KARADENİZ’DEKİ SAVAŞ ENERJİ HATLARINI VURUYOR: ANKARA’NIN DENGE POLİTİKASI YENİ BİR SINAVDA
DEVRİMCİ DEMOKRASİ – TÜRKİYE / HABER-YORUM
Türkiye, Ukrayna’nın Rusya’nın Karadeniz’deki petrol ihracat altyapısına yönelik İHA saldırılarının ardından Rusya’dan petrol alımını azaltmaya başladı.
Reuters’ın tüccarlar ve LSEG deniz taşımacılığı verilerine dayandırdığı haberine göre Türkiye, Temmuz ayında Rusya’nın limanlarından yaklaşık 900 bin ton petrol aldı. Bu rakam Haziran’daki yaklaşık 1,2 milyon tonun altında kaldı. Özellikle Karadeniz üzerinden gelen petrol miktarı yaklaşık yarı yarıya azalarak 600 bin tondan 300 bin tonun biraz üzerine geriledi. Ağustos ayında da düşüşün devam etmesi bekleniyor.
Azalmanın temel nedenlerinden biri, Ukrayna’nın Rusya’nın Karadeniz’deki petrol altyapısına yönelik saldırıları. Saldırılar Rusya’nın bazı ihracat terminallerinde yükleme faaliyetlerini aksatırken, tanker taşımacılığındaki güvenlik riskini de artırıyor.
Karadeniz’deki savaş böylece yalnızca cephedeki askeri çatışmalarla sınırlı kalmıyor; petrol, tahıl ve deniz taşımacılığı üzerinden bölgesel ve küresel ekonomiye yayılıyor.
DEVRİMCİ YORUM: ANKARA’NIN “DENGE” POLİTİKASININ SINIRLARI
Faşist Ankara-Saray rejimi yıllardır Rusya ile NATO arasında, Doğu ile Batı arasında ve bölgesel güçler arasında denge kurarak kendi bölgesel çıkarlarını büyütmeye çalışıyor.
Rusya’dan ucuz enerji almak Ankara’nın bu politikasının önemli ayaklarından biriydi. Aynı zamanda Türkiye NATO üyesi olarak ABD ve Avrupa emperyalist sistemiyle askeri ve ekonomik bağlarını sürdürüyor.
Şimdi Ukrayna savaşı bu denge politikasının sınırlarını yeniden açığa çıkarıyor.
Rus petrolünün Türkiye’ye ulaşmasının savaş nedeniyle zorlaşması, Ankara’nın enerji bağımlılığının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Burada asıl mesele yalnızca Türkiye’nin hangi ülkeden petrol aldığı değildir. Asıl mesele, enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının emperyalist güçlerin savaş ve rekabet alanına dönüşmesidir.
Rusya, ABD, NATO ve Avrupa güçleri kendi stratejik çıkarları için Karadeniz’de karşı karşıya gelirken Ukrayna savaşı giderek enerji altyapısına, limanlara, tanker güzergâhlarına ve tahıl ticaretine yayılıyor.
Faturayı ise savaşın tarafı olmayan halklar ödüyor.
Petrol fiyatları yükseliyor, taşımacılık maliyetleri artıyor, enerji ve gıda fiyatları üzerindeki baskı büyüyor.
Ankara’nın “denge politikası” da emekçi halkların çıkarlarını değil, Türk sermayesinin ve devletin bölgesel çıkarlarını merkeze alıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin Rus petrolünü azaltmasını “Batı’ya yöneliş” ya da “Rusya’dan kopuş” şeklinde okumak yeterli değildir.
Mesele emperyalist kamplardan hangisinin kazanacağı değil; Türkiye ve bölge halklarının bu emperyalist rekabetin dışında kendi bağımsız iradesini ve sınıfsal çıkarlarını örgütleyebilmesidir.
Karadeniz’de savaşan emperyalist güçlerin hiçbiri halkların kurtuluşunu temsil etmiyor.
Bir kez daha çozüm, emperyalist savaşa karşı halkların birleşik mücadelesini çağırıyor!
