MADENCİLERİN ANKARA DİRENİŞİ: HAK GASPINA KARŞI SINIFIN SESİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

100’den fazla madenci gözaltına alındı

Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri, aylardır ödenmeyen ücret ve tazminat alacakları için Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürdükleri direnişte polis saldırısıyla karşılaştı. Bağımsız Maden-İş’in açıklamasına göre 100’den fazla madenci gözaltına alındı. İşçiler ise geri adım atmayacaklarını ve direnişi büyütme çağrısını sürdürüyor.

Bu direniş, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sömürü düzeninin küçük bir fotoğrafıdır.

İşçinin emeğine el konuluyor.

Ücretleri ve tazminatları ödenmiyor.

Devlet kurumları verilen sözlerin yerine getirilmesini sağlamıyor.

İşçiler haklarını almak için Ankara’ya geldiğinde ise karşılarına polis barikatı çıkıyor.

Burada devletin sınıfsal karakteri bütün açıklığıyla görülüyor: Sermayenin borcunu tahsil etmekte ağır davranan devlet, hakkını isteyen işçinin karşısına hızlı biçimde polis gücüyle çıkıyor.

Fakat madencilerin direnişi aynı zamanda önemli bir başka gerçeği de gösteriyor:

İşçi sınıfının mücadele potansiyeli hâlâ canlıdır.

Sorun, bu potansiyelin ne ölçüde örgütlü, birleşik ve süreklileşmiş bir mücadeleye dönüşebildiğidir.

Madencilerin günlerdir Ankara’da sürdürdüğü direniş, yalnızca kendi ücret ve tazminatları için verilen bir mücadele olarak bırakılmamalıdır. İşçi sınıfının farklı sektörlerdeki parçalı mücadelelerinin birleşmesi, sermayeye ve onun devletine karşı ortak bir sınıf cephesinin yaratılması açısından değerlendirilmelidir.

Çünkü sermaye örgütlüdür.

Devlet örgütlüdür.

Sermaye sınıfının çıkarlarını koruyan mekanizmalar süreklidir.

İşçi sınıfının ise çoğu zaman aynı süreklilikte örgütlenememesi, sermayenin en büyük avantajlarından biridir.

Bu nedenle madencilerin direnişi yalnızca “desteklenmesi gereken bir eylem” değildir.

Büyütülmesi gereken bir sınıf mevzisidir.

İşçilerin çağrısı fabrikalara, madenlere ve diğer işyerlerine ulaşmalıdır. Dayanışma açıklamalarıyla sınırlı kalmayan, gerçek bir sınıf dayanışmasına ve ortak mücadeleye dönüşmelidir.

Çünkü işçinin hakkı, patronun lütfu değildir.

Gasp edilen her ücret, sömürü düzeninin bir sonucudur. Buna karşı mücadele ise işçi sınıfının en meşru hakkıdır.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.