Devrimci Demokrasi Haber Yorum
Türkiye’de tarikat ve cemaatler yeniden gündemin merkezinde. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında “Süleymancılar” yapılanmasının lideri Alihan Kuriş dahil 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi; 17 ilde yürütülen operasyonun merkezinde MASAK raporlarına dayanan mali suçlar ve şirket ağları bulunuyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek operasyonun cemaatlere değil mali yapılanmaya yönelik olduğunu savunsa da, mesele yalnızca adli bir dosya değildir.
AKP-MHP iktidar bloku, hükümet olma ve iktidarı konsolide etme yolunda tarikat ve cemaatlerle sıkı bir çıkar ortaklığı kurmuştur. Siyasal İslamcı iktidar, bu yapıları toplumsal tabanını tahkim etmek, kadrolaşmak ve rejimi dönüştürmek için stratejik birer aparat olarak kullanırken; tarikatlar da devlet olanaklarından, mali kaynaklardan ve himaye ilişkilerinden sonuna kadar yararlanmaktadır.
Maneviyat perdesinin arkasındaki maddi gerçeklik
Tarikatlar kendilerini “manevi eğitim” ve “hayır” kurumları olarak sunsa da; hiyerarşi, biat, ekonomik kaynak, mülkiyet ve toplumsal denetim ağlarıdır. Menzil, İskenderpaşa, İsmailağa, Süleymancılar ve Nurcu yapılar eğitimden sağlığa, ticaret ve gayrimenkule kadar genişleyen devasa ekonomik ağlara sahiptir. Süleymancılar soruşturması, bu sermayeleşmenin istisna olmadığını, örgütlü gericiliğin kapitalist düzene uyarlanmış biçimi olduğunu bir kez daha gösterdi. Şeyhlerin ve cemaat liderlerinin vakıflar, şirketler ve medya kuruluşları üzerinden kurduğu bu düzen, AKP-MHP iktidarının siyasal desteğiyle büyümüştür.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve NATO’ya: Süreklilik ve özel savaş
Burjuva cumhuriyet döneminde 677 sayılı Kanun ile tekke ve zaviyeler kapatılsa da, tarikat ilişkileri ortadan kalkmadı. Çok partili yaşamla birlikte antikomünizm ve NATO siyaseti ekseninde yeniden üretilen bu yapılar, 12 Eylül darbesi sonrasındaki “Türk-İslam senteziyle” kurumsallaştı. Kuzey Kürdistan’da ise tarikat ve aşiret ilişkileri, devletin özel savaş politikaları, koruculuk ve kontrgerilla pratikleriyle iç içe geçti. Yoksul köylülerin ve emekçilerin “şükret, itaat et” söylemleriyle kuşatıldığı bu coğrafyada din, sömürüyü gizleme aracı olarak işlev gördü.
Kamu kaynakları, liyakatsizlik ve AKP-MHP rejimi
Tarikatların en büyük güç kaynağı devletle kurdukları bağlardır. İktidardaki AKP-MHP blokunun kamu ihalelerini, yurt protokollerini ve kadrolaşma süreçlerini cemaatlere açması, liyakatsizliği ve biat düzenini hâkim kıldı. Devlet kadrosuna girenler halka değil şeyhlerine hizmet eder hale geldi. 13 Ağustos operasyonunda 49 kişi hakkında karar alınması ve on milyarlarca liralık para hareketlerinin konuşulması, bu suç ortaklığının boyutlarını gözler önüne serdi. Ancak iktidarın bu operasyonu sadece “mali suç” çerçevesine hapsetmesi, tarikatların siyasal ve toplumsal temellerini koruma çabasından ibarettir
Kapitalizm yoksulluk üretirken, tarikatlar bu yoksulluğu kadere bağlayarak sömürü düzenini meşrulaştırır. İşçiye düşük ücreti, kadına itaati, çocuğa ise sorgulamasız biati dayatan bu yapılar, AKP-MHP iktidarının bekası için ideolojik birer kalkan işlevi görür. Çözüm; tarikatların sadece mali ayaklarına dokunmak değil, kamusal, bilimsel ve laik bir eğitimi hakim kılmak; tarikat-sermaye-hükümet ortaklığını ve bu düzeni üreten sömürü ilişkilerini kökten tasfiye etmektir.
Gerçek özgürlük şeyhe biat etmekte değil, kendi geleceğini eline alan halkın örgütlü mücadelesindedir.
Devrimci Demokrasi
