entegrasyonunun siyasal zeminini hazırlamıştır.

Devletin tasfiye politikasını eleştirirken bunu söylememek, tasfiyenin yalnızca yarısını anlatmaktır.

“Dağ Fare Doğurdu!” Diyen Halkın Günlüğü, Kendi Oportünizmini Neden Görmüyor?

Halkın Günlüğü “Dağ Fare Doğurdu!” diyerek Çerçeve Yasa’nın içeriğindeki tasfiyeyi teşhir ediyor. Peki aynı soru kendisine yöneltildiğinde ne görüyoruz?

Eğer ortada gerçekten bir “fare” varsa, bu sonucu yalnızca devletin dayatmalarıyla açıklamak mümkün değildir. Bu “fare”yi doğuran siyasal sürecin içinde PKK’nin yıllar içinde geçirdiği ideolojik dönüşüm, Öcalan’ın İmralı merkezli uzlaşma çizgisi ve silahlı mücadeleden vazgeçiş kararı da vardır.

Fakat Halkın Günlüğü, devletin payını açıkça teşhir ederken bu sürecin kendi siyasal çevreleri açısından yarattığı sonuçları aynı açıklıkla tartışmamaktadır. Dahası, PKK’nin tasfiyeye yöneldiği bir aşamada, geçmişte onun siyasal ağırlığı ve açtığı alan üzerinden şekillenen ilişkilerin bugün ne anlama geldiğini sorgulamamaktadır.

İşte asıl oportünizm burada açığa çıkmaktadır:

Tasfiyeyi görmek, fakat tasfiyeye giden yolu ve bu yol karşısında kendi siyasal konumunu sorgulamamak.

Bu nedenle sorun yalnızca “dağ neden fare doğurdu?” değildir.

Daha önemli soru şudur:

Bu dağın neden artık fil doğuramayacağını yıllardır görmeyenler, bugün ortaya çıkan sonuç karşısında neden yalnızca devleti suçlamakla yetiniyor?

Devrimci eleştiri, yalnızca karşı tarafın attığı adımları teşhir etmek değil; kendi geçmiş siyasal tercihlerinin sonuçlarını da ortaya koyabilmektir.

Halkın Günlüğü’nün yapmadığı tam olarak budur.

“Kürtler kandırılıyor” demek yetmez

Halkın Günlüğü yazısında “Kürtler bir kez daha kandırılıyor” deniliyor.

Devletin Kürt ulusuna yönelik tarihsel inkâr ve aldatma politikaları elbette teşhir edilmelidir. Ancak “Kürtler kandırılıyor” biçimindeki yaklaşım, meselenin sınıfsal özünü açıklamaya yetmez.

Kürt halkı edilgen, kandırılan ve kendisi adına karar verilen bir kitle değildir. Kürt halkı tarih boyunca direnmiş, mücadele etmiş ve ağır bedeller ödemiştir.

Sorun yalnızca Kürtlerin devlet tarafından kandırılması değildir.

Asıl mesele, Kürt emekçilerinin bağımsız sınıf çıkarlarının ve ulusal devrimci siyasal iradesinin hangi çizgide örgütleneceğidir.

Öcalan’ın politikası Kürt halkının bütünüyle özdeşleştirilemez. PKK yönetiminin stratejik tercihi de Kürt işçisinin, köylüsünün ve yoksul halkının bütün çıkarlarının yerine geçirilemez.

Marksist Leninist Maoist görev, Kürt ulusunun haklarını savunurken aynı zamanda Kürt hareketinin önderliğinin sınıfsal ve siyasal çizgisini eleştirmektir. Kaypakkaya’nın ulusal soruna yaklaşımda ideolojik olarak diğerlerinden ayrılan özelliklerinden biri de asıl bu tutumdur.

Halkın Günlüğü tam da bu ikinci görevi geri plana itmektedir.

