Devrimci Demokrasi

Mülkiyet, Sınıf ve Kimlik Tutulması: Tasfiyeciliğin Kadın Kurtuluşundaki İdeolojik Tahribatı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Devrimci mücadele tarihi, yalnızca egemen sınıflara karşı verilen dışsal bir savaşım değil; aynı zamanda hareketin kendi içindeki ideolojik, politik ve örgütse sapmalara karşı yürütülen amansız bir iç mücadeleler bütünüdür. Bu sapmaların en tehlikelilerinden biri olan tasfiyecilik, tarihsel olarak devrimci iddiadan vazgeçmeyi, örgütlülüğü dağıtmayı ve radikal dönüşüm hedeflerini burjuva yasallığı sınırlarına çekmeyi ifade eder. Tasfiyeciliğin yarattığı tahribat çoğunlukla stratejik ve örgütsel kayıplar üzerinden okunsa da, en derin ve kalıcı darbelerinden birini kadın mücadelesine ve ezilen cinslerin kurtuluş dinamiklerine vurur. Devrimci iddiayı tasfiye etmeye yönelen her çizgi, kaçınılmaz olarak kadın özgürlük mücadelesini de sistem içi reformizme ya da liberal kimlik siyasetinin sularına fırlatır.

Tasfiyeci çizginin kadın mücadelesi üzerindeki ilk ve en belirgin etkisi, sorunun ideolojik zeminini kaydırmasıdır. Marksist-Leninist teori, kadınların ezilmişliğini özel mülkiyetin ortaya çıkışı, sınıflı toplum yapısı ve kapitalist sömürü mekanizmalarıyla doğrudan ilişkilendirir. Dolayısıyla kadının gerçek kurtuluşu, ataerkil yapıyı besleyen maddi temellerin yani kapitalizmin ortadan kaldırılması mücadelesinden yalıtılamaz. Ancak tasfiyeci anlayış, devrimci iktidar perspektifini yitirdiği andan itibaren kadın sorununu sınıfsal bağlamından koparır. Kadın mücadelesi, toplumsal üretimin ve mülkiyet ilişkilerinin kökten değiştirilmesi hedefinden sıyrılarak, kapitalist sistem içi hak arayışlarına ve hukuki düzenlemelere indirgenir. Bu durum, kadının kurtuluşunu devrim sonrasına erteleyen dogmatik-sekter yaklaşımla madalyonun diğer yüzüdür. Tasfiyecilik, devrimi ufuktan çıkardığı için kadının özgürleşmesini “bugünün burjuva demokrasisi sınırlarında bir iyileştirme” meselesi haline getirir. Sonuç, radikal ve dönüştürücü bir kadın hareketinin yerini, sivil toplumculuğun sığ sularına hapsolmuş bir “hak savunuculuğunun” almasıdır.

Devrimci çizgide yaşanan her geri çekilme, ortaya çıkan ideolojik boşluğun burjuva ideolojisi tarafından doldurulmasıyla sonuçlanır. Tasfiyeci süreçlerin kadın mücadelesindeki izdüşümü, liberal feminizmin ve postmodern kimlik siyasetinin devrimci yapıların içine sızmasıdır. Kadın, sömürülen bir sınıfın parçası ve kurucu bir devrimci özne olmaktan çıkarılarak; yalnızca “kültürel ezilmişlik” parantezine sıkıştırılmış homojen bir kimliğe dönüştürülür. Bu yaklaşım, işçi sınıfından kadınların yaşadığı katmerli sömürüyü (hem fabrikadaki artı-değer sömürüsünü hem de ev içindeki görünmeyen emeği) görünmez kılar. Tasfiyeci çizgi, kadın sorununu mülkiyet ilişkilerinden yalıttığı oranda, burjuva ve küçük burjuva kadınların çıkarları ile proleter kadınların çıkarları arasındaki çelişkiyi unutturur. Kadın mücadelesi, egemen sistemin kurumlarında “daha fazla kadın yönetici” veya “temsilde adalet” gibi vitrin düzenlemelerine indirgenerek radikal özünü kaybeder. Sistemin temellerine dokunmayan bu sözde radikal söylemler, özünde ataerkil kapitalist çarkların dönmesini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Tasfiyecilik yalnızca fikirsel bir geri çekilme değil, aynı zamanda devrimci iradenin ve örgütsel yapıların fiilen ortadan kaldırılmasıdır. Militan, disiplinli ve yeraltı-yerüstü bağlarını kurabilen devrimci örgüt yapıları tasfiye edildiğinde, bundan en büyük zararı yine kadın militanlar görür. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki, kadınlar toplumsal yaşamın cenderesinden sıyrılıp özneleşme iradesini en güçlü biçimde devrimci saflarda, kolektif örgütlülük içinde kazanırlar. Tasfiyeci çizgi, devrimci örgütü esnetip liberal kitle derneklerine ya da legalist partilere dönüştürdüğünde, kadının iradeleşme zeminini de yok eder. Kolektif disiplinin yerini alan bireycilik, feodal ve burjuva erkek egemen davranış kalıplarının örgüt içine yeniden sızmasının önünü açar. Militan ve dönüştürücü karakterini yitiren yapılar, kadını siyasetin kurucu bir aklı ve eyleyicisi yapmak yerine, onu legal platformların estetik bir unsuru ya da niceliksel bir dolgu malzemesi haline getirir.

Netice itibarıyla, tasfiyeci çizgi devrimci iddiayı terk ederken kadın hareketini de sistemle uzlaştırmanın taşlarını döşer. Kadın mücadelesini anti-kapitalist ve anti-emperyalist eksenden koparan her hamle, özünde ataerkinin ömrünü uzatmaya hizmet eder. Bugün kadınların kurtuluşu mücadelesini büyütmenin yolu, tasfiyeciliğin yarattığı ideolojik tahribata karşı kararlı bir ideolojik mücadele yürütmekten geçer. Kadın mücadelesi, ne sınıfsal sömürüyü göz ardı eden liberal bir kimlik siyasetine terk edilebilir ne de devrim sonrasına ertelenerek tali bir sorun olarak görülebilir. Çözüm; militan, örgütlü ve sınıf eksenli bir devrimci çizginin, kadının özgün ve özerk örgütlülüğünü devrim stratejisinin merkezine koyarak yeniden inşa edilmesidir. Devrimci iddiayı rehber edinen bir kadın hareketi, tasfiyeciliğin barikatlarını yıkarak hem kendi özgürlüğünü kazanacak hem de toplumsal kurtuluşun en dinamik motor gücü olacaktır.

ROJDA ÜNSAL

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.