BÖLÜM I
Giriş
Her devrimci hareket yalnızca düşmanla değil, kendi içinde taşıdığı ideolojik, politik ve örgütsel çelişkilerle de sınanır. Tarih göstermektedir ki birçok hareket, askeri yenilgiden önce ideolojik çözülmeye uğramış; örgütsel tasfiyecilik, siyasal tasfiyenin önünü açmıştır. Devrimci mücadele yalnızca silahla değil, doğru ideolojik çizgiyle yürütülür. Yanlış çizgi, en büyük orduları bile etkisiz hale getirebilir; doğru çizgi ise en ağır koşullarda dahi mücadeleyi yeniden ayağa kaldırabilir. Tarih bunun zengin örnekleriyle doludur.
Bu nedenle Marksizm-Leninizm-Maoizm açısından temel sorun yalnızca bir hareketin ne kadar büyük olduğu değil, hangi sınıf çizgisinde yürüdüğü, hangi ideolojik temele dayandığı ve örgütsel yaşamını hangi ilkeler üzerine kurduğudur.
PKK’nin yaklaşık yarım asra yaklaşan tarihi de bu açıdan incelenmeye değerdir. Çünkü bu tarih, yalnızca bir ulusal hareketin gelişimini değil; aynı zamanda tek adam merkezli önderlik anlayışının, kişi kültünün ve ideolojik dönüşümün devrimci mücadeleyi nasıl farklı bir mecraya sürükleyebileceğine ilişkin önemli tartışmalar barındırmaktadır.
Öyleyse Tarihin Motoru Kimdir?
Burjuva tarih yazımı çoğu zaman tarihi kralların, komutanların, devlet başkanlarının veya karizmatik liderlerin eseri olarak anlatır. Sanki Napolyon olmasaydı Fransa tarihi olmayacak, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi gerçekleşmeyecek, Mao olmasaydı Çin halkı ayağa kalkamayacakmış gibi bir anlayış hâkimdir.
Oysa tarihsel materyalizm bunun tam tersini söyler.
Marx, tarihin gerçek yaratıcısının üretici sınıflar, emekçi halklar ve onların yürüttüğü sınıf mücadeleleri olduğunu ortaya koymuştur. İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar; ancak onu kendi seçtikleri koşullar altında değil, kendilerine miras kalan maddi koşullar içinde yaparlar.
Bu nedenle devrimler milyonların eseridir.
Paris Komünü’nü birkaç önder değil, Paris işçileri kurmuştur.
1917 Ekim Devrimi’ni yalnızca Lenin değil, Petrograd işçileri, köylüler ve asker sovyetleri gerçekleştirmiştir.
Çin Devrimi’ni yalnızca Mao değil, milyonlarca köylü, işçi ve Kızıl Ordu savaşçısı zafere ulaştırmıştır.
Vietnam’da ABD emperyalizmini yalnızca Ho Chi Minh değil, bütün bir Vietnam halkı yenmiştir.
Dolayısıyla tarih, büyük insanların değil; büyük halk hareketlerinin tarihidir.
Peki Bu Tarihte Önderlerin Hiç mi Rolü Yoktur?
Tam tersine.
Marksizm-Leninizm-Maoizm bireyin tarihsel rolünü inkâr etmez.
Lenin olmasaydı Bolşevik Parti aynı hızla Ekim’e yürüyebilir miydi?
Mao olmasaydı Çin Devrimi aynı stratejik hatta ilerler miydi?
İbrahim Kaypakkaya yoldaş olmasaydı Türkiye’de Maoizm aynı açıklıkta teorileştirilebilir miydi?
Muhtemelen hayır.
Ancak burada belirleyici olan nokta şudur:
Hiçbir önder, tarihi tek başına yaratmaz.
Önder; sınıf mücadelesinin içinden doğar.
Kitlelerin deneyimini teorileştirir.
Dağınık mücadeleyi örgütler.
Doğru siyasal hattı geliştirir.
Kitlelerin önünde yürür; fakat onların yerine geçmez.
Lenin’in deyişiyle parti, proletaryanın öncü müfrezesidir; proletaryanın yerine geçen bir kast değildir.
Mao’nun geliştirdiği kitle çizgisi de tam olarak bunu ifade eder:
“Kitlelerden öğren, kitlelere dön.”
Yani önderlik, kitlelerin üzerinde duran bir akıl değildir.
Kitlelerin içinde yoğrulan, onların deneyimini bilimsel sosyalizmle birleştiren kolektif bir bilinçtir.
Kişi kültü sorunu tam da burada ortaya çıkar.
Önderlik ile kişi kültü aynı şey değildir.
Gerçek önderlik eleştiriye açıktır.
Kişi kültü ise eleştiriyi ihanet sayar.
