Son haftalarda “Alevi Aydınları Bildirgesi” etrafında köpürtülen polemikler, egemen sınıfların, tarihsel revizyonizmin ve reformist illüzyonların ideolojik krizini bir kez daha felsefi ve siyasi çıplaklığıyla sergilemiştir. Mesele süreli bir belgenin sahihliği ya da parlamenter aktörlerin dil kazaları değildir. Mesele; ezilenlerin hafızasının, iktidarın teolojik ve sınıfsal masalarında bir pazarlık unsuru haline getirilmesine karşı ontolojik bir itirazdır.
1. Tarihsel Trajedi ve Feodal Parazitizm: Sultanların İttifakı Halkların Kıyameti Olmuştur
16. yüzyılın Yavuz-Bitlisi ittifakını günümüz siyasal süreçlerine tarihsel bir “çözüm modeli” veya “kardeşlik kökü” olarak sunmak, tarihsel materyalizmin diyalektiğini katletmektir. Yavuz-Bitlisi uzlaşısı; Osmanlı feodal-şer’i devlet aklının doğuya doğru genişlerken, topraksız Kızılbaş-Alevi köylü kitlelerini, komünal direniş odaklarını ve ezilen halkları kıyımdan geçirme stratejisidir.
Tarih, egemenlerin kadeh tokuşturduğu saray odalarında değil; toprağı işleyenlerin, çarkı döndürenlerin diyalektik çelişkilerinde yazılır. Başkan Mao ’nun vurguladığı gibi: “Tarihi yapan kitlelerdir.” Egemenlerin tarihsel hafızayı tahrif ederek sunduğu her “feodal barış”, ezilenlerin sırtına inen yeni bir kırbaç olmuştur. Pir Sultan’ın dar ağacındaki duruşu, tam da bu feodal-sömürücü devlet aklına karşı sınıfsal ve felsefi bir reddiyedir.
2. “Ümmet” İllüzyonu, Yabancılaşma ve “Makbul” Alevi İmalatı
Egemenlerin sıkça sarıldığı “ümmet kardeşliği” ya da “Medine Vesikası” söylemleri, sınıfsal çelişkilerin üzerini örten ideolojik birer şaldır. Din ve ümmet paravanı, sömüren ile sömürüleni aynı hizaya dizme yanılsaması üretir.
Bugün burjuva ve reformist siyaset, aynı illüzyonla kendi “makbul Alevisini” imal etmeye çalışmaktadır:
• Kendi icat ettiği sınıfsız, çizgisiz ve pasif Alevi’yi “geleneksel/makbul”,
• Tarihsel Kızılbaş köklerine sahip çıkan, eşit yurttaşlık ve birleşik devrimci hatta duran Alevi’yi ise “bozulmuş/marjinal” ilan eden bu akıl, egemenlerin klasik böl ve yönet politikasıdır.
Alevilik, ne egemen devlet aklının ne de burjuva partilerinin icazetine muhtaçtır. Alevi emekçileri siyasi pazarlıkların edilgen bir nesnesi değil; komünal geleneğinden aldığı güçle devrimin öznesidir.
3. Temsil Kibri ve Siyasal Elitizm: Lütuf Değil, Hak Hakikatten Beslenir
“Sokaktan alıp vekil yaptık” ifadesinde somutlaşan üstenci, burjuva-elitist dil; kitleleri özne değil, pasif birer seçmen sürüsü olarak gören bürokratik yozlaşmanın tecellisidir. Siyaset elitlerin halka lütfu değildir; kitlelerin kendi kaderini eline alma eylemidir. Kadroları yaratan, bedel ödeyen ve tarihi ileriye taşıyan ezilen halk kitlelerinin kendisidir. Hiçbir halk hareketi, burjuva siyasetçilerin veya elitlerin alacak-verecek defteri değildir.
4. Şovenizme ve Pasifizme Karşı Diyalektik Yarılma
Egemenler önümüze sahte bir ikilem koymaktadır: “Ya egemenlerin çizdiği barış sınırlarına biat edersin ya da savaş kışkırtıcısısın.”
Devrimci metodoloji bu konformist tuzağı yıkar:
• Kürt halkının ulusal, demokratik ve insani hakları amasız-fakatsız savunulmalıdır. Kürt halkının özgürlük yürüyüşünü boğmak için Alevi katliam hafızasını araçsallaştıran Türk/Kürt şovenizmine karşı tavizsiz durulmalıdır.
• Ancak barış; sermayenin, devletin ve feodal kliklerin mülkiyetinde bir kavram değildir. Hakiki barış; Alevilerin, Kürtlerin, işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-kapitalist ortak mevzisinde kurulabilir.
Bir halkın özgürlüğü, başka bir halkın tarihsel yarasının üstüne basarak inşa edilemez.
Hızır Paşa’nın Sofrası Değil, Şah Kalender’in Semahı!
Tarihsel ve felsefi şafağa yürürken duruşumuz nettir:
• Devletin güdümünde Alevi olmayacağız!
• Burjuva düzen partilerinin stepnesi olmayacağız!
• Osmanlıcı-feodal ittifakları “çözüm” diye yutturmaya çalışan Hızır Paşalara boyun eğmeyeceğiz!
Çözüm; ne 16. yüzyılın kanlı feodal masalarında ne de burjuva parlamentosunun ceylan derisi koltuklarındadır. Çözüm; Pir Sultan’ın iktidara eğilmeyen başını, Kürt halkının ulusal direnişini ve işçi sınıfının devrimci öfkesini aynı sınıfsal nehirde buluşturmaktır.
Hakikat’ın yolundan yürüyenler, Hızır Paşaların sofrasına oturmaz!
Mehmet Karaca