“Milli dayanışma” ve “toplumsal bütünleşme” eleştirisi: Doğru ama eksik

Halkın Günlüğü, yasa başlığındaki “Milli Dayanışma” kavramını haklı olarak sorguluyor.

Ezen ulusun devletinin, ezilen ulusa “milli dayanışma” çağrısı yapması, ulusal eşitsizliği ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde “toplumsal bütünleşme” söylemi de sınıf karşıtlıklarını gizleyen burjuva ideolojisinin bir biçimidir.

Fakat burada da eleştirinin sınırı görülmektedir.

Sorun yalnızca kavramların yanlış olması değildir.

Asıl sorun, hangi sınıfların hangi siyasal proje etrafında birleştirildiğidir.

Burjuva devletin “toplumsal bütünleşmesi” ile işçi sınıfının ve ezilen halkların devrimci birliği aynı şey değildir.

Devrimci görev; Türk ve Kürt emekçilerini devletin “milli bütünleşme” projesinde değil, ulusal baskıya, sömürüye ve kapitalist-faşist egemenliğe karşı ortak mücadelede birleştirmektir.

Yasal düzenleme meselesinde sorun “kapsam” değil, siyasal içeriktir

Halkın Günlüğü, Kürt siyasal çevrelerinin talep ettiği yasal düzenlemelerin yalnızca infaz düzenlemesinden ibaret olmadığını; anadilde eğitim, yerel yönetimler, Kürt kimliğinin tanınması gibi taleplerin de bulunduğunu belirtiyor.

Bu tespit doğrudur.

Ancak mesele yalnızca “Kürt hareketinin istediği daha kapsamlı yasaların verilmemesi” değildir.

Devletin neden yalnızca savaşın sonuçlarını düzenleyen bir hukuki çerçeve sunduğunu anlamak gerekir.

Çünkü devlet ulusal sorunu çözmeye değil, silahlı ve örgütlü direnişi tasfiye ederek kendi egemenlik yapısını korumaya çalışmaktadır.

Bu nedenle Çerçeve Yasa’nın eksikliği yalnızca demokratik hakların azlığı değildir.

Onun esas niteliği, ulusal sorunun kendisine dokunmadan ulusal mücadelenin örgütsel ve askeri kapasitesini kökten tasfiye etmektir.

2005 tarihi, infaz koşulları ve mal varlığı: Bunlar tasfiyenin ayrıntılarıdır

Halkın Günlüğü, yasa teklifindeki 1 Haziran 2005 tarihine, müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hükümlerine, infaz ertelemesinin koşullarına ve PKK’nin mal varlığının devlete aktarılması ihtimaline dikkat çekiyor.

Bunların tümü devletin güvenlik merkezli ve tasfiyeci yaklaşımını göstermek bakımından önemlidir.

Ancak bunlar tasfiyenin özü değil, biçimleridir.

Bir devrimci hareketin ideolojik, siyasal ve örgütsel varlığını sona erdirmesi; silahlarını teslim etmesi; mücadele araçlarından vazgeçmesi ve ardından düzenin hukuki çerçevesine dahil olması, birkaç infaz maddesinden çok daha büyük bir tarihsel sorundur.

Bu nedenle mesele yalnızca “devlet PKK’lilere şu koşulları dayatıyor” düzeyinde tutulamaz.

Asıl tarihsel soru, PKK’nin neden bu koşulların tartışıldığı bir noktaya kadar geldiğidir.

HBDH’nin geleceği konusunda neden sessizlik?

Halkın Günlüğü’nün en önemli kör noktalarından biri de HBDH meselesidir.

Bilindiği gibi Halkın Günlüğü, HBDH’nin bileşenlerinden biridir.

PKK kendisini feshediyor, silahlı mücadeleyi sona erdiriyor ve devletle İmralı üzerinden kurulan yeni çerçeveye uyum sağlıyor.

Peki HBDH ne olacaktır?

HBDH’nin kuruluş gerekçesi neydi?

PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirmesiyle HBDH’nin siyasal ve örgütsel varlık zemini fiilen ortadan kalkmıyor mu?

