Devrimci Demokrasi

Kişi Kültü, Bürokratik Kast ve Lümpenleşme: Burjuva Siyasetinin Sınırlarında CHP ve Devrimci Görevler

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Egemen siyasetin ve burjuva parlamento oyunlarının yapısal krizi derinleştikçe, kitleleri manipüle eden aygıtların içsel çürimesi de daha görünür hale geliyor. Bu çürümenin en somut örneklerinden biri, kendisini “sosyal demokrat” veya “ilerici” olarak pazarlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki oligarşik ve bürokratik işleyişte cisimleşmektedir. Ancak mesele sadece burjuva partileriyle sınırlı değildir; bu egemen ideolojik virüs, tasfiyeci ve statükocu pratikler üzerinden devrimci iddia taşıyan yapıların saflarına da sızmaktadır.

​1. Kitle Çizgisinden Kopuş ve Lider Fetişizmi

​Maoist teorinin ve devrimci siyasetin temel direği şudur: “Kitlelerden kitlelere.” Doğru ve devrimci bir siyaset; kitlelerin içindeki dağınık, ham fikirleri toplar, bunları Marksist-Leninist-Maoist yöntemle sistematize eder ve netleşmiş bir program halinde tekrar kitlelere götürür. Siyasetin öznesi kitlelerdir.

​Oysa CHP ve benzeri sistem içi yapılardaki pratik, bu kitle çizgisinin tam karşıtı olan “lider odaklı ve kapalı kapılar ardında alınan kararların” kusursuz birer örneğidir.

• ​Bürokratik Klikleşme: CHP’de isimler (X lider, Y aday) değişse de tabana dayatılan “Kişi Kültü” değişmemektedir. Parti içi iktidarı ele geçiren her bürokratik klik, kendi liderini hatasız, eleştirilemez ve mutlak bir figür olarak örgütün tepesine oturtmaktadır.

• ​Koltuğun Kutsanması: Siyaset, ezilen halk kitlelerinin çıkarları için verilen bir mücadele olmaktan çıkarılarak, liderin etrafında kümelenmiş bir avuç burjuva bürokratın koltuk koruma ve rant paylaşım mekanizmasına dönüştürülmüştür. Üyenin ve halkın özne olmadığı, sadece yukarıdan dikte edilen kararları alkışlamakla görevli kılındığı bu yapılar demokratik değil; görünüşte parlamenter, özünde ise oligarşiktir.

​2. Karşıtına Hakaret ve Linç Kültürü: Entelektüel Sığlığın ve Lümpenleşmenin Silahı

​Burjuva siyasetinin tıkandığı yerde, kolektif iradenin ve sağlıklı tartışma zeminlerinin yerini tasfiyeci bir şiddet dili alır. Farklı görüşlerin, çizgilerin ve politikaların yarışması gereken platformlar, birer ideolojik suikast merkezine dönüştürülür.

• ​Halk İçi Çelişkilerin Düşmanca Ele Alınması: Mao, çelişkileri net bir çizgiyle ayırır: Halkın kendi arasındaki çelişkiler (ikna, tartışma ve demokratik yöntemlerle çözülür) ve düşmanla aradaki çelişkiler (uzlaşmazdır ve antagonistiktir). CHP içindeki oligarşik odaklar, kendi koltuklarını ve sınıfsal ayrıcalıklarını sarsan her haklı parti içi eleştiriyi “düşmanca bir saldırı” gibi kodlamaktadır.

• ​Yaftalama ve Şovenist Refleksler: Siyaseten dönüşüm isteyen, mevcut teslimiyetçi politikalara itiraz eden veya liderlik kültünü sorgulayan üyeler; egemen sistemin en kirli kodlarıyla (ırkçı, şovenist ve gerici yaftalarla) hedef gösterilmektedir. Muhalif sesleri değersizleştirmek için kullanılan bu nefret dili, burjuva ideolojik sığlığın ve entelektüel iflasın en net kanıtıdır. Tartışacak ideolojik argümanı, kitleleri ikna edecek devrimci bir programı kalmayan bürokratik kast, elindeki gücü korumak için çareyi lümpenleşmede ve faşizan yöntemlerde bulmaktadır.

​3. “Demokratik Merkeziyetçilik” Maskeli Feodal Biat Kültürü

​Demokratik esaslara, tabanın iradesine ve kolektif tartışma süreçlerine göre alınan kararlara uymak devrimci bir disiplindir. Ancak CHP pratiklerinde görülen durum, demokratik merkeziyetçilik değil, “koltuk disiplini”dir.

“Üye yoksa parti de yoktur.” Eğer bir mekanizma, tabanının sesini boğmak için disiplin kurullarını, ihraç genelgelerini ve bürokratik barikatları bir sopa gibi kullanıyorsa, orada devrimci ya da demokratik bir disiplinden söz edilemez. Orada hakim olan tek şey feodal bir biat kültürüdür.

​Mevcut disiplin anlayışı; partinin ideolojik olarak düzene entegre olmasını, sağa kaymasını, ilkesiz ittifaklar kurmasını veya halktan kopuk politikalar üretmesini eleştirenleri susturmak için bir sansür aygıtı olarak işletilmektedir.

​Devrimci Saflara Uyarı: Gizli Feodalizm ve Despotizmle Hesaplaşma

​Söz konusu bu yozlaşma, sadece burjuva revizyonist partilerin bir sorunu değildir. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki; bu tür otoriter, sekter ve tasfiyeci klikleşmeler devrimci örgütlerde ve partilerde de ciddi ayrılıkların, yarılmaların zeminini oluşturmuştur.

​Devrim iddiası taşıyan, “mülkiyeti ve sistemi değiştireceğini” iddia eden unsurlar dahi; iş kendi “küçük iktidar alanlarına”, klik çıkarlarına veya statükolarına geldiğinde, farklı düşünen yoldaşlarını bir çırpıda değersizleştirmek, itibarsızlaştırmak ve tasfiye etmek için burjuva siyasetinin en kirli yöntemlerine başvurabilmektedir. Geçmişte yaşanan acı deneyimlerle sabittir ki; teoride devrimci, pratikte ise gizli feodal, despot ve faşizan davranışlar sergileyen yapılar kitlelerin güvenini kaybetmeye mahkumdur.

​Özcesi

​Gerek burjuva parlamento kulislerinde gerekse devrimci iddialı yapıların iç işleyişinde yaşanan bu pratikler, “otoriter yapıya mutlak itaat” dayatmasından başka bir şey değildir. Kişi kültleri yaratmak, liderleri hatasızlaştırmak ve demokratik eleştiri hakkını kullananları linç kültürünün harcıyla boğmak, hiçbir yapıyı halkın öncüsü yapmaz. Aksine onu sistem içi, yozlaşmış bir aygıta dönüştürür.

​Eğer kitlelerin iradesi, tabanın sesi ve kolektif akıl, kapalı kapılar ardındaki bürokratik pazarlıklara kurban ediliyorsa, o partinin ya da örgütün tabelasında ne yazdığının, hangi amblemi taşıdığının tarihsel ve devrimci açıdan hiçbir hükmü kalmamıştır. Çözüm; burjuva kliklerin peşine takılmakta değil, saf ve tavizsiz bir kitle çizgisiyle devrimci demokrasiyi aşağıdan yukarıya inşa etmektedir.

Mehmet KARACA

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.