1949 yılında kurulan NATO, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından şekillenen iki kutuplu dünyanın askeri mimarisinin en önemli araçlarından biri olarak ortaya çıktı. Resmî söylemde “kolektif savunma” amacıyla kurulduğu ifade edilse de, tarih boyunca emperyalist sistemin siyasal, ekonomik ve askerî çıkarlarını koruyan bir müdahale aygıtı olarak işlev gördü. Yugoslavya’nın bombalanmasından Afganistan’ın işgaline, Libya’nın yıkımından dünyanın birçok bölgesindeki askerî operasyonlara kadar NATO, emperyalist müdahalelerin temel mekanizmalarından biri oldu.
Ne var ki bugün dünya, NATO’nun doğduğu koşullardan oldukça farklı bir tarihsel evreye girmiş durumda. Tek kutuplu düzen çözülürken, yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor; Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın askerî hamleleri ve bölgesel güçlerin artan etkisi, uluslararası dengeleri yeniden biçimlendiriyor. Tam da bu nedenle NATO, yalnızca dışarıdaki rakiplerle değil, kendi içindeki stratejik ayrışmalarla da yüz yüze bulunuyor.
Son yıllarda “NATO 2030” vizyonu, ardından zirvelerde alınan yeni kararlar ve savunma harcamalarının artırılması yönündeki çağrılar, ittifakı yeniden tahkim etme çabasının ürünü olarak sunuldu. Ancak bu girişimler, yapısal çelişkileri ortadan kaldırmaktan çok onları geçici olarak perdelemektedir. Çünkü emperyalist blok içerisindeki her devlet, ortak söylemlere rağmen öncelikle kendi sermayesinin ve kendi devletinin çıkarlarını esas almaktadır.
Bugün ABD açısından temel stratejik rakip Çin’dir. Washington, Hint-Pasifik eksenini güçlendirerek Pekin’i çevrelemeye çalışırken, Avrupa’nın önemli bir bölümü için en yakıcı güvenlik gündemi Rusya’dır. Ukrayna savaşı bu ayrışmayı daha görünür hale getirmiştir. ABD’nin Asya merkezli hesapları ile Avrupa’nın doğu sınırındaki kaygıları her zaman aynı doğrultuda ilerlememektedir.
Buna ek olarak Almanya, Fransa ve kimi Avrupa devletleri, uzun süredir ABD’ye mutlak bağımlılığı azaltacak bağımsız bir Avrupa savunma kapasitesi oluşturma fikrini tartışmaktadır. “Avrupa ordusu” ya da NATO’dan daha bağımsız bir güvenlik mimarisi önerileri, bu arayışın ürünüdür. Her ne kadar bu projeler henüz tam anlamıyla hayata geçirilememiş olsa da, emperyalist merkezler arasındaki rekabetin giderek derinleştiğini göstermektedir.
Diğer taraftan enerji yolları, kritik madenler, yarı iletken teknolojileri, yapay zekâ ve ticaret koridorları üzerindeki mücadele, askeri ittifakların da niteliğini değiştirmektedir. Artık yalnızca tanklar ve füzeler değil; veri ağları, çip üretimi, uzay teknolojileri ve ekonomik yaptırımlar da küresel rekabetin belirleyici araçları haline gelmiştir. NATO ise bu yeni çatışma alanlarını kapsayacak biçimde kendisini dönüştürmeye çalışsa da, üyeler arasındaki ekonomik çıkar farklılıkları bu dönüşümün önündeki en büyük engellerden biridir.
Emperyalist paylaşım mücadelesi derinleştikçe, ittifak içindeki çatlakların da büyümesi kaçınılmaz görünmektedir. Çünkü ortak tehdit söylemi, ortak çıkar anlamına gelmemektedir. Aynı masa etrafında oturan devletler, silah pazarından enerji anlaşmalarına, ticaret koridorlarından bölgesel nüfuz alanlarına kadar birçok konuda birbirleriyle de rekabet etmektedir.
Bu nedenle NATO’nun geleceğini yalnızca askerî güç dengeleri belirlemeyecektir. Asıl belirleyici olan, emperyalist sistemin kendi iç çelişkilerinin hangi yönde gelişeceğidir. Eğer yeniden paylaşım mücadelesi daha da sertleşirse, bugün aynı ittifakta bulunan güçlerin yarın farklı bloklarda ya da yeni güvenlik yapılanmalarında yer alması şaşırtıcı olmayacaktır.
Dolayısıyla NATO hâlâ güçlü bir askerî yapı olsa da, onu uzun yıllar ayakta tutan tarihsel zeminin önemli ölçüde aşındığı söylenebilir. Soğuk Savaş’ın ürünü olan bu ittifak, bugün çok kutuplu ve sert rekabetin yaşandığı yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışmaktadır. Ancak bu uyum süreci, birlik görüntüsünün ardındaki çıkar çatışmalarını ortadan kaldırmamaktadır. Tersine, emperyalist güçler arasındaki rekabet derinleştikçe NATO’nun iç dengeleri de daha kırılgan hale gelmekte; yeni ittifakların, yeni bloklaşmaların ve yeni güç mücadelelerinin zemini giderek daha belirgin biçimde oluşmaktadır.
Hıdır BARUT
