Tarih, bedel ödeyenlerin, inancından vazgeçmeyenlerin ve yaşamını halkların özgürlük mücadelesine adayanların bıraktığı izlerle yazılır. Her kuşak, kendisinden önce yürüyenlerin deneyimlerinden öğrenerek kendi sorumluluğunu üstlenir. Baba Erdoğan, bu tarih içerisinde yalnızca mücadele etmiş bir devrimci değil; yaşamını komünist mücadeleye adamış, örgütlü çalışmayı ve kolektif sorumluluğu benimsemiş bir komünist kadro ve önder olarak yerini almıştır.
Onu anlatan, yalnızca ödediği bedeller değildir. Asıl olarak ideolojik bağlılığı, örgütlü yaşama verdiği önem, kolektif sorumluluk anlayışı ve zor koşullarda dahi mücadele görevlerinden geri durmamasıdır. Komünist kadro olmak, düşünceleri savunmanın ötesinde, onları yaşamın ve örgütlü mücadelenin içinde somutlaştırmayı gerektirir. Baba Erdoğan’ın değeri de burada ortaya çıkar: Kendisini kişisel çıkarların değil, kolektif mücadelenin ihtiyaçlarına göre konumlandıran bir kadro anlayışını temsil etmiştir.
Bu anlayışın tarihsel kökleri, İbrahim Kaypakkaya’nın açtığı radikal kopuş çizgisinde bulunur. Kaypakkaya’nın devrimci yaklaşımı; ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını, Kemalizm ve gericilikle hesaplaşmayı ve köklü toplumsal dönüşüm perspektifini esas almıştır. Baba Erdoğan da bu geleneğin yalnızca savunucusu değil, onun örgütlü mücadele içerisinde taşıyıcılarından biri olarak anılmalıdır.
Tam da bu nedenle Baba Erdoğan’ın mirasını konuşurken tasfiyecilik sorununu görmezden gelemeyiz.
Devrimci hareketler açısından tasfiyecilik, yalnızca siyasal çizgideki bir değişim değildir. Devrimci hedeflerin daraltılmasıyla birlikte kadro anlayışının, kolektif sorumluluğun ve örgütlü mücadele kültürünün aşınmasıdır. Mücadeleyi mevcut düzenin sınırları içerisinde elde edilecek kazanımlara sıkıştıran, devrimci pratiği geri plana iten ve geçmişin mücadele mirasını yalnızca sembolik bir hatıraya dönüştüren anlayışlar, bu açıdan eleştirilmelidir.
Baba Erdoğan’ın komünist kadro olarak bıraktığı miras, bu tasfiyeci yönelimin tam karşısında durmaktadır. Onun yaşamında somutlaşan kadro anlayışı; ilkeleri korumayı, örgütsel sorumluluğu üstlenmeyi ve mücadeleyi günübirlik hesapların üzerinde tutmayı gerektirir. Bu nedenle onun anısını sahiplenmek, mirasının içini boşaltan tasfiyeci eğilimlerin yarattığı tahribatı da teşhir etmeyi zorunlu kılar.
Bu hesaplaşma kişisel husumetler üzerinden değil, siyasal ve ideolojik sorumluluk üzerinden yürütülmelidir. Amaç yalnızca geçmişin yanlışlarını teşhir etmek değil; örgütlü mücadeleyi zayıflatan, kolektif iradeyi aşındıran ve kadroları edilgenleştiren anlayışların yeniden üretilmesini engellemektir.
Aynı sorumluluk, hareket içerisindeki eril zihniyet ve bürokratik tahakküm biçimleri açısından da geçerlidir. Kadınların özgürleşmesini toplumsal dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak gören devrimci anlayış; kadın yoldaşların özneleşmesini engelleyen, erkek egemen ilişkileri yeniden üreten ve bürokratik hiyerarşileri dokunulmazlaştıran pratiklerle hesaplaşmayı gerektirir. Komünist kadro anlayışı, başkaları üzerinde tahakküm kurmak değil; kolektif sorumluluk taşımak, eleştiriye açık olmak ve mücadeleyi kişisel çıkarların üzerinde tutmaktır.
Bugün Baba Erdoğan’ın ölüm yıl dönümünde onu anmak, yalnızca geçmişi yad etmek değildir. Onun ideolojik kararlılığını, örgütlü mücadeleye bağlılığını ve önderlik sorumluluğunu hatırlamak; aynı zamanda bu mirasın içini boşaltan tasfiyeci anlayışlara karşı durmaktır.
Baba Erdoğan’ın mirası, bir isimden ya da geçmişte kalmış bir mücadele döneminden ibaret değildir. miras; ilkeleri savunma, kolektif sorumluluk taşıma, örgütlü mücadeleyi güçlendirme ve devrimci değerleri koruma sorumluluğudur.
Baba Erdoğan’ı anmak, komünist kadro sorumluluğunu sahiplenmektir.
Onun mirasını yaşatmak, tasfiyeciliğin yarattığı tahribata karşı durmaktır.
Ve onun bıraktığı mücadele değerlerini geleceğe taşımaktır.
Baba Erdoğan’ın mirası unutulmayacak, tasfiyeciliğin gölgesinde bırakılmayacaktır.
ROJDA ÜNSAL