Gerçek önderlik örgütü güçlendirir.
Kişi kültü örgütü küçültür.
Gerçek önderlik yeni kadrolar yaratır.
Kişi kültü bütün kadroları tek kişiye bağımlı hale getirir.
Gerçek önderlik düşünmeyi öğretir.
Kişi kültü itaat etmeyi öğretir.
İşte tam bu noktada diyalektik materyalizm yerini idealizme bırakmaya başlar.
Çünkü artık tarihi yapan sınıflar değil, tek bir kişidir.
Doğru ile yanlış, kolektif tartışmalarla değil, önderin söyledikleriyle belirlenmektedir.
Böyle bir yapıda parti, devrimci örgüt olmaktan çıkar; tek merkezli bir itaate dönüşür.
Demokratik Merkeziyetçilik Neden Hayatidir?
Lenin demokratik merkeziyetçiliği boşuna geliştirmedi.
Çünkü komünist parti yalnızca emir-komuta örgütü değildir.
Aynı zamanda kolektif aklın örgütüdür.
Her kadro düşünür.
Her kadro eleştirir.
Her kadro özeleştiri verir.
Her kadro karar süreçlerine katılır.
Karar alındıktan sonra ise herkes ortak iradeyi uygular.
İşte bu mekanizma tek adamcılığı engeller.
Bu mekanizma önderi de korur.
Çünkü eleştirilmeyen önder hata yapmaya mahkûmdur.
Eleştirilmeyen yönetici gerçekleri öğrenemez.
Gerçekleri öğrenemeyen önder ise zamanla kendi yarattığı dünyanın içine kapanır.
Saraylarda yaşayan kralların en büyük sorunu buydu.
Çevrelerinde yalnızca onları alkışlayan insanlar vardı.
Sonunda halkın ne düşündüğünü anlayamadılar.
Birçok devrimci hareket de aynı yanlışa düştü.
Eleştiri ortadan kalktı.
Önder sorgulanamaz hale geldi.
Örgüt düşünemez hale geldi.
Ve düşünmeyen örgüt zamanla yürüyemez hale geldi.
Bir Geminin Hikâyesi
Bir devrimci hareket büyük bir gemiye benzer.
Bu geminin pusulası ideolojidir.
Haritası programıdır.
Motoru örgütüdür.
Yakıtı halktır.
Mürettebatı kadrolardır.
Kaptanı ise önderliktir.
İyi bir kaptan gemiyi tek başına götüremez.
Motor çalışmazsa gemi gitmez.
Yakıt biterse gemi ilerlemez.
Pusula bozulursa yön kaybolur.
Harita yanlışsa rota şaşar.
Mürettebat çalışmazsa kaptan hiçbir şey yapamaz.
Ama kişi kültü bütün bunları tersine çevirir.
Artık gemiyi pusula değil kaptan yönetmektedir.
Haritaya gerek yoktur.
Mürettebat düşünmez.
Motor sorgulamaz.
Kaptan ne derse o olur.
İşte gemiler en çok böyle zamanlarda kayalıklara çarpar.
Çünkü artık yanlış yapabilecek tek kişi bütün geminin kaderini belirlemektedir.
Nehir mi, Pınar mı?
Bir başka benzetmeyle ifade edelim.
Devrim büyük bir nehirdir.
Bu nehir binlerce küçük derenin birleşmesiyle oluşur.
İşçiler…
Köylüler…
Kadınlar…
Gençler…
Gerillalar…
Parti kadroları…
Ölümsüzlerin bıraktığı miras…
Hepsi bu büyük nehrin kollarıdır.
Önder ise o nehri yönlendiren yataklardan biridir.
Ama kişi kültü, nehri tek bir pınardan ibaret sayar.
Pınar kurursa nehir de bitecektir.
Oysa gerçek nehir, tek bir kaynaktan değil, binlerce kaynaktan beslenir.
Gerçek komünist partiler de böyledir.
Bir kadro düşer.
Bir önder ölür.
Bir yönetici yakalanır.
Ama parti yaşamaya devam eder.
Çünkü devrimin gerçek gücü tek bir kişide değil, örgütlü halkın kolektif bilincindedir.
İşte Marksizm-Leninizm-Maoizm’in kişi kültüne karşı çıkmasının temel nedeni budur.
Çünkü kişi kültü, sonunda halkın gücünü küçültür; örgütün yerine bireyi koyar; kolektif aklın yerine mutlak itaati geçirir.
Ve tarihin defalarca gösterdiği gibi, örgütünü tek kişiye endeksleyen hareketler, o kişinin yaşadığı her siyasal kırılmayı bütün hareketin kaderi haline getirir.
Erdoğan Sirtikan
Devam edecek