Halkın Günlüğü’nün 8 Ağustos tarihli “Dağ Fare Doğurdu!” yazısında bu konuda neden açık bir sonuç yoktur?

Bu sessizlik anlamlıdır.

Çünkü PKK’nin tasfiye ve entegrasyon süreci yalnızca PKK’nin kendi geleceğini ilgilendirmemektedir. PKK’nin uzun yıllar taşıdığı silahlı mücadele zemini üzerine kurulan ittifak ve örgütlenme biçimlerini de doğrudan etkilemektedir.

Dolayısıyla HBDH’nin bugünkü fiili durumunu sorgulamak zorunludur.

PKK’nin silahlı mücadeleyi bıraktığı bir koşulda HBDH’nin aynı siyasal zeminde varlığını sürdürdüğünü iddia etmek, siyasal gerçeklikle çelişir.

Bunu açıkça söylemek yerine susmak, siyasal sorumluluktan kaçmaktır.

Son on yılın pragmatizmi bugün suskunluk olarak geri dönüyor

Bu sessizliğin arkasında yalnızca bugünkü konjonktür yoktur.

Halkın Günlüğü ve benzeri çevrelerin son on yılda Kürt hareketiyle kurduğu ilişki biçimi esas olarak pragmatik bir siyasal yakınlaşma üzerinden gelişmiştir.

Bu ilişkinin temel mantığı, Kürt hareketinin özgül ve kitlesel ağırlığının açtığı siyasal alanlarda siyaset yapabilmek ve mümkün olduğunca bu alanla çatışmamaktır.

Bugün bunun bedeli ortaya çıkmaktadır.

PKK’nin devletle uzlaşma ve entegrasyon sürecine girdiği bir dönemde, dün kurulmuş pragmatik ilişkiler açık ve kesin bir ideolojik eleştirinin önüne sınır koymaktadır.

Bu nedenle eleştiriler vardır ama utangaçtır.

İtiraz vardır ama ölçülüdür.

Devlet sert biçimde eleştirilir; fakat PKK ve Öcalan söz konusu olduğunda aynı açıklık görülmez.

Çünkü “yeni dönemde Kürt hareketinin açacağı alanlardan bize de bir şey düşer mi?” hesabı, ideolojik açıklığın önüne geçmektedir.

İşte oportünizmin gerçek yüzü burada ortaya çıkar.

Yeni dönemin sınavı, kendi aklına ve kendi dizlerine güvenmekle verilecektir;

PKK’nin kendisini feshetmesi ve silahlarını devlete teslim etmeye açık olmasıyla yeni bir siyasal dönem açılmıştır.

Bu yeni dönem, devrimci ve özellikle Kaypakkayacı çizgi açısından ciddi bir sınavdır.

Çünkü artık başkasının siyasal ağırlığına yaslanmadan, kendi sınıfsal ve devrimci çizginizi ortaya koymanız gerekmektedir.

Oportünist ve tasfiyeci sol ise burada kendi aklına ve kendi dizlerine güvenmemektedir.

Yarının koşullarında kendisini zor durumda bırakacak kesinliklerden bugün kaçınmaktadır.

Görevlerini açıkça ilan etmemektedir.

Kiminle, hangi temelde ve hangi siyasal hatta mücadele edeceğini netleştirmemektedir.

“Neme lazım” siyaseti tam olarak budur.

Dün olduğu gibi bugün de gerçek hesap, Kürt hareketinin özgül ve kitlesel ağırlığının açacağı alanlarda siyaset yapmak, başını ağrıtmamak ve mümkün olduğunca o alanlardan yararlanmaktır.

Oysa Kaypakkayacı devrimci komünist çizginin özü bunun tersidir:

Başkasının açtığı alana güvenmemek; kendi aklına, kendi iradene, kendi sınıfına ve kendi devrimci gücüne güvenmek. Kendi tarihinin önünde yürümek.

