Devrimci Demokrasi

TEK ADAM MERKEZLİ ÖNDERLİK ANLAYIŞINDAN TASFİYECİLİĞE: PKK’NİN DÖNÜŞÜMÜ VE MARKSİST-LENİNİST-MAOİST AÇIDAN DEVRİMCİ ELEŞTİRİSİ (III)

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tasfiyecilik Bir Anda Değil, Adım Adım Gelişir

Tasfiyecilik, birçok kişinin sandığı gibi bir kongrede alınan tek bir kararla başlamaz. O, uzun yıllara yayılan ideolojik, politik ve örgütsel bir çözülme sürecinin ürünüdür. Önce devrimin stratejik hedefi belirsizleşir. Ardından sınıf mücadelesinin yerine “ortak yaşam”, “demokratik uzlaşma”, “barış içinde çözüm” gibi kavramlar geçirilir. Daha sonra silahlı mücadele, “tarihsel misyonunu tamamlamış” bir araç olarak tanımlanmaya başlanır. Son aşamada ise örgütün varlık nedeni, düzen içinde kabul görecek yeni bir siyasal konuma indirgenir.

Bizler açısından bu süreç, yalnızca taktik değişikliği değil, stratejik yönelim değişikliğidir. Çünkü devlet aygıtı varlığını korurken, egemen sınıfların iktidarı devam ederken ve sömürü ilişkileri sürerken, devrim perspektifinin terk edilmesi yalnızca yöntem değişikliği olarak görülemez.

Yirminci yüzyıl boyunca birçok ulusal kurtuluş hareketi büyük fedakârlıklarla mücadele etti. Ancak bunların önemli bir bölümü zamanla düzen siyasetinin sınırları içinde yeniden konumlandı.

Bu deneyimler birbirinin birebir kopyası değildir; her biri kendi tarihsel ve toplumsal koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, uzun süredir tarihsel deneyimler göstermiştir ki, silahlı mücadeleden siyasal uzlaşmaya geçiş süreçlerinde, devrim hedefi çoğu zaman giderek geri plana itilmiş ve örgütler devletlerle yeni ilişki biçimleri geliştirmiştir.

Bu nedenle MLM açısından temel soru şudur:

Devrim hedefi korunuyor mu, yoksa onun yerine sistem içinde kalıcı bir uzlaşma mı geçiriliyor?

Bu soru, yalnızca PKK için değil, tarihte benzer dönüşümler yaşayan birçok hareket için de sorulmuştur.

Mao’nun geliştirdiği kitle çizgisi, devrimci siyasetin temel ilkelerinden biridir.

“Kitlelerden öğren, kitlelere dön.”

Bu anlayışta parti, halkın yerine konuşmaz; halkın deneyimini bilimsel sosyalizmle sentezleyerek yeniden halka taşır.

Kişi kültü ise bunun tam tersidir.

Artık halk önderi izler.

Parti önderi izler.

Kadrolar önderi izler.

Sonunda hiç kimse düşünmez.

Herkes bekler.

Oysa düşünmeyen kadro yetişmez.

Sorgulamayan parti gelişmez.

Eleştirmeyen örgüt yenilenemez.

Bir hareket, tek bir beynin düşünmesine alıştığında, o beyin sustuğunda bütün hareket susma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Tarihin En Büyük Yanılgısı

Burjuva tarihçileri büyük adamlar tarihi yazar.

Komünistler ise büyük halklar tarihi yazar.

Çünkü Spartaküs’ü yaratan Roma’nın köleci düzeniydi.

Lenin’i yaratan Rus işçi sınıfının mücadelesiydi.

Mao’yu yaratan Çin köylüsünün isyanıydı.

Kaypakkaya’yı yaratan Türkiye’nin yarı-sömürge, yarı-feodal gerçekliğiydi.

Hiçbir büyük önder boşlukta doğmaz.

Hiçbir büyük teori mücadeleden bağımsız gelişmez.

Önder, tarihin üstünde değildir.

Tarihin içindedir.

Tam da bu nedenle, Marksizm-Leninizm-Maoizm önderliği reddetmez; fakat önderi tarihin yerine koymayı reddeder.

Bir Orman Neden Ayakta Kalır?

Tek bir ağacı keserseniz orman yok olmaz.

Çünkü ormanı ayakta tutan tek bir ağaç değildir.

Binlerce ağacın köklerinin birbirine tutunmasıdır.

Komünist parti de böyledir.

Bir kadro düşebilir.

Bir merkez komitesi üyesi öldürülebilir.

Bir genel sekreter yakalanabilir.

Ama parti yaşamaya devam etmelidir.

Eğer devam edemiyorsa sorun yalnızca düşmanın gücü değildir.

Sorun aynı zamanda örgütün kendisini tek bir gövde üzerine kurmuş olmasıdır.

MLM’nin kolektif önderlik anlayışı tam da bu yüzden yaşamsaldır.

Her kadro potansiyel bir önderdir.

Her komünist düşünmek zorundadır.

Her militan eleştirmek zorundadır.

Her yönetici hesap vermek zorundadır.

Çünkü hesap vermeyen önder, zamanla hesap sorulamayan öndere dönüşür.

Hesap sorulamayan önder ise kaçınılmaz olarak kişi kültünü besler.

