Devrimci Demokrasi

TÜRKİYE’DE EKONOMİK KRİZİN KADIN YÜZÜ  

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’de derinleşen ve kronikleşen ekonomik kriz, toplumun tüm kesimlerini sarsarken; bu yıkımın faturası en ağır ve en acımasız şekilde kadınlara kesilmektedir. Kapitalist-ataerkil sistem, kriz dönemlerinde sömürüyü derinleştirmek için kadın kimliğini ve emeğini hedef tahtasına oturtur. Marksist-Leninist-Maoist perspektiften bakıldığında bu durum, sermayenin krizini aşmak için başvurduğu geçici bir aksaklık değil, sömürü düzeninin yapısal ve bilinçli bir yeniden üretim mekanizmasıdır. Kriz, kadınları ekonomik ve toplumsal düzlemde iki defa vurmaktadır.

Kapitalist üretim ilişkileri, erkek egemen ideolojiyle harmanlanarak kadın emeğini değersizleştirir ve ev içine hapseder. Kriz ortamında gıda fiyatlarının fırlaması, faturaların kabarması ve temel tüketim maddelerine ulaşılamaması, ev içindeki geçim krizini doğrudan kadının omuzlarına yıkar. Maoist politikanın temel taşlarından biri, ev içi emeğin sermaye için taşıdığı karşılıksız değerin teşhir edilmesidir. Kriz derinleştikçe kadınlar; daha ucuz gıdaya ulaşabilmek için semt pazarlarını saatlerce arşınlamak, doğalgazı veya elektriği kısmak zorunda kaldıkları evlerde ısıtma ve temizlik gibi temel ihtiyaçları daha kısıtlı imkanlarla yürütmek, yaşlı, hasta ve çocuk bakımının devlete ait olması gereken kamusal yükünü bireysel olarak sırtlamak zorundadırlar. Sermaye düzeni, kamusal sosyal devletin tüm kırıntılarını tasfiye ederken, bu boşluğu kadının karşılıksız ve sömürüye dayalı ev içi emeğiyle doldurur. Kadın, ev içinde bir hayatta kalma uzmanına dönüştürülür; böylece kapitalizm, işçi sınıfının yeniden üretim maliyetini en aza indirirken kadın emeğini iki kat daha fazla sömürür.

Krizin ikinci ve en yıkıcı vuruşu ise kamusal alanda, yani üretim ilişkileri ve istihdamda gerçekleşir. Sermaye, krizin yükünü sırtından atmak için ilk olarak esnek, güvencesiz ve yedek sanayi ordusu olarak gördüğü kadınları işten çıkarır. Resmi ve gizli işsizlik verileri, kriz dönemlerinde kadın istihdamının erkeklerden çok daha hızlı daraldığını göstermektedir. Kadınlar, krizin ilk dalgasında kapı önüne konulan ilk feda edilebilir kesim haline gelmektedir. İş bulabilen kadınlar ise güvencesiz, sendikasız, asgari ücretin bile altında, kayıt dışı ve ağır çalışma koşullarına mahkûm edilmektedir. Tekstil, hizmet, gıda ve bakım sektörü gibi alanlarda çalışan kadınlar; mobbinge, uzun mesai saatlerine ve tacize karşı savunmasız bırakılmaktadır. Maoist perspektif, kadının ezilme biçiminin sınıf mücadelesinden bağımsız ele alınamayacağını savunur. Sınıf mücadelesinin en ezilen ve en geri plana itilen kesimi olan kadınlar, çifte sömürü cenderesi altında hem kadın olmaktan kaynaklı ataerkil baskıyla hem de işçi/emekçi olmaktan kaynaklı sınıfsal sömürüyle aynı anda boğuşmaktadır.

Bugün Türkiye’de ekonomik kriz, kadınların bedenine, emeğine ve geleceğine yönelik topyekûn bir saldırı halini almıştır. Burjuva medyanın ve sistem içi politikaların tasarruf, kemer sıkma veya aile bütçesi yönetimi kisvesi altında kadına dayattığı rol, köleliği yeniden üretmekten başka bir anlama gelmemektedir. Maoist kadın perspektifi bize şunu açıkça göstermektedir: Kadınların bu cendereden kurtuluşu, ne sermaye düzeni içinde bireysel başarı hikâyeleri yazmakla ne de patriyarkal sistemi makyajlayan reformist politikalarla mümkündür. Çözüm; ev içi emeğin sömürüsüne, güvencesizliğe, işsizliğe ve erkek egemen kapitalist düzene karşı öz güçle örgütlenmekte yatar. Kadınlar; mutfaklardaki tencerelerin kaynamaması karşısında duydukları öfkeyi, fabrikalarda, tarlalarda, mahallelerde ve sokaklarda ortak bir devrimci direnişe dönüştürmelidir. Türkiye’de ekonomik kriz kadınları iki defa vuruyorsa, kadınların bu düzene vereceği cevap da ikili bir bilinçle; hem sınıfsal hem de ataerkilliğe karşı amansız bir mücadeleyle olmalıdır. Sermayenin krizini kadınlar değil, sömürü düzeninin kendisi ödeyecektir.

ROJDA ÜNSAL

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.