Yeni dönemde yapılması gereken, Kürt hareketinin düzen içi entegrasyonuyla açılan boşluklardan kendisine yer aramak değil; işçi sınıfının ve ezilen halkların bağımsız devrimci hattını yaratmak, buna hazırlanmak ve bunun için donanmaktır.

Sonuç, devletin tasfiyesine karşı, tasfiyeye kapı açan çizgiye de karşı!

“Dağ Fare Doğurdu!” yazısının temel çelişkisi şudur:

Halkın Günlüğü, bir taraftan Çerçeve Yasa’nın Kürt ulusal mücadelesine dayatılan tasfiye mekanizması olduğunu söylüyor.

Diğer taraftan bu tasfiyeye kapı açan PKK/Öcalan çizgisini aynı açıklıkla mahkûm etmiyor.

Devletin “demokrasi” söylemini reddediyor; fakat PKK’nin düzenle uzlaşma ve entegrasyon çizgisini açıkça mahkûm etmekten kaçınıyor.

PKK’nin silah bırakmasını eleştiriyor; fakat bu kararı mümkün kılan ideolojik dönüşümü yeterince sorgulamıyor.

HBDH bileşeni olduğu halde HBDH’nin fiili olarak sona ermesini tartışmıyor.

Ve bütün bunların üzerinde, son on yılda Kürt hareketiyle kurduğu pragmatik ilişkinin bugün neden ideolojik bir tutukluk yarattığını açıklamıyor.

Bu nedenle Halkın Günlüğü’nün 8 Ağustos 2026 tarihli yazısı, devletin tasfiye politikasına yönelttiği eleştiriler bakımından bazı doğrular taşısa da, kendi siyasal konumunun eleştirisini yapamadığı için tutarlı bir devrimci sonuç üretememektedir.

Sonuç olarak Halkın Günlüğü, “Dağ Fare Doğurdu!” diyor.

Biz ise soruyoruz:

Hangi dağdan fil bekliyordunuz?

Kürt ulusunu kuruluşundan beri inkâr ve imha eden faşist devletin dağından demokratikleşme fili çıkmaz.

Çıkan, devletin kendi sınıfsal karakterine uygun tasfiye ve entegrasyon politikasıdır.

Fakat asıl sorun, Halkın Günlüğü’nün bunu görmemesi değildir.

Gördüğü halde, bu tasfiyeye karşı kendi devrimci görevlerini açıkça ilan etmemesidir.

PKK’nin kendisini feshetmesini ve silahlarını devlete teslim etmesini açıkça mahkûm etmeyen; Öcalan’ın İmralı üzerinden geliştirdiği uzlaşma çizgisini ideolojik olarak reddetmeyen; HBDH’nin fiili olarak sona ermesini tartışmayan; Kürt hareketinin yeni entegrasyon döneminden bağımsız bir devrimci çizgi kurma görevini ortaya koymayan bir siyasal tutum, ne kadar sert devlet eleştirisi yaparsa yapsın ideolojik olarak berrak değildir.

Devrimci hareketin görevi, yeni dönemde açılacak alanlardan kendisine bir pay çıkarmak değildir.

Görevi kendi alanını yaratmaktır.

Kendi aklına, kendi iradesine, kendi sınıfına ve kendi devrimci gücüne güvenmektir.

Kürt halkının ulusal-demokratik haklarını savunurken, PKK ve Öcalan’ın tasfiyeci-uzlaşmacı çizgisini de açıkça mahkûm etmektir.

Devletin tasfiyesine karşı çıkarken, tasfiyeye kapı açan siyasal çizgiye de karşı çıkmaktır.

Ne faşist devletin “demokratikleşme” masalına, ne PKK’nin teslimiyetçi entegrasyon çizgisine, ne de bu iki güç arasındaki yeni denklemden kendisine alan arayan oportünizme!

Devrimci bağımsızlık!

İdeolojik berraklık!

Kaypakkayacı savaşkan sınıf siyaseti

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.