Öyleyse burdan geleceğin devrimci hareketleri İçin dersler çıkartılması gerekir.

PKK’nin tarihsel deneyimi, yalnızca Kürt ulusal hareketi açısından değil, bütün devrimci hareketler açısından tartışılması gereken önemli dersler içermektedir.

Bir hareketin milyonlarca insanı etkileyebilmesi büyük bir tarihsel başarıdır.

Ancak o hareket, ideolojik pusulasını kaybettiğinde büyüklüğü onu koruyamaz.

Çünkü pusulasını kaybeden en büyük gemiler de okyanusun ortasında yönünü şaşırabilir.

Devrimci hareketlerin gerçek güvencesi, karizmatik liderler değil; doğru ideolojik çizgi, kolektif önderlik, demokratik merkeziyetçilik ve örgütlü halktır.

Sonuç Yerine: Silahlı Direnişten Düzen Uzlaşısına, Kör İtaattan Tarihsel İflasa

MLM’nin temel öğretisi şudur:

Önderlik zorunludur.

Ama tek adamcılık zorunlu değildir.

Disiplin zorunludur.

Ama kör itaat devrimci değildir.

Merkeziyetçilik zorunludur.

Ama demokrasi olmadan merkeziyetçilik bürokratizme dönüşür.

Eleştiri devrimci yaşamın oksijenidir.

Özeleştiri onun vicdanıdır.

Kolektif önderlik ise onun sigortasıdır.

Tarih, tek adamların değil, örgütlü halkların eseridir.

Bugün adları anılan bütün büyük devrimciler, kendi dönemlerinin örgütlü sınıf mücadelelerinin ürünüdür. Onları tarih sahnesine çıkaran da, onları kalıcı kılan da milyonların mücadelesidir.

Bu nedenle gerçek devrimci görev, önder yetiştirmekten önce devrimci kadrolar yetiştirmektir; kadrolardan önce örgütü güçlendirmektir; örgütten önce ise halkın bilinçli ve örgütlü gücünü büyütmektir.

Çünkü sonunda kazanacak olan tek bir kişinin iradesi değil, örgütlü halkın tarihsel yürüyüşü olacaktır.

Yıllar önce dağlarda yankılanan silahlı direniş sloganları, bugün gelinen noktada devletin egemenlik sınırları içinde ve sarayın gölgesinde yürütülen bir uzlaşma masasına kurban edilmiştir. Bir zamanlar “devrim”, “özgürlük” ve “silahlı mücadele” adıyla milyonları arkasından sürükleyenler, bugün tek bir adamın iki dudağı arasından çıkan emirle geçmişteki bütün söylemlerini bir çırpıda unutabilmektedir. Dün “tarihsel misyon” olarak görülen silahlı direniş, bugün bir lütuf veya emir-komuta zinciri içinde tek taraflı olarak tasfiye edilmekte; yıllarca bu uğurda can veren, bedel ödeyen kadrolar ve taban ise bu ani yön değişimine karşı salt bir sessizlik ve kör bir itaatle boyun eğmektedir.

Bu durum, tam da metnin başında vurgulanan tasfiyeciliğin en somut ve trajik tablosudur. Öyle ki, tek adam merkezli liderlik anlayışı öyle bir boyuta ulaşmıştır ki; yıllarca eleştirilen devlet aklıyla bugün kapalı kapılar ardında el sıkışılırken, örgüt içinden tek bir eleştirel ses dahi yükselmemektedir. Dün söylenenlerin tam zıddı savunulurken “önderlik iradesi” denilerek sorgulama yeteneğini yitirmiş, düşünmeyen, tartışmayan ve yalnızca “bekleyen” bir kadro yapısı ortaya çıkmıştır. Bir zamanlar devrim iddiasıyla yola çıkan bir hareketin, tek bir kişinin kararıyla sistemin sınırlarına hapsedilmesi ve bunun “tarihsel bir adım” olarak pazarlanması, ideolojik çözülmenin en çıplak kanıtıdır.

Tarih bir kez daha göstermiştir ki; kolektif akıldan, demokratik merkeziyetçilikten ve eleştiri-özeleştiri mekanizmalarından koparak kendisini tek bir şahsın iradesine endeksleyen hiçbir hareket, tasfiyecilikten kurtulamaz. Silahı eline alan da o silahı tek adamın kararıyla devlete teslim eden de aynı zihniyetin ürünüdür. Çünkü mesele yalnızca bir yöntem değişikliği değil, devrimci iddiadan vazgeçilerek düzen sınırlarına entegre olma tercihidir.

Sonuç olarak; ne tek bir adamın iradesi ne de sarayın koridorlarında örülen uzlaşma masaları halkların kurtuluşunu sağlayabilir. Gerçek devrimci duruş; körü körüne itaati reddeden, önderliği tarihin ve halkın iradesinin üstüne çıkarmayan, eleştiriyi ve sorgulamayı yaşam tarzı haline getiren örgütlü bilinçtir. PKK’nin yaşadığı bu tarihsel kırılma ve tasfiye süreci, geleceğin devrimci hareketleri için açık bir ders olmalıdır: Kolektif akıldan ve halkın öz örgütlülüğünden kopan her hareket, kaçınılmaz olarak tek adamın elinde düzene teslim olmaya mahkûmdur.

Erdoğan Sirtikan

